Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Cumartesi, Ocak 15, 2022

Siz, Selefiliğin Hangi Kolundansınız?

Bugünkü makalemizi selefiliğe ayırdık; zira selefilik, başlangıçta tüm Müslümanların temel referansı iken, bugün neredeyse herkesin adından bile korktuğu bir örgüt haline gelmiştir. Geçen gün bir tv’de ispiyoncunun biri, fikirlerini beğenmediği Müslümanları “selefilik” ile suçlayarak kendi saçmalıklarını örtmeye çalışıyordu. Halbuki selefiliğe en çok uyan kendi düşüncelerdir.

Şimdi bakalım bu selefilik nedir, kimler selefidir?
Kelime olarak ilkler, önce gelenler, önde olanlar anlamına gelen selef, İlim ve fazilet açısından Müslümanların ilkleri ve önderleri sayılan sahabe ve tabiin için kullanılan bir kavramdır.

Selefin ilim ve fazilet olarak üstün kabul edilmesi, şu hadise/rivayete dayandırılmaktadır:
“Ümmetimin en hayırlısı benim döneminde yaşayanlardır. Sonra onların ardından gelenler, sonra da onları takip edenlerdir.”

Bu rivayetin sıhhati bir yana, elbette Resulullah as ile birlikte yaşayan ve her gün vahiyle hemdem olan Müslümanlar, dini en doğru anlayan ve yaşayan kimseler olmuşlardır; ancak Resulullah’ın vefatından sonra yaşayanlar için aynı kanaati sürdürmek pek mümkün görünmemektedir; zira tarih, Nebi as sonrası yaşanan fecaatı gözler önüne sermektedir.

Bilindiği gibi, Nebi as sonrası Müslümanlar başta hilafet/siyaset olmak üzere, irtidat olayları, kader konusu, büyük günah işleyenlerin durumu, akıl ve nakil sorunu, Kur’an’ın mahluk olup olmadığı konusu gibi pek çok konuda karşı karşıya geldiler, bölündüler, parçalandılar. Hatta Cemel ve Sıffin adıyla bilinen iç savaşlar ve Harre, Kerbela gibi katliamlar yaşadılar.

Bu iç savaş ve karışıklıklardan dolayı Müslümanlar sığınacak bir kale aradılar ve haklı olarak “ilk kurucular” diyebileceğimiz sahabe ve tabiine (selefilere) sığındılar. Onların görüş ve inançlarına bağlanarak işin içinden çıkmaya çalıştılar.

Şimdi bakalım! On iki asır geçmesine rağmen halen güncelliğini koruyan bu Selefiliğin temel argümanları nedir ve kimler selefidir?
Selefilik; Kur’an ve hadisle birlikte, sahabe, tabiin ve hatta tebe-i tabiinin söz ve davranışlarına kutsiyet atfeden, nassı dokunulmaz kılan, nakli/rivayetleri temel referans kabul eden, akıl, tevil ve tenkite yer vermeyen kapalı bir düşünce biçimidir.

Selefilere göre “din asardan ibarettir.” Yani ilk kurucuların anladığı ilimdir. Bu da tamamen “isnad” yoluyla öğrenilir. İlk üç nesilden gelmeyen bilgiler ilim olarak kabul edilemez. Dolayısıyla onların öğrettiklerini muhafaza etmek, aykırı olan düşünceleri (mesela, Ebu Hanife’nin metodu olan akla ve reye dayalı metodunu) bid’at kabul ederek red etmek onlara göre dinin gereğidir.

Selefiliği sistemli bir ekol/mezhep haline getiren Ahmed b. Hanbel’dir. Dolayısıyla selefi olmak, bir anlamda “Hanbeli” olmaktır. Hanbelilerin temel referansı ise, “hadis” adı altında gelen rivayetlerdir. Onun için kendilerine ayrıca “Ehl-i hadis” adını vermektedirler.

Ahmet b. Hanbel’e göre din, ancak Selefe/ilklere bağlı kalınarak doğru yaşanabilir. Dolayısıyla o, ilmini hadislere/rivayetlere dayandırarak, aklın ve kıyasın kullanılmasına karşı çıkarak, Mu‘tezile kelamcılarıyla mücadele ederek, Kur’an’ın yaratılmadığını ve ezeli olduğunu savunarak, bunun için işkencelere maruz kalarak kendisinden sonraki Ehl-i hadis için model ve selef düşüncesinin öncüsü olmuştur.

Selefiliğin ikinci öncüsü, tarihe ismini eserleriyle yazan İbn Teymiyye’dir. O da Ahmed b. Hanbel’in takipçisi olmakla beraber -konjonktür gereği- yeni bir selefi paradigma hayata kazandırmaya çalışmıştır.
İbn Teymiyye (ö.1328), öğrencisi İbn Kayyim el-Cevziyye (ö.1350) ile birlikte, Haçlı seferleri ve Moğol istilâsı etkilerinin görüldüğü bir dönemde, Müslümanların inancını ve birliğini güçlendirmek amacıyla Kur’an ve Sünnet çerçevesinde kısmen de olsa akılcılığa yer vererek, tevhit ve şirk konusunda titiz davranarak, vahdet-i vücut ve “enelhak” felsefesini tenkit ederek ve bid‘at ve hurafelere karşı sert eleştirileriler getirerek yeni bir selef anlayışı geliştirdiler.

Selefiliğin üçüncü öncüsü de “vehhabilik” felsefesinin kurucusu kabul edilen Muhammed b. Abdulvehhab’dır. (ö.1792)
M. b. A. Vehhab, İbn Teymiyye’nin eserlerinin etkisinde kalarak tevhit ve şirk konularına önem veren, bid’at ve hurafelere karşı çıkan, özellikle kabirlere gösterilen ihtimam/hürmet/kutsiyet konusunda çok titiz davranan, tasavvufun bütün argümanlarına karşı çıkan, şeyhlerin ve evliyanın (!) ruhlarından yardım dilemeyi küfür sayan ve aynı zamanda siyasal alanda da mücadele veren devrimci/selefi bir semboldür.

Bilindiği gibi, ortaya çıkan fikir ve tezler zaman içerisinde değişim ve dönüşüme uğramaktadır. Selefilik de tarihi süreç içerisinde –kaynak değişmese de- sürekli kabuk değiştirmiş, farklı fikirlere kaymış, gruplara bölünmüş, hatta kimilerinde ideolojik bir harekete dönüşmüş ve Selefe/ilklere bağlılık sözde kalmıştır.

Bugün dönüp baktığınızda, halen selefin yolunda olduğunu iddia eden onlarca ekol/cemaat/grup görürsünüz. Gerçekten bunlar selefin (sahabe-tabiin) yolunda mı? Kabul edelim ki selefin yolundadırlar; peki, sahabe ve tabiinin fikir ve metotları homojen bir yapıda mıydı?
Mesela, sahabeden “Abdullah b. Abbas ile Abdullah b. Ömer, Hz. Aişe ile Ebu Hureyre; tabiinden Hasan-ı Basri ile İ. Zuhri ilimde aynı fikir ve metoda mı sahipti” diyebilir miyiz? Tabiinden sonra gelen kuşaklarda zaten fikir ve metotlar iyice ayrışmış ve mezheplere bölünmüşlerdi.

Bu açıklamalardan sonra, şimdi günümüzde, sahabe ve tabiinin (selefilerin) yolunda olduğunu iddia edenlere soralım; siz hangi selefi gruba aitsiniz?

Tasavvuf-tarikat-mezhep bünyesinde varlığını sürdüren Selefî cemaatlerden misiniz, yoksa “ıslah ve tecdit” adıyla başlayan siyasal ve radikal selefi örgütlerden misiniz?
Selefi grupları daha çoğaltarak soralım:
İlk kurucusu olan Ahmed b. Hanbel’in Hanbeli selefiliğine mi?
İbni Teymiyye’nin, akidevi ilkeler üzerine geliştirdiği selefiliğe mi?
Abdulvehhab’ın siyasal devrimci felsefesi üzerine kurulmuş selefeliğe mi?
Suud’un önderliğinde kurulan “Rabıta” selefiliğine mi?

19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ortaya çıkarılan Muhammed Abduh’un “ıslah ve tecdit” adıyla başlayan radikal selefiliğine mi?
Hassan el-Benna’nın ihvan teşkilatına kaynaklık eden selefiliğine mi?
Pakistanlı Mevdudi’nin, siyasal Cemaat-ı İslami’sini üzerine inşa ettiği selefiliğe mi?
Harici paradigmayla yola çıkan şiddet yanlısı (cihad, tekfir, en-Nusra, el-kaide, Işid, Deaş, Boko Haram vd.) örgütlere kaynaklık eden selefiliğe mi?
Hadis merkezli din anlayışına sahip “ehl-i hadis”in kaynak kabul ettiği selefiliğe mi?
Mezhep merkezli fıkıh anlayışına sahip selefi “ehl-i sünnet” blokuna mı?
Ehl-i Beyt, imamet ve mehdiyeti esas alan şii selefiliğin felsefesine mi?
Temeli sahabe, arif ve evliyaya (!) dayanan, eşitli inançlardan etkilenen, mistisizme kapı aralayan ve Anadolu’nun hoşgörü kültürü ile yoğrulan selefiliğe mi aitsiniz?

Sahiden hangi selefi ekole aitsiniz? Yoksa selefilik terörle anıldığı için vaz mı geçtiniz? Evet, ne yazık ki başlangıçta her grup, selef yolunda olduğunu iddia ederken, bugün gruplar (cübbeli-cübbesiz, sakallı-sakalsız) birbirlerini “selefi” olmakla suçlamaktadırlar. Bu durum, samimiyetsizliğin ve ikiyüzlülüğün daniskasıdır.

Öyle ise, gelin –başkalarını değil- Allah’ın kitabı olan Kur’an’ı ve onu pratiğe dönüştüren elçisinin yolunu aklımızı kullanarak doğru anlamaya çalışalım. Tarihten/müktesabattan yararlanalım, ders alalım; ama tarihe saplanıp kalmayalım. Bütün konuları çağın aydınlığında çözmeye çalışalım ve çağın idrakine sunalım.

Makalemizin uzandığının farkındayım; lakin konu geniş olduğundan ancak bu kadar kısaltabildim. Okuyucuların hoşgörüsüne…

Selam ve muhabbetlerimle…

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir