Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Çarşamba, Kasım 25, 2020

Menfaat Tatlıdır, İlke Tanımaz!

Menfaat, Arapça bir kelime olup, “faydalanılan her türlü –maddi manevi- hayır ve nimet” demektir. Menfaat, hukuk sözlüğünde yarar, çıkar, kar olarak tanımlanmaktadır.

Menfaat kelimesi Kur’an’da çokça geçmektedir. Genelde ahiret hayatına dair faydalardan söz edilmektedir. İmanın, af ve mağfiretin fayda vereceğinden, inkarın ise fayda vermeyeceğinden söz edilmektedir.

Kur’an’da sadece ahiret hayatıyla ilgili değil, dünya hayatına dair fayda ve menfaatlerden de söz edilmektedir. (Bakınız, Nahl 5, Yasin 73, Hadid 25) Bu faydalar maddi olduğu gibi, neşe, sevinç, mutluluk gibi manevi ve hissi de olabilmektedir.

Kur’an’da bahsedilen menfaat/fayda, Allah’ın insanlar için var ettiği helal kazançtır. Haksız ve dolayısıyla haram olan kazanç, zararlı ve günah olarak belirtilmiştir. (Bakara, 219)

Esasen menfaat (fayda, çıkar), başlangıçta “olumlu” bir kavram iken, zamanla insanlar haksızlıkla/adaletsizlikle iş yapıp haksız çıkar sağlamaya başlayınca kelime “olumsuz” bir hale dönüştürüldü.

Geçmişi bir yana bırakıp günümüzde insan ilişkilerine baktığımızda -ister bireysel, ister grupsal, ister toplumsal, ister ulusal olsun- nerden bakarsanız bakalım, dostlukların (istisnalar hariç) dini hassasiyetlere, temel İslam ilkelerine göre değil, “haksız çıkar” ilişkisine dayandığını rahatlıkla görebileceğiz.
Bu durum sadece Müslümanlar için değil, Yahudiler, Hristiyanlar ve diğer din sahipleri için de geçerlidir.

Çıkar/menfaat dediğimiz olgu, sadece para, mal, servet, makam gibi maddi değerlere sahip olmak değil, şöhret, ün, gurur, dindar, zahit, şeyh, dede, baba gibi manevi değerler elde etmeye çalışmak da bir tür çıkardır.

Bazı kimseler kendileri için, dini hassasiyetlerin, İslam’ın temel ilkelerinin çıkarlardan önce geldiğini, birbirlerini “Allah için” sevdiklerini savunabilirler; ancak gerçekten öyle olup olmadığı, para, mal, servet, makamla sınandıklarında ortaya çıkacaktır. Çıkarların, nice kardeşleri, dostları, komşuları, siyasetçileri, bürokratları vs. karşı karşıya getirdiği, birbirine düşman ettiği hepimizce malumdur. Onun için herkes vazgeçebileceği menfaati kadar ilkeli ve dürüsttür.

Bireysel ve grupsal olarak böyle olduğu gibi, ulusal ve dinsel olarak da böyledir. İslam ülkelerine bakalım; hangisi dini hassasiyetini ve ilkeli tutumunu çıkarından önde tutar? Hepsi İslam’ın kardeşlik hukukunu hiçe sayarak ve ilkesiz davranarak çıkarı olan ülkelerle iyi ilişkiler içerisinde olmaya çalışmaktadırlar.
Mesela Arabistan, BAE, Mısır vd.

Müslümanlardan çok Hristiyan dünyasıyla iyi ilişkiler içerisindedirler. İran, komşusu Müslüman Afganistan’dan çok, gavur Rusya ile yakın ilişkiler içerisindedir.

Hristiyan Amerika da –din hassasiyetini bir kenara bırakarak- çıkarları için ülkelerindeki Yahudi lobileriyle sıkı bir ilişki içerisindedir. Kendileri Hristiyan olmasına rağmen, Yahudi ve siyonist İsrail’e her türlü desteği vermektedirler. Hatta çıkarları için bazı Müslüman azınlıklara da destek çıkmakta, silah ve benzer yardımlar sağlamaktadırlar.

MENFAAT/ÇIKAR TATLI OLSA da İslam’da, helalin (hakkın) korunması ve her türlü haramın, zulmün, zararın, fitnenin, fesadın, haksızlığın ortadan kaldırması temel ilkedir. Onun için dinimiz İslam, insanlarla olan ilişkilerin adalet ve ahlak üzere yürütülmesini istemektedir. Haksız elde edilen menfaat kısa süreli bir mutluluk getirebilir; ancak sonuçta nedamet ve hüsran olacaktır.
Kur’an’ın adalet ve ahlakla ilgili temel ilkesi şudur:

“Hakikat şudur ki Allah, adaletli davranmayı, ihsanda bulunmayı, yakınları ihmal etmemeyi emreder. Hayasızlığı, kötülüğü ve azgınlığı yasaklar. Bu temel ilkeleri unutmayasınız diye size sürekli öğüt verir.” (Nahl 90)

Allah, helalinden faydalanmamız için pek çok nimetler var etmiştir. Bu nimetlere sahip olurken ilkeli davranıp, hakkımız mı değil mi, helal mı haram mı olmasına bakmak zorundayız. Hakkımız olan, hakkını verdiğimiz, hakça paylaştığımız her türlü nimetlerden yararlanmamızda asla bir beis yoktur; ancak haksız yollardan daha çok kazanmak, tekasüre dalmak, hukuku çiğnemek, ayetleri çıkar için değiştirmek, gayrı meşru yollarla mutlu olmaya çalışmak, sonuçta “ateş” olup bizi yakacağını unutmamak gerekir. (Bakara 174)

Evet o gün, “Yeniden diriliş gününde insana, ne malın bir yararı olacak, ne de evladın! O gün sadece selim bir kalple (salih amellerle) Allah’ın huzuruna gelen kazanacaktır.” (Şuara 88,89)

Selam ve muhabbetlerimle…

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir