Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Perşembe, Ocak 28, 2021

Fitne Çıkaran Melundur

Ayetlerde beyan edildiği üzere İslâm, fitnesiz bir dünya kurmayı istemektedir. İnsanın haddini bilmeyip ilahi nitelikleri gasp etmeye çalıştığı ve kendini ilah yerine koyarak dünyada hüküm sürmeye başladığı her yer fitne ortamıdır. Allah’ın emirlerinin hayatın anlamlandırılmasında merkeze alınmadığı her siyasa fitne yurdudur. Bu anlamda fitne ortamı, tarihsel bir mekân olmayıp nitelikseldir. Fitne ortamlarında belirleyici olan “heva” dır. Fitne ortamının banileri insaniyet konumunun altına düşen tağutllardır. Bu tip siyasalarda vahiy, hayatın anlam kazanmasında yok sayılmıştır. Adı ister cahiliye olsun, ister modernitenin farklı yüzleri fark etmez. Hukukun referanslarının vahiy olmadığı yerlerde egemen olan “fitne”dir. Kur’an, Müslümanlardan fitne kalmayıp hayat Allah’ın emirleri çerçevesinde anlam kazanana kadar mücadele ve cihad etmelerini istemektedir. Bu mücadele; küresel küfrün güdümündeki verili duruma, zulmün hâkimiyetine ve küfür merkezli statükoya karşıdır. Fitne karşıtı özellikler üzerinden siyaset yapanlara ve temsil edilen fikirlere değil içlerinde yer almak sempati duymak bile Kur’an’da yasaklanmıştır.[1] Bu hakikati en iyi bilen Peygamberimiz ve peygamberler siyasette net tavırlı olmuşlardır. Küfre ve değişik biçimlerine bir an bile itaat etmedikleri gibi hemen alternatif siyasetin kurallarını da ortaya koymuşlardır. Risalet davasında, velayeti teslim ederken veya teslim alırken “ehven-i şer” anlayışı yoktur. Zira Peygamberin ve davetinin var olduğu yerde hayır kapısı mutlak anlamda kapanmamıştır. Zamanımızda Peygamber Efendimiz fiziken olmasa da getirdiği vahiy ve bu vahyin yaşanmış biçimi olan sünnet sapasağlam varlığını korumaktadır. Kıyamete kadar da bakidir. Hayır kapılarının ihtimalli bile olsa açık olduğu yerlerde “ehven-i şer” siyaseti üzerinden kâfirlere iktidar yolu açılmaz. Bu kapı bir defa açıldı mı bir daha kapanmaz ve küfrün iktidarları devam ederler. Daha açık bir ifadeyle, Müslümanlığının şuurunda olan kimseler varsa, hayır kapıları her an açıktır; ehven-i şer siyasetine mahal yoktur. Hayır kapısını açmayı zorlamadan ehven-i şer siyaseti üzerinden verili batıl siyasete; emperyalizmin sağ ve sol yerli uygulamasına razı olmak kötü sonuçlarını bile bile mevziyi terk etmektir. Dünya Müslümanlarının yaşadığı tecrübeler ehven-i şer üzerinden yerlerini terk edenlerin bir daha eski güçlerine dönemediklerine şehadet etmektedir. Ehven-i şer siyaseti mutlak şerre nefes alma ve yapılanma imkânını verir. Böyle bir siyasette sadece İslâm düşmanlarının ve dine karşı olanların sayıları artar. Özelikle ülkemizdeki din düşmanlarının sayısını yerli sağ siyaset ve emperyalizmin taşeronluğunu yapan liberal politikacılar artırmıştır. Onların münafık eylem ve söylemleri yüzünden bu ülkenin binlerce evladı gerçek dinle tanışamadan ölüp gitmişlerdir. Bu anlamda fitne çıkaranlar/küfrün farklı biçimlerini kurumsal hâle getirenler melundurlar.

[1]Bak: Hud 11/113

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir