Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Çarşamba, Ocak 27, 2021

İmanımızı Parçalamayalım!

Hayatın gerek genişlik gerekse uzunluk alanlarında batılılar gibi düşünmeye ve yaşamaya başlayan modern dönem Müslümanları(!) iman alanlarını yüzdelemektedirler. Bu yüzdelemenin oranı hayatlarını vahiy dışı kurallarla anlamlandırma alanlarıyla doğru orantılıdır. Daha açık bir ifadeyle, modernitenin etkisinde kalıp hayatlarına vahiy dışı kurallarla anlam veren bu kişiler politeist bir inanç biçimini tercih etmektedirler. Kur’an-ı Kerim bu konuya şu ayetle açıklık getirmiştir: “وَمَا يُؤْمِنُ أَكْثَرُهُمْ بِاللّهِ إِلاَّ وَهُم مُّشْرِكُونَ” “İnsanların çoğu Allah’a, müşrik oldukları halde inanıyorlar.”[1] Bütün bunlara rağmen halkın yaşadığı itikadi sapmaların nerelerde olduğunu ve buralardan çıkmak için itikadi tecdidin nasıl olmasını hiçbir sivil âlim(!) ve akademisyen ağzına bile almamaktadır. Kurumların da bu bağlamda hiçbir ciddi ve sürekli çalışması yoktur. Kur’an’ın İslâm itikadına temel teşkil eden ayetlerini ve hükümlerini gündeme bile getirmemektedirler. “Isındıralım, soğutmayalım” yaklaşımıyla hakikat gizlenmekte ve politeist hayat tarzı onay almaktadır. Dinin kurucusu Allah olduğuna göre, O’nun adına söz söylemekten kaçınılmalı; fakat hakikatler de gizlenmemelidir. Yapılan radyo, televizyon ve diğer iletişim araçlarındaki dini içerikli programlara baktığımızda gördüğümüz şey; İslâm itikadının ehliyetli insanlar tarafından yeterince, ilmi bir üslupla, cesaretli biçimde, toplumun tüm kesimlerini kuşatacak hâlde ve cazibeli bir dille ele alınmadığıdır. Bütün bu bilgilendirme eksikliğinin sonunda birçok kimse, Allah’ın(cc) varlığını kabul etse bile birlik alanında O’nu hayatlarına karıştırmamaktadırlar. Sadece Allah’ın varlığını kabul edenler kurtulacakmış gibi bir anlayış hâkim kılınmak istenmektedir. Doğru bilgiyi elde edememenin neticesinde yanlış tercihlerde bulunan bu şahıslar siyasi, sosyal, hukuki, iktisadi, eğitim ve değerler alanlarında Allah’a rağmen başka bir hayatı ve Allah’tan başka tanrıların ulûhiyetini tercih etmektedirler. Kur’an-ı Kerim’i ilahi kitap, Hz. Peygamberi elçi olarak kabul etiklerini söyleseler bile Kitabın ve Peygamber’in yol göstericiliğini pratikte kabul etmemektedirler. Laik-seküler siyasi yapılanmaya göre hayatın anlamlandırılmasında en aşkın varlık insandır. Hüküm koymanın ve emretmenin merkezinde bu felsefeye göre insan vardır. İnsanın aşkınlığı ile çatışan din anlayışı laisizm tarafından reddedilir. En azından dinin hayata müdahale etmesine karşı çıkılır. Hayatın dinle anlamlandırılmasına ve emir alanında Allah’ın mutlak varlık olmasına karşı çıkan laik anlayışa/politeist inanç biçimine ve seküler düşünce sahiplerine elbette dinin vereceği bir hüküm vardır. Din, bu kişileri; kendisi hakkında olumsuz ve cahil beyanatta bulunan kötü niyetli, inkârcı şahısları itikadi bir kimlikle isimlendirir. Din hakkında sabah akşam ahkâm kesip yanlış yargıda bulunanlara dinin gerekli itikadi sıfatı vermesi kadar doğal bir şey yoktur. Bu sıfat hak edilmemiş bir ad değildir. Zira din gereksiz adlandırma yapmaz. Hiçbir Rabbani âlim de bu ismi gereğinde hak edenler için kullanmaktan kaçınmaz.

[1] Yusuf12/106

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir