Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Cumartesi, Ocak 23, 2021

Pahalı ve Bir O Kadar da Ucuz Şey

Dünyanın en ünlü kalp doktoru Mehmet Öz’ün arabası bozulmuş, Arabasını tamire götürmüş. Tamirci arabasının kaputunu açmış ve Mehmet Öz’e dönerek: – Size bir sey soracağım. Nerede ise ben ve siz aynı işleri yapıyoruz. Mesela ben şimdi itina ile kaputu açacağım bir bakışta problemin nerede olduğunu anlayacağım, kapakçıkları temizleyeceğim, gerekirse kabloları, motor yağını değiştireceğim, hatta çok gerekli ise motoru çıkarıp yerine yenisini takacağım. Söylesenize nasıl oluyor da siz milyon dolarlar kazanıyorsunuz ama ben meteliğe kursun atıyorum?

Bunu üzerine Mehmet Öz tamircinin kulağına eğilmiş ve şöyle demiş: -Bunların hepsini motor çalışıyorken yapmayı denesene!!!

Evet, insanlar bu dünyada işlerinin önemine göre ücret alırlar. Makam ve mevkilerine göre de itibarlı olurlar. Bazen de aynı öneme haiz işi yapan iki kişiden biri daha çok ücret alır diğeri ise az alır. Hatta bazı zamanlar kıyaslanamayacak kadar farklı ücret alırlar. İki usta, iki doktor, iki mühendis veya aynı departmanda çalışan iki işçi. Bunların yaptıkları işler aynıdır. Fakat biri diğerinden daha kaliteli iş yapar. Bundan dolayı aynı işleri yapmalarına rağmen farklı ücret alırlar.

Çünkü, yaptığını daha kaliteli ve güzel yapan kişi ait olduğu meslekte kendini geliştirmek için gece gündüz demeden tüm gayret ve çabasıyla çalışmış, işinin tüm püf noktalarını öğrenmiş ve o meslekte en mahir ve kabiliyetli adamı olmuş. Bu hale gelebilmek için nice fedakarlıklarda bulunmuş nice çileler çekmiş ve nice emekler harcamıştır. Arkadaşları eğlenirken, gezip dolaşırken veya işin hep kolayına kaçarken o hep çalıştı ve işinin tüm inceliklerini öğrenmek için işinin zorluklarına katlanıp ağır şartlarda çalıştı. Nihayetinde arkadaşlarından daha maharetli bir duruma yükseldi.

İşte böyle dünya, bir alanda tek olmak veya üstün başarılar elde etmek istiyorsan çalışacaksın, hummalı bir çalışma ile özveride bulunacaksın, hayatın zevklerinden mahrum kalacaksın, sağlığını, sosyal hayatını hatta aileni ihmal edeceksin. Kimileri seninle alay edecek “Bu kadar çalışma. Çalışıp ta başımıza profesör mü kesileceksin?” derler. Her türlü engellere ve zorluklara yılmayarak göğüs gereceksin. Neticede hayaline, hedefine ulaşacaksın.

Sonunda hak ettiğin payeye ulaştın. Fakat bu paye, makam sende sonsuza kadar kalacak mı? Maalesef, evet, ne yazık ki, kazandığın bu rütbe ve mevki kalmayacak. Zengin olsan iflas edebilirsin. Amir, vali, hâkim gibi büyük makamlara otursan bir gün mutlaka emekli olup o koltuktan ineceksin. En mahir usta olsan bir gün ihtiyarlayacaksın, işini yapamaz duruma geleceksin. Yani o kadar didindiğin, ömrünü tükettiğin şey mutlaka bir gün bakışlarının arasında elinden kayıp gidecek ve sen hiçbir şey yapamayacaksın. Hadi diyelim hepsi elinde kaldı. Fakat en sonunda bu dünyayı terk edeceksin. İstersen dünyanın hepsi senin olsun tümünü bırakıp gideceksin.

Bir mükafatın veya ücretin hem de çok iyi bir ödülün yolu fedakârlıkla çalışmaktan geçer. Bu sahip olduğumuz makam ve mevkiler gelip geçici olmasına rağmen çalışırız. Tabi ki, biz müminlerin sonsuz bir mükafatı ve ücreti, makamı ve mevkii olan cennet, tabi ki çalışmadan ve çaba gösterilmeden, hak etmeden verilmeyecek. Nasıl dünya nimetleri ve menfaatleri için didinip yoruluyor, anlımız terliyorsa ahiret yurdumuz olan ve ebedi mükâfat olan cennet için de çalışmamız gayret etmemiz gerekir.

Düşünün bir kere küçük bir ücret için gün boyu çalışırız. Her tülü zevkten, rahattan, keyiften mahrum kalıp yoruluruz. Bir gün boyu kendimizi heder edercesine çalışmamıza rağmen bir günlük masrafımızı anca karşılayacak para alırız. Bazen de alamayız. Fakat cennet, sonsuza kadar sürecek ve hiç bitmeyecek mükemmel, muhteşem nimetlerle donanmış olarak bizlere sunulacak.

İlla bir gün bitecek ücretler için bin bir çileye katlanırken mutlaka bir gün elimizden gideceğini düşünmüyoruz. Bazı çok pahalı olan şeylere yorgunluğumuza, hırpalanmamıza ve çalışmak için yitirdiğimiz zamana hiç acımadan ve kaygılanmadan terim yerindeyse tonlarca para ödüyoruz. Belki de tüm birikimlerimizi ona harcıyoruz. Bu kadar para harcamamıza rağmen ne yazık ki bir gün avucumuzun içinden eriyip gidecek. Dünyanın en güzel ücretlerine biçilen değer bu ve akıbeti de son. Yani çok pahalı ve bir o kadar da çabuk tükeniyor.

Fakat tüm nimetleri, ücretleri ebedi olacak olan cennet için biçilen fiyat o kadar pahalı değil. O kadar kendimizi hırpalarcasına çalışmamız gerekmemektedir. Cennete girmek belki de dünya da en ucuz ücret yeridir. Dünya hayatı pahalı cennet ucuz olmasına rağmen insanlar neden dünya için çabalıyorlar da cennet için hiç gayret göstermiyorlar diye soru aklımıza gelebilir. “Nefsânî arzulara, (özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, soylu atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere düşkünlük insanlara çekici kılındı. İşte bunlar dünya hayatının geçici menfaatleridir. Halbuki varılacak güzel yer, Allah’ın katındadır.” (Al-i İmran 3/14) ayeti insanların kalbinde dünyaya ait olan şeylere karşı daha çok sevgi beslediklerini bildirmektedir. Bu yüzden dünya ücretleri için çalışırlar. Cennet için çalışmazlar.

Buradan anlaşılacağı üzere kalbimizde neyin sevgisi varsa onun için fedakârlıkla çalışır ve ömrümüz tüketiriz. Eğer kalbimize önce Allah sevgisini sonra Peygamberimizin (s.a.s) aşkını yerleştirirsek cennet için de gayret etmiş oluruz. Anlayacağınız üzere bütün insanlarda hubb-u cah dünya sevgisi daha çok hâkim olduğu için cennet bize pahalı gelmektedir. Halbuki o kadar ucuz ki maalesef farkında değiliz.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir