Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Çarşamba, Aralık 2, 2020

Bir Hatırlatma

Ehli Kitab’ın müşrik olması hasebiyle Hz. Peygamber (s.a.v.) Muaz b. Cebel’i Yemen’e vali atadığında evvela onları Allah’ın birliğine imana davet etmesini emretmiştir.[1] Çünkü Ehli Kitap İslam nazarında müşriktir.[2] Müşrik olmaları hasebiyle Hz. Peygamber (s.a.v.) “Ehli Kitab’a bir şey sormayınız. Çünkü onlar sapıttıkları için sizlere doğru yolu gösteremezler. Eğer onlara soru soracak olursanız, neticede ya bir batılı tasdik edersiniz veya bir hakkı yalanlarsınız. Şayet Musa (a.) bile aranızda olsaydı bana tabi olması gerekirdi.”[3] Buyurmuştur. Nitekim Selman el-Farisi (r.) Hıristiyanlarla ilgili bir soru sorduğunda Peygamber Efendimiz, “Kendilerinde de, dinlerinde de hayır yoktur.”[4] Açıklamasını yapmıştır. İslâm’ın bütün emirlerine teslim olmakla Müslüman olunacağına vurgu yapan Resulullah (s.a.v.), Vali Amr b. Hazm’a yazdığı mektupta “Yahudi veya Hıristiyan birisi içinden gelerek samimi bir şekilde İslam’ı kabul eder ve İslam’a hakkıyla boyun eğerse onların Müslümanlardan kabul edileceğini” belirtmiştir.[5] İslâm’ın dışındaki hiçbir din Allah Teâlâ katında makbul değildir. Sahih din; Allah’ın emrettiği, faillerinden razı olup amellerine sevap verdiği dindir.[6] Hıristiyanların ve Yahudilerin durumunu bizlere açıkça haber veren şu rivayetle yetinelim: “Biri Hz. Peygamber’e geliyor ve diyor ki: “Ey Allah’ın Elçisi! Hıristiyan birisi, İncil’e sarılıyor; Yahudi birisi de Tevrat’a sarılıyor, Allah’a da (kendi) peygamberlerine de iman ediyorlar. Fakat sana iman edip tabi olmuyorlar. Bunlar hakkında ne dersin? Resulullah (s.a.v.) bu soruya şu cevabı vermiştir: “Yahudi olsun, Hıristiyan olsun kim benim peygamberliğimi işitir de bana tabi olmazsa o, mutlaka cehenneme girecektir.”[7] Aynı konuda bir başka rivayet ise şöyledir: “Bu (davet) ümmetinden ister Yahudi olsun, ister Hıristiyan olsun her kim ki benim peygamberliğimi işitir de benim kendisiyle gönderildiğim şeylere iman etmeyecek olursa, mutlaka cehenneme girecektir.”[8] Yahudi ve Hıristiyanlar kitaplarını tahrif ederek[9] elleriyle sözde kitaplar yazmışlar, sonra da, bunlar Allah katındandır diyerek dinlerini dünyalık uğruna satmışlardır.[10] Tevhitten sapan bu gruplarla evlilik çerçevesinde Hz. Ömer (r.) valisine yazdığı mektupta; “Müslüman bir kimse Ehli Kitap bir kadınla isterse evlenebilir. Ama Müslüman bir kadın onlardan birisi ile evlenemez.”[11] Hz. Ömer’in oğlu Abdullah, kendisine Yahudi ve Hıristiyan kadınlarla nikâhlanmak sorulduğunda babasından daha farklı düşünerek şu görüşü bildirmiştir: “Allah Teâla müşriklerle evlenmeyi haram kılmıştır. Allah’ın kullarından bir kadının ‘Rabbim İsa’ demesinden daha büyük bir şirk bilmiyorum.”[12] Fatiha Suresinde gazaba uğrayanlarla Yahudilerin, dalalete uğrayanlarla Hıristiyanların kast edildiği malumdur.[13] Hal böyle iken, batıl bir dine iman eden, sonraki süreçlerde ise bu dinle bile bağlantıyı keserek tamamen pozitivist bir dünya görüşüne teslim olan kimselerle Müslümanlığı kabul etmedikçe elbette evlenmemek gerekir. Şirk denilen, Allah’a yaratma ve emretmede ortak koşma en büyük itikadi günahtır. Evlilik dâhil hayatın her alanında şirkten ve müşriklerden uzak durulması şarttır.

Bu çerçevede bilinmesi gerekir ki Kur’an’a göre şu davranışlar şirktir. Şirk olan bu davranışlardan şiddetle kaçınmak gerekir:

1- Allah’tan başkasına ulûhiyet vermek.
a- Tabii varlıklara ulûhiyet vererek tapmak.
b- Ruhani varlıklara ulûhiyet vererek tapmak.
c- Salih insanlara, peygamberlere ulûhiyet vererek tapmak.[14]
2- Allah’tan başkasına sığınmak, yardım dilemek. Allah’tan başkasını mutlak tasarrufa malik olan yegâne güç bilmek
3- Allah’tan başkasına tevekkül etmek.
4- Putlardan şefaat beklemek.[15]
5- Allah’tan başkasını Allah’ı sever gibi sevmek.[16]
6- Allah’ı bırakıp kâfirleri veli edinmek.[17]
7- Allah’ın insana veya âleme hulul ettiğine inanmak.[18]
8- Heva ve tutkuları ilahlaştırmak.[19]
9- Batıl gelenek ve inançları dinleştirmek.
10- Şeytanın vesveselerini dinin önüne geçirip ona itaat etmek.
11- İnsanları şâri’ makamına koymak.[20]
12-Allah’tan başkasına secde etmek.
13- Putlara kurban kesmek.
14- İhtiyaçları Allah’tan başkasına arz edip onlara dua etmek.[21]
15- Riyakârlık yapmak; amelleri Allah’ tan başkasına arz etmek.
16- Beşeri görüş ve ideolojileri; felsefi fikirleri, hayat tarzlarını din yerine koymak. Hayata bu görüşler çerçevesinde anlam vermek.[22]

Şirkle ilgili bu yazılanlardan anlaşılan; Müslüman olduğunu söyleyen kimse Allah’ı hayatının bütün alanlarında müdahil varlık olarak kabul edip hayatına O’nun emirleri doğrultusunda anlam vermelidir. Hayatının genişlik alanlarını parçalar ve emir alanında Allah Teâlâ’yı reddedecek olursa bu kimse Kur’an nazarında müşriktir. Çoğu çalışmamızda vurguladığımız gibi, hayatın kendileriyle parçalandığı ideolojiler dine karşı şirk dinleridir. Hayatı din karşıtı olarak düzenleme iddiasındadırlar. Bu iddia ve fonksiyonlarına bağlı olarak onlara uydurma dinler diyebiliriz. İdeolojilerin bu özelliğinden dolayı, onları kabul eden kimseler müşrik olurlar. Bu neticeye göre İslâm nazarında, ideolojilere bağlananlarla evlenmek haramdır. İnsanlar yuva kurarken veya kurulmasına vesile olurlarken evlilik akdi yapacakları kimselerin önce inançlarını araştırmalıdırlar. Çünkü Müslüman olmayanlarla yapılan nikâh, daha önce de belirttiğimiz gibi meşru değildir. Şunu esefle belirtelim ki Müslümanlar bu konulara gereken hassasiyeti göstermemektedirler. Nikâhta iman ve İslam’ı belirleyici kabul etmek yerine, mal ve makamı belirleyici kabul etmektedirler. İdeoloji mensuplarının parçalı din algısı ve bazı ritüelleri aylık veya yıllık yapmaları, zihinsel tezkiyesini vahye göre gerçekleştiremeyen insanları aldatmaktadır. Kimse, politeist bir inanca bağlı olduğunun farkında bile değildir. Farkında olanlarda pragmatik bir anlayışla bu inanç biçimlerini ikrar etmemektedirler.

[1] Buhari, 97, Tevhid, 1, c. VIII, s. 164; Müslim, 1, İman, 7, Had.no: 29, c. 1, s. 50.

[2] Hazin, Ali b. Muhammed, Lübab’ü-t Te’vil fi Meani’t-Tenzil, Trsz, c. I, s. 309.

[3] Ahmed, Müsned, c. III, s. 338.

[4] Hakim, Müstedrek, Had.no: 6543, c. III, s. 697.

[5] İbni Hişam, Ebu Muhammed Abdulmelik, es-Siret’ü-n Nebeviyye, c. IV, s. 239.

[6] Hazin, a.g.e., c. I, s. 282.

[7] İbni Hamza, Esbab-ı Vürud’i-l Hadis, c. I, s. 313.

[8] Müslim, 1, İman, 70, Had.no: 240, c. I, s. 134.

[9] Bk. Bakara 2 / 75.

[10] Abdurrezzak, a.g.e, Had.no: 10159, c. VI, s. 110; Hakim, Müstedrek, Had.no: 3041,
c. II, s. 289.

[11] Abdurrezzak, a.g.e. c. IX, s. 106.

[12] Buhari, 68, Talak, 18, c. VI, s. 172.

[13] Heysemi, Zevaid, c. VI, s. 208.

[14] Bk: Tevbe 9/30-31.

[15] Bk. Zümer 39 / 3.

[16] Bk. Bakara 2 / 165.

[17] Bk. Maide 5 / 51.

[18] Bak. Macit, Nadim, Kur’an ve Hadise Göre Şirk ve Müşrik Toplum, Konya, 1992,
s. 215-249.

[19] Bk. Furkan 25 / 43.

[20] Bk. Şuara 26 / 29.

[21] Dehlevi, Şah Veliyullah, Hüccetullah el-Baliğa, (terc. Mehmet Erdoğan), İz Yay. İst, s. 228.

[22] Bk. Zümer 39 / 29.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir