Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Cuma, Kasım 27, 2020

Romantizm Diktası Evlilikleri Tehdit Ediyor

Ben ‘’TV ve sosyal medya romantizm, erotizm ve pornografiyi dikta ediyor’’ deyince bazı dostlarımız da ‘’erotizm ve pornografi tamam ama romantizm neden olmasın?’’ diyor. Elbette ki olması gerektiği kadarına benim de bir itirazım yok ama olması gerektiği kadarına. Lakin durum farklı.

Artık olması gerekenden çok daha fazla ve daha da önemlisi aşırı ritüalize edilmiş bir romantizm dayatılıyor. Gerçek romantizm değil bunlar, yapay bazı ritüeller. Yani romantizmin karikatürü. Dolayısıyla aslında yapılan romantizmin fetişizmi veya romantizmin pazarlama aracı olarak kullanılmasından başka bir şey değil.

Ama ne oluyor? Öyle ya da böyle satın alınıyor bunlar, özellikle de kadınlar tarafından. Çünkü fıtratları buna uygun. Dayatılan bu romantik diktaya göre -TV’de, sosyal medyada vs- öyle bir hava var ki, eşiniz/kocanız böyle romantik ritüelleri yapmıyorsa, sizi sevmiyordur! Terk et onu!

Öyle bir sürpriz evlilik teklifi organize etmeli (dikkat, ‘’evlilik teklifi yapmalı’’ değil, evlilik teklifi ‘’organize etmelisiniz’’) ki, eşi benzeri olmasın ve günlerce sosyal medyada konuşulsun… Bütün özel günler, doğum günleri, tanışma günü, ilk yemeğe çıkma günü, ilk etkinlik günü, söz günü, nişan günü, düğün günü, vs… bunların hepsi hatırlanacak, hepsi için yıl dönümlerinde sürpriz organizasyonlar hazırlanacak, günün anlam ve önemine uygun hediyeler alınacak ve her yıl da bir önceki yılı aratmayacak nitelikte sürpriz organizasyonlarla tekrar edilecek…

Eğer bu başarılamazsa, organizasyon bir önceki yılın organizasyonuna benziyor ve herhangi bir yeni sürpriz içermiyor ise yani vasat kaldı ise romantizm çöküyor! Bazı özel günleri unutmak mı dediniz? Yani ‘’ya bazı özel günler unutulursa’’, öyle mi? O zaten konumuzun dışında, direkt boşanma sebebi!!!

Evet, tabi ki abartıyorum, bu durumu genelleyemez ve tüm kadınların/evliliklerin böyle olduğunu söyleyemeyiz. Ama dikte edilen tablonun böyle olmadığını -böyle bir yaşam tarzının dayatılmadığını- da söyleyemeyiz, değil mi?

Ben Nesli yazarlarından Chuck Klosterman, aşkın medya tarafından idealize edilmiş hâlinin baştan çıkarıcı ama asla ulaşılamayacak bir şey olduğunu söylüyor. Martin Seligman ise ‘’Sanki bir salak çıkmış da normal insan olmanın çıtasını yükseltmiş gibi’’ diyor (1). Haksızlar mı?

Romantik ilişkilerimizle ilgili -karşılanması mümkün olmayan- büyük umutlar besliyoruz. Çünkü medya bunu bize dikte ediyor. Ve ne yazık ki çoğumuz da bunları satın alıyoruz. Ben Nesli yazarı Twenge, ‘’evlenmek bir zamanlar çocuk yapmak için gerçekleştirilen bir eylem olarak görülürken, şimdi en romantik isteklerimizi karşılamak için gerçekleştirilen bir eyleme dönüşmüş durumda, her şeyin mükemmel olmasını bekliyoruz [ama olmuyor işte]’’ diyor. Ve soruyor; ‘’Neden tüm tanıdıklarım doğrudan ya da dolaylı olarak mutsuz? Çünkü herkes ‘’Evliliğim [Cosby Ailesi dizisindeki 5 çocuklu mutlu çift] Cliff ve Claire Huxtable’in evliliği kadar iyi olana dek tatmin olmayacağım’’ diye düşünüyor [da ondan]. Yirmili yaşlardaki bekâr kadınlar arasında yapılan bir ankete göre, bu kadınların %94’ü ‘’Evlendiğinde eşinin sonsuza dek kendisi ile birlikte kalacağını ve kendisinin ruh ikizi olacağını’’ düşünüyor. Röportaj yaptığımız kadınların çoğu, beyaz atlı prens aramadığını söylüyor, bunun altını çiziyor; ancak beğenecekleri erkeği anlatırken de tam olarak bu tanıma uygun, elde etmesi güç erkekleri tarif ediyorlar.’’(2)

‘’Oysa gerçekte ‘’mükemmel hayat’’ amacına ulaşabilen çok az insan var. Herkes görkemli evlerde yaşamıyor. Çoğu kişinin işi ekonomik zorluklar yüzünden heyecan verici değil. En azından her zaman değil. Mükemmel bir adamla evlenebilirsiniz ama o her zaman sizin ruh ikiziniz olamayacaktır. Ama buna rağmen hepimiz bireysel arzularımıza fazla odaklanıyoruz. Çünkü yaşamımız boyunca bize/kulağımıza çok özel olduğumuz fısıldandı. [Bu fısıltılara göre] Hepimiz zengin ve ünlü olmayı hak ediyoruz. Ayrıca iş ve aşk gibi hayatın her alanında da tatmin olmayı bekliyoruz. Bu atıştırmalıklar doyurucu olsaydı mükemmel olurdu ama [gerçek hayat] maalesef öyle değil. İşte bu durum içimizde büyük bir boşluk oluşturuyor. Ve genellikle de depresyonla sonuçlanıyor.’’ (3).

Twenge’ye göre ‘’Evliliklerin %50’sinin boşanma ile sonuçlandığı böyle bir zamanda [bu veriler ABD ile ilgili], muhtemel kocanızla ilgili bu kadar yüksek beklentilerinizin olması oldukça anlamsız… Maddi tatmin konusunda uzmanlaşan Norval Glenn, ‘’İnsanlar günümüzde bir kişiyle ilişkiye girdiğinde tüm duygusal ihtiyaçları da karşılansın istiyor ama çoğu birliktelik böyle olmuyor.’’ diyor. ‘’30 Yaş Krizi’’ yazarları bu durumu ‘’romantik beklenti boşluğu’’ olarak adlandırıyor.’’ (4).

Demek ki medyanın dayattığı bu tuzağa düşmemeliyiz. Ciddi tuzaklar var. Kadınlar, kendi kocaları haricindeki tüm erkeklerin romantik olduğunu, kendisi haricindeki tüm kadınların kocaları tarafından el üstünde tutulduğunu, sürpriz hediyelere boğulduğunu, sürpriz üzerine sürpriz yaşadığını vs düşünüyor. Çünkü diziler ve sosyal medya bu görüntülerle dolu.

Birçok kadın sırf bu görüntüler yüzünden mutsuz. Hatta bu durum boşanma gerekçesi bile olabiliyor. Çünkü kocasının kendisine değer vermediğini, hiç ilgi göstermediğini, sürpriz yapmadığını vs düşünüyor. Kendisine değer vermeyen, ilgi göstermeyen (hiç romantik olmayan) bir adamla yaşanır mı? Hem de etrafta kendisine ilgi gösterebilecek bu kadar çok romantik erkek varken!

Avcı için en kolay av, aç hayvandır, çünkü hemen tuzağa düşer. Kadınlar, medyanın pompaladığı bu sahte/yapay romantik gösterilere inanmamalı, bu tuzağa düşmemeliler. Ama erkekler de eşlerini romantizm açlığına sürüklememeli, asgari düzeyde de olsa eşlerinin romantik ihtiyaçlarını karşılamalılar. Unutulmamalı ki, kadınlar cinsellikten uzak bir yaşama tahammül edebilirler ama ilgisizliğe, değersizleştirilmeye tahammül edemezler. Ama ne yazık ki erkeklerin çoğu da bu konuda çok cimri, paradan puldan bahsetmiyorum, ilgi ve duygudan bahsediyorum. Bunun için paraya, pula gerek yok, bu iş bedava. Ve aslında çok da basit. Ama…
Devamı -nasipse- bir sonraki yazımızda 😊

1-Jean M. Twenge, Ben Nesli, Kaknüs Yayınları, 2006, s.185
2-Twenge, age, s.183-184
3-Twenge, age, s.185
4-Twenge, age, s.184

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir