Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Çarşamba, Haziran 19, 2024

Şahsiyeti Olmayanın Davası Olmaz; Önce Şahsiyet Eğitimi

Yüce Allah, Hz. İbrahim’i önce kâmil bir şahsiyet eğitiminden geçirmiş ve sonra da ayette açıklandığı şekilde onu toplumsal önderlik makamına atamıştır: “وَإِذِ ابْتَلَى إِبْرَاهِيمَ رَبُّهُ بِكَلِمَاتٍ فَأَتَمَّهُنَّ قَالَ إِنِّي جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ إِمَامًا قَالَ وَمِن ذُرِّيَّتِي قَالَ لاَ يَنَالُ عَهْدِي الظَّالِمِينَ” “Ve (şunu hatırlayın): Rabbi, İbrahim’i buyrukları ile sınadığında ve İbrahim de bunları yerine getirdiğinde ona: ‘Seni insanlara önder yapacağım!’ demişti. İbrahim de sormuştu: ‘Benim neslimden de mi (önderler çıkaracaksın)?’ (Allah) cevap vermişti: ‘Benim ahdim zalimleri kapsamaz.’”[1] Kur’an’da hikâye edilen Hz. İbrahim nasıl bir şahsiyet eğitiminden geçti ise, diğer peygamberlerde benzeri eğitimlerden geçmişlerdir. Şahsiyeti zayıf insandan ne peygamber, ne âlim, ne de velî olur. Zalimleri, fasıkları, münafıkları ve kâfirleri velayet makamına layık görmeyen Allah Teâlâ, Müslümanları sık sık uyarmak suretiyle kâfirlere karşı siyasi konularda teyakkuz hâlinde olmalarını emretmiştir. Hz. Peygamber de bu emirlerin açıklaması mahiyetinde münafıklara “efendim” demeyi yasaklamıştır.[2] Bu yasaklamayla beraber, kâfirlerle Müslümanların ortak hareket etmelerini hoş karşılamamış ve şu ilginç ikazı yapmıştır: “Bir Müslüman, zalim/kâfir birisiyle onun zalim olduğunu bile bile ona yardım etmek amacıyla ortak hareket ederse kesinlikle İslâm’dan çıkmıştır.”[3] Değil ortak hareket etmek, zalim idarecilere hakkı söylemeyi en büyük cihad[4] diye ifade eden Resulullah, Müslümanların şahsiyetleri etkilenir endişesiyle onlarla zorunlu olmadıkça aynı ortamlarda kalmayı yasaklamış ve mü’minlerden söz almıştır.[5] Bu hakikatlerin Müslüman kanaat önderleri tarafından iyi bilinmeleri ve içselleştirilmeleri çok önemli bir ilkedir. Bir takım çıkarlar uğruna kâfirliği ve zalimliği müsellem olan kişilere onay vermek aslında onların dünya görüşlerinin meşrulaştırılmasına(!) verilmiş bir onaydır. Müslüman ilim adamlarının bu konularda yeterli duyarlılığı göstermemeleri tam bir fecaattir.

Müslümanların eğitimini tevhidin esasları üzerine yapan Allah Resulü, verdiği marifet sayesinde yalnızca Allah’a itaat eden ve her yerde hakkın dili olan müstesna bir nesil yetiştirmiştir. Kınayıcının kınamasından korkmamışlar,[6] tercih ettikleri dinle kızılı ve karayı karşılarına aldıklarını her zaman bilmişlerdir.[7] Verilen bu eğitim ve terbiyenin sonunda Peygamber Efendimiz şahsiyetle ilgili şu açıklamayı yapmıştır: “Sizden birisi sakın kendisini küçük düşürmesin/horlamasın.” Biz; “Ey Allah’ın Elçisi! Kendimizi nasıl küçük düşürebiliriz ki?” dedik. Bunun üzerine Resulullah şu açıklamayı yaptı: “Hakkında, Allah için konuşulması gereken bir işe tanıklık eder, fakat konuşmaz; hiç ses çıkarmaz. Allah Teâlâ, o ses çıkarmayan şahsa kıyamet gününde buyurur ki “Konuşman gereken şu, şu meselelerde seni konuşmaktan alıkoyan neydi?” Hakikat karşısında susan adam şu cevabı verir. “İnsanlardan korkum nedeniyle konuşmadım.” Bunun üzerine Yüce Allah şöyle buyurur: “En çok korkulması gereken ben değil miyim?”[8] Olayın anlatım tarzından anlıyoruz ki hakka yerinde tanıklık edip de gerekeni yapmayan ve böylece kendisini küçük düşüren bu adam cezalandırılmıştır.

Kelimeyi tevhidin anlamına ve içerdiği hükümlere vâkıf olan bir kimse varlıkların hiyerarşik yerini en iyi tanır. Bu tanıma sayesinde Allah Teâlâ’nın mutlak kudretini ve diğer vasıflarını bildiği için bütün korkuları yener. Sonuçta, kendisine büyük bir güven gelir. Hz. Peygamber sahabesine bu güveni ve şahsiyeti verebilmek için Mekke’de on üç yıl gece gündüz çalışmıştır. Bu din, bugünlere o şahsiyetli ve güvenli insanların sayesinde gelmiştir. Yarınlara da yine aynı şahsiyet eğitimini Kur’an ve Sünnet’ten alan kâmil iman sahibi Müslümanlar sayesinde ulaştırılacaktır.

[1] Bakara 2/124

[2] Buhari, Edeb’ü-l Müfred, s.210

[3] Heysemi, Zevaid, Ahkâm, c.lV, s.205; İbni Kesir, Cami’u-l Mesanid, c.l, s.427

[4] İbni Mace, Fiten, Had. no:4011, c.ll, s.1329

[5] Abdurrezzak, Musannef, Had. no:9821, c.Vl, s.6

[6] Maide 5/54

[7] İbni Hişam, es-Siyre, c.ll, s.92-3

[8] İbni Mace, Fiten, Had. no:4008, c.ll, s.1328

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir