Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Perşembe, Aralık 3, 2020

Kim Hidayette? Kim Dalalette? Veya İlahi Dinlerin Dalalet-Hidayet Dikotomisi

  1. Yahudi’nin dalalet- hidayet dikotomisinin odağında Kudüs’e giden yol bulunur.
    Yahudi’nin yolunu şaşırması (dalalet) demek, mikro anlamda Kudüs’ten vazgeçmek, normal anlamda Vaadedilen Topraklar’dan mahrum kalmak makro anlamda teopolitik Siyonist/küresel hedeflerden uzaklaşmak, onları terketmek hatta alternatif getirmektir. Buna karşılık hidayet ise Yahudi zihni için Arz-ı Mevud’a gerçekleştirilecek uzun soluklu bir yürüyüş, bu yürüyüşün sonu ve en nihayette tüm yolların Kudüs’e çıkacağı küresel hidayet olup bu durum se que non bir kimlik bahşediciliğe sahiptir.
    Talmud Yahudiliğine göre Yahudilerin yaşadığı kutsal peygamber kıssalarının birbirine eklenmesi ile oluşan İsrail’in kutsal tarihi aynı zamanda Tanrı’nın yeryüzündeki tezahürleri tarihi olduğundan kutsal metin kadar bu metnin ortaya çıktığı bağlamlar da mukaddestir.
    Kutsal kurtuluş tarihi olarak gördüğü İsrail tarihi boyunca ilk asıl hedef olan Arz- Mevud hedefinden alıkoyacak her türlü politik, ekonomik ve kültürel engellerden uzaklaşması ve nihayetinde Kudüs’ten alıkoyan yollara sapması İbrani peygamber tarafından daima İbranice fail durumuyla “dalaletteki” anlamına gelen nabukh kelimesiyle ifade edildi. Yahudi kutal kitap sözlüğünde kelimenin etimolojisini, çoğunlukla bağlamlar dediğimiz ( İslami literatürde- sebeb-i nüzul hatta sebeb-i vurud) olgu şekillendirmektedir. Buna göre nabukh, Çöl’de iken çeşitli tuzaklarla kutsal yolundan kaybolan kişidir.
    Söz gelişi Ortaçağ Yahudi düşüncesinde ilk erken dönem filozofu, Mısır’da Feyyum’da doğan Saadia ben Yosef Gaon veya Abbasi döneminde İslam düşünce tarihindeki adıyla Said b. Yusuf el- Feyyumi (882/892- 942) Musa peygambere atfedilen Esfar-ı Hamse’ye yaptığı tefsirde (mesela Sayılar, 22/22, 32), etimolojik açıdan “saptırıcı” anlamına gelen Şeytan (İbranice Satan) adlı Yahudiye karşı kötü duygular besleyen metafizik varlığın ana gayesinin de İsrailoğullarını Kudüs’e giden kutlu yürüyüşten engellemektir. Bu bakımdan ona göre her türlü hidayet eylemi, dindarın kendi bireysel “yolunu” düzelterek veya yola koyularak bahsedilen mikro, normal ve makro hedeflere ulaşmaktır.
    “Yolunu Sapıtanların Rehberi” (Delaletü’l-Hairin) adıyla Arapça eserin müellifi Endulüs’lü Yahudi filozofu Maymonides, bu kelimeyi kendi eserinin başlığına taşır. Hatta Maymonides, çöldeki yolunu kaybedenlerden hareketle Tanrı, hedeften uzaklaşıp Kudüs’e doğru giden yoldan sapanların gerçek saptırıcısıdır. Tanrı’nın saptırdıkları ise çölde dolaşanlar gibi olacak ve maddi ve manevi nimetlerden mahrum olacaklar ve en nihayetinde köleliğe düşerek Tanrı’nın emrinden uzaklaşacaklardır (Sayılar, 9/23).
  2. Hıristiyanın dalaleti yani yolunu şaşırması, İsa Mesih’ten uzaklaşmasıdır.
    Hıristiyanların birincil derecedeki kutsal metni Yeni Ahit, İsa Mesih’i hem yol ( via), hem hakikat ( vera) hem de hayat ( vita) olarak görmekte ve İsa olmadan Baba Tanrı’ya gitmenin dalalet olduğunu açıklar. (Yuhanna, 14/6). Yine hidayet bulan kişinin kavuşacağı teolojik hedefleri ebedilik kazanarak sonsuza kadar yaşamda hayat bulmak, sonsuza kadar doygunluk hissi verecek gerçek yiyecek ve gerçek içecektir (Yunanna, 6/55). Bunun aksi durum olan dalalette olmayı ifade eden Grekçe heretia ise Kutsal Söz’den ve Kutsal hayattan yani İsa Mesih’ten uzaklaşma olarak anlar.
    Yeni Ahit’e göre ebedi yaşam olan İsa Mesih, geniş olmayan, bulanların az olduğu çetin ve dar kapıdır (Matta, 7/13-14).Yol kavşaklarında oturanlar düğüne çağrılmalıdır (Matta, 22/9). Havarileri ve inananları hidayete götüren yol, İsa Mesih’in ardınca gidilirse elde edilir (Markos, 10/52). Çocuk İsa Mesih’in kaybolduğunda bulunduğu yer ise Göksel Baba’nın mabedidir ( Luka, 2/43).
  3. Müslümanın yolu, Sırad-ı Müstakim olarak İslam’ın kendisidir(Fatiha, 1/6).
    Fatiha suresine göre İslam ile özdeş olan Sırat, istikamet verici, düzeltici, eğilip bükülenlere hidayet verici “dosdoğru yol” olarak kendisini uyanları yevmü’d-din adı verilen, hesaplaşma ve boyun eğme gününe ulaştırmak için vardır (Fatiha, 1/4). Fatiha suresi, hidayeti yola kavuşturmak ve ulaştırmak olarak anlayarak yol ile hidayeti özdeş görmeyerek onu bir araç kabul etmesidir. Bu bağlamda yol, Hesap Gününe Götüren Yol anlamına gelecektir.
    Buna bağlı olarak dosdoğru yolun her iki tarafındaki iki tali yolları ise ilahi öfkeye götürenlerinki veya dalalette olanlarınki diyerek ayrıştırmakta (Fatiha1/7); Hadisler, olumlu anlamda aynı yolda olsa da aşırıya kaçarak Rabbin öfkesine duçar olan Yahudileri yolunu ve olumsuz anlamda yoldan sapanlarınki olarak Hıristiyanları zikretmektedir.
    Ancak Müslüman düşünce geleneğinde tarik, sebil, mezhep veya sulûk gibi alternatif yol arama çabaları da gözden kaçmamış, bu anlamda teopolitik anlamlar yüklenen bu kelimeler birer terime dönüştürülerek belli bir Müslüman grubun, cemaatin veya fırkanın gittiği yola hidayet, onlardan sapmaya ise dalalet adı verilmiştir.
Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir