Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Perşembe, Kasım 26, 2020

İlahiyat Fakültesi 120. Yılı: Yüksek Dinî Eğitimin Kısa Tarihi

İslam eğitim tarihini, 1400 yıl önce Hz. Peygamber’in Mekke’de ilk toplantı yeri kabul edilen Daru’l-Erkam’la başlatılabilir. Burası mütevazı sayıdaki ilk Müslümanların vahiy bilgisini aldığı, dini terbiyeden geçtiği ve Müşriklerin eziyetlerine karşı dayanma bilinci ve iradesinin kazanıldığı ilk ve tek okuldu.

Medine’ye hicretle birlikte Mescid-i Nebevî inşa edildi ve kadın-erkek herkesin katılabileceği tam bir eğitim merkezi oldu. Hatta evsiz ve geliri bulunmayan sahabîler için de mescidin yanında Suffa denilen bir çeşit ilk yatılı okulun temelleri yine burada atıldı.

Mescid-i Nebevî örneğinden hareketle İslam tarihinde camiler uzun süre ibadethane olmanın yanında mütevazı anlamda birer eğitim yuvası olma vasfını da uzun yıllar devam ettirdiler. Her ne kadar bina ve mekân olarak mütevazı olsalar da verilen eğitim ve alınan sonuçlar son derece düzeyi yüksek bir gelişmeyi ve başarıyı temsil ediyordu. Nitekim bu tür eğitim merkezlerinden Ebû Hanife, Malik b. Enes, Muhammed eş-Şafiî ve Ahmet b. Hanbel gibi mezhep imamlarının yanı sıra tefsir, hadis, fıkıh ve kelamda mütebahhir nitelemesini hak eden âlimler yetişti.

İlerleyen dönemlerde camilerin yanında bulunmakla birlikte onlardan bağımsız medrese fikri ortaya çıkmaya başladı. İlk dönemde bu medreseler belli bir üstada ve ekole bağlı ancak eğitim yöntemi ve içeriği itibariyle son derece bağımsız ve bağlantısız kurumlardı. Büyük Selçuklu Devleti içinde gelişen ve kurumlaşan Nizamiye Medreseleri ile birlikte ilk defa örgün diyebileceğimiz nispeten birbirine bağlı farklı şehirlerde aynı isim ve anlayış çerçevesinde bir medreseler dizisi oluşturuldu. Şafiî-Eş’arî anlayış doğrultusunda eğitim veren bu kurumlar, hem anılan mezhepleri desteklemek hem de o dönem için bir iç tehdit kabul edilen Batınî/İsmailî tehlikeye karşı yapılandırılmış kurumlardı. Bu kurumlarda sadece müderris değil, yanı sıra vaiz, kütüphaneci, Kur’an öğreticisi ve sarf-nahiv öğreten dilciler de bulunmaktaydı.

Nizamiye medrese örneğinden hareketle Ebû Hanife’nin mezarı yanında kurulan Hanefi Medresesi ve Halife Mustansır tarafından inşa edilen ve dört mezhebin aynı çatı altında okutulduğu dörtlü diye tabir edilen Mustansiriye medresesi daha ileri ve farklı bir adımı temsil ediyordu. Yakın coğrafya olarak Konya, Kayseri, Sivas, Erzurum, Malatya, Diyarbakır ve Mardin gibi Anadolu şehirlerinde çeşitli beylikler ve devletler zamanında kurulmuş ve halen bina olarak ayakta duran medreseler, anlayış ve içerik farkı olmakla birlikte yukarıda anılan geleneğin bir devamı idi.

Buna mukabil Osmanlı medreselerinin, hükmedilen coğrafyanın genişliği nispetinde anlayış, içerik ve kurumsal anlamda oldukça fazla çeşitliliği ve karmaşıklığı bünyesinde barındırdığını söylemek lazım. Bursa, Edirne ve İstanbul gibi payitaht şehirlerdeki medreseler belli bir anlayış, yöntem ve muhtevayı yansıtıyor olmaları itibariyle homojen eğitim kurumları olarak değerlendirilebilir. Ancak Suriye, Mısır ve diğer Kuzey Afrika medreseleri daha farklı bir içerik ve formu temsil etmekteydi.

Batı karşısında alınan askerî yenilgiler ve oluşan diplomatik ve ticari ilişkilerle Osmanlı yöneticilerinin ilk planda teknik alan olmak üzere batı tipi eğitime geçme irade ve teşebbüslerinin ilk meyvesi, 1735 yılında açılan mühendishaneydi. Bunu sırasıyla tıbbiyeler ve mimarlık alanı takip etti. XIX. Yüzyılın son yarısında Darü’l-Fünûn adıyla ilk kurulan üniversiteyle birlikte bir bütün olarak artık Batı tipi yükseköğretim kurumları oluşmaya başladı.

Dârü’l-Fünûn fikri ilk olarak 1845’te ortaya çıkmakla birlikte ancak Sadrazam Fuad Paşa’nın emriyle 1865 yılında eğitime başlayabildi. 1869’da ise Dâru’l-Fünûn-ı Osmanî eğitime başladı, 1870’de Sadrazam Ali Paşa’nın katılımıyla görkemli bir resmi açılış yapıldı. Açılışta Cemaleddin Afganî’nin sanatları anlattığı konferansta peygamberliği de sanatlardan sayması Şeyhulislamlığın büyük tepkisine neden oldu ve eğitime ara verildi. 1873’de Maarif Nazırı Safvet Paşa’nın Sava Paşa’yı görevlendirmesiyle Dâru’l-Fünûn-ı Sultanî açıldı. Bugüne kadar kesintisiz gelen ilk üniversite ise 31 Ağustos / 01 Eylül 1900’de Dâru’l-Fünûn-ı Şahane adıyla Edebiyat ve Hikmet, Ulûm-i Riyaziye ve Tabiiyye ile ilk ilahiyat fakültesi olan Ulûm-i Âliye-i Diniyye Şubelerinden oluşan üç fakülte olarak açıldı. Üniversite 1908’de Meşrutiyetle birlikte İstanbul Dâru’l-Fünûnu ismini aldı, Ulûm-i Âliye-i Diniyye Şubesi’nin ismi de Ulûm-i Şeriyye Şubesi’ne dönüştü. 1912’de yeni bir yapılanma ve programa gidildi.  1914 yılında çıkarılan Islâh-ı Medâris Nizâmnâmesiyle Dâru’l-Hilâfet-i Âliye Medresesi kurulduğunda Ulûm-i Şeriyye Şubesi gereksiz görüldü ve kapatıldı.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk İlahiyat Fakültesi, 3 Mart 1924 yılında Medreselerin fiilen kapatılması sonucu İstanbul Dâru’l-Fünûn’unun çatısı altında İlahiyat Fakültesi adıyla kuruldu. 1933 yılına kadar faaliyetini sürdüren bu fakülte, anılan tarihte üniversitede öngörülen yeni yapılanma/üniversite reformu çalışması esnasında akademik birimler içinde gösterilmedi. Muhtemelen yerine öğrencisi olmayan İslam Tetkikleri Enstitüsü oluşturuldu. 9 Mayıs 1949 yılında kabul edilen bir kanunla 21 Haziran 1949 tarihinde İlahiyat Fakültesi bu kez Ankara Üniversitesine bağlı olarak yeniden açıldı. Bu açılışı gerçekleştiren hükümetin başbakanı 1924’te açılıp 1933’te kapatılan İlahiyat Fakültesi eski dekanı Şemseddin Günaltay’dır. 1949’daki bu yeni açılışta halkın büyük baskısı, dini ihtiyaçların karşılanmasının imkansız hale gelmesi ve batıdan esen demokrasi rüzgarının büyük payının olduğu bir gerçektir.

 Bu tarihten 10 yıl sonra Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olarak ilki İstanbul’da olmak üzere 19 Kasım 1959 yılında Yüksek İslam Enstitüleri kuruldu. Zamanla bu Enstitüler Konya, Kayseri, İzmir, Erzurum, Bursa, Samsun ve Yozgat olmak üzere yedi şehirde açıldı. Ayrıca 1971 yılında Erzurum Atatürk Üniversitesine bağlı İslamî İlimler Fakültesi kuruluşu gerçekleştirildi. 1982 yılında ise Yüksek İslam Enstitüleri, İlahiyat Fakültelerine dönüştürülerek illerinde bulunan Üniversitelere bağlandı. Eski Enstitülerden sadece Yozgat Yüksek İslam Enstitüsü kapatıldı. Erzurum’da İslamî İlimler Fakültesi ile Yüksek İslam Enstitüsü İlahiyat Fakültesi adı altında birleştirildi. Son yıllarda açılanlarla birlikte İlahiyat Fakülteleri 100’ün üzende bir sayıya ulaştı.

Bakınız: Cağfer Karadaş, “İlahiyat fakülteleri Lisans programları üzerine Genel değerlendirme ve Öneriler”, Bugünün İlahiyatı Nasıl Olmalı, (İsav-Kayseri Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Tartışmalı İlmi Toplantı 1-4 Haziren 2014 Kozaklı/Nevşehir), Ensar Neşriyat, İstanbul 2015.

http://www.isav.org.tr/img/20150616__4956170917.pdf

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir