Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Pazar, Eylül 19, 2021

Yunus Emre Dizisindeki Yanlış ve Çelişkiler

Haber programlar dışında TV programları pek seyretmemeye çalışan bir insanım. Hele dizileri hiç sevmiyorum ve seyretmiyorum.

Çünkü diziler, toplumları ‘uyutmak’ ve ‘yönlendirmek ‘için üretilmiş dürüst olmayan bir çeşit sosyolojik uyuşturuculardır.

Ancak kendilerine inandığım ve güvendiğim bazı dostlar, Yunus Emre dizisini mutlaka seyretmem gerektiğini bana ısrarla söylediler.

Dizilerden pek hoşlanmayan birisi olarak bunca ısrara dayanamayarak Yunus Emre aşkın yolculuğu isimli dizisinin 44 bölümden oluşan tüm bölümlerini çok dikkatli bir şekilde izledim.

Bir kere şunu en başa koymak gerekirse;

Dizi, oyunculuk, mekân, kostüm, müzik ve şekil açısından oldukça güzel ve etkileyici olarak hazırlanmış. Tabiri câizse, dizi âdeta insanı büyülüyor.

TRT ekranlarında alışık olmadığımız dini içerikli bir dizinin, önemli bir konunun ve tarihi şahsiyetin işlenmiş olmasının heyecanından mıdır nedir bilemiyorum, insan bu diziden kendisini alamıyor.

Ancak şekil, mekân, kostüm ve oyunculuk açısından bu kadar iyi hazırlanmış bir dizi ‘içerik’ yâni muhteva açısından baktığımızda durumun hiç de aynı olmadığına şâhit oldum maalesef.

Bazı hikmetli sözleri, bir takım güzel bazı nasihatleri bir kenara bırakacak olursak dizi bir çok hataları ve çelişkileri içinde barındırıyor.

Gördüm ki dizinin akışı içinde bir çok yerde imâna, islâm’a ve hakikate (gerçeklere) ters söz ve düşünceler yerleştirilmiş!

Bazen de dizinin yayınlandığı yıllardaki ‘siyasi olaylara’ aklı sıra göndermeler yapılıyor! Ancak bu göndermeler izleyicilerin bir çoğunluğu tarafından belki farkedilmese de dikkatli izleyicilerin gözünden kaçmıyor.

Konuyla neredeyse hiç alakası olmayan ‘garip’ beyanlar oyunculara büyük bir ustalıkla söylettiriliyor!

Eğer târihi şahsiyetler ile ilgili bir dizi çekiliyor ise, târihi gerçeklikler ile büyük bir uyum sağlaması gerekir. Evet araya belki bazı dolgu malzemeleri yerleştirilebilir ancak tamamen asılsız şeyler konulamaz.

Meselâ, Yunus Emre’nin gerçekte bir kadı olmadığını, tarihte kadı olduktan sonra derviş olan şahsiyetin Azîz Mahmud Hüdâyi olduğunu bilemiyorum burada söylememize gerek var mı?

Mesela dizinin 1. Bölümünden neredeyse son bölümüne kadar sürekli ve yerli yersiz “adâlet” vurgusu yapılıyor. Sanırsınız ki dizi “aşkın yolculuğu” değilde hukuk fakültesi öğrencilerine eğitim seminerleri!

Bir dizi de yerli yersiz bu kadar “adâlet” kavramı ısrarlı bir şekilde oyunculara söylettiriliyorsa demek ki senaryoyu yazanlar bu ülkede adâlet olmadığına yada adâletin iyi işletilmediğine inanıyorlar demektir!

Dizinin çekildiği yukarıdaki siyasi olaylara, (yoğun tutuklamalara) baktığınızda, senaryoyu hazırlayanların neden adâlet konusuna bu kadar ısrarlı bu kadar çok işlediği sanırım daha iyi anlaşılacaktır.

Yine dizide hiç gereği yokken dergahta kalan aklı kıt bir dervişin, önüne çıkan her kese sürekli “hayat pahalı, hayat pahalı” dedirttirmek neden olsa acep?

“Aşkın yolculuğu” diye bir dizi çekenler, konuyla hiç bir ilgisi ve alakası olmayan hayat pahalı cümlesini izleyenlerin zihnine neden kazımak isterler?

İleride de inşaallah tek tek izah edeceğimiz üzere dini anlamda da çok ciddi hatalar ve içeren sorunlu cümleler var ki, dizideki oyunculara büyük bir ustalıkla söylettiriliyor!

İşin ilginç yanı,

44 bölümden oluşan dizi boyunca, 44 tane bile âyet zikredilmiyor. Hatta yarısı kadar, hatta onun yarısı kadar bile âyet geçmiyor. Hadis-i şerifte hakeza öyle.

Dizinin tüm bölümlerince geçen toplam âyet ve hadis sayısı 3-5 taneyi bile geçmiyor! Hz. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in sünneti de öyle..

Bu nasıl olur? Bu nasıl dini içerikli bir dizidir? Ama bakıyorsunuz hemen her bölümde, bazen gerçek bazen uydurma, bazen hakikat bazen de aslı astarı olmayan menkıbeler büyük bir ustalıkla Şeyh efendiye söylettiriyor!

Ne hikmetse, tüm diziler boyunca bir tefsir ve bir hadis dersi yapmayan şeyh efendi, dergâhta etrafında toplanan insanlara hep menkıbe anlatıyor.?

Hele bu menkıbeler içinde Hz. Adem, Hz. Havva ve şeytanın anlatıldığı bir hikaye var ki gerçekle, Kur’an’da ki âyetlerle asla uyuşmuyor! Tamamen asılsız, tamamen gerçek dışı..

Düşünüyorum da, bu dizi film çekilirken yapımcılar hiç mi işi bilen dini bir danışmana ihtiyaç duymamışlar? Hiç mi senaryoyu yu işin ehli hocalarımıza okutmamışlar? Doğrusu bunlar çok garip..

Hele dizinin ilerleyen bölümlerinde hristiyan bir vatandaşın müslüman olmak için kelime-i tevhidin manasını aradığı, insanlara sorduğu ve sorduğu ahaliden hiç bir kimsenin manasını bir türlü bilemediği, mektep medrese görmüş kadı Yunus dâhi kelime-i tevhidin anlamının ne olduğu sorusuna cevap veremediği bir sahne var ki, evlere şenlik.!

Yine ne gariptir ki kimsenin bilemediği bu büyük soru nihâyet şeyh efendiye yani Tapduk Emre’ye sorulur.

Şeyh efendiye ise hiç kimsenin beklemediği, gerçek ile hiç ilgisi olmayan bir mana vererek, kelime-i tevhide “ölüm var” olarak bir mana verir!

İşin daha da ilginci, almış olduğu bu cevaptan çok memnun olup son derece etkilenen hristiyan vatandaş imâna gelmek ister.

Şeyh efendiye imân etmesi için ne yapması gerektiğini sorar. Şeyh efendi ise ona kelime-i şehâdeti söylemesi gerektiğini ifade eder.

Buraya kadar herşey yolunda gibi gözüküyor. Ancak buraya dikkat ediniz, şeyh efendi o hristiyan vatandaşa tekrar etmesi gereken kelime-i şehâdeti söyletirken sadece “la ilâhe illallah” demesi gerektiğini ifade ediyor!

Dikkat ettiniz mi? Kelime-i şehâdetin yarısını söyletmiş ama diğer yarısını söyletmemiştir! Yani Muhammedün Resulullah bölümü yoktur! Çıkartılmıştır! Bu nasıl olur?

Bu size neyi hatırlattı?

Kelime-i şehâdeti kimler eksik söylüyor, hatırladınız mı? “Diyalokçular” değil mi? Daha açık söylemek gerekiyorsa “Fetöcüler” değil mi?

Bu garip dizi,

Daha buna benzer gerçek dışı, imân ve islâmla çelişen sahneler ve ifadelerle dolu dizi..

Nasip olursa biz bunları elimizden geldiğince tek tek ortaya koymaya çalışacağız inşaallah.

  1. BÖLÜM
    YANLIŞLAR VE ÇELİŞKİLER:

19 dk deniyor ki: “Şu âlemde her ne var ise Hak’tandır. Hak’tan başka da bir şey yoktur. Her şey bir surette bürünmüş, insan da insan suretinde”..

Bu sözler şeriata yani İslam’a tamamen ters olan vahdet-i vücut (haşa Allah’tan başka varlık yoktur, yani sâdece varlık olarak Allah vardır) öğretisidir! Bu tür ifâdelerin dinimizde de yeri yoktur, bidattir.

Batıdan ‘panteizmden’ bize karışmış batıl söz ve düşüncelerdir.

  1. dk da Yunus Emre bir handa konaklamak istiyor, oturuyor ve önce yemek yemek istiyor. Ancak ilginçtir günümüzde bile bayan garsonlar henüz hizmet vermeye daha yeni yeni başlamışken Selçuklu devletinde hemde bir handa bayan garson hizmet veriyor. Bu durum gerçekle hiç bir şekilde uyuşmuyor.
  2. dk Tapduk Emre dergâha gelir, kapıyı öper. İnsanlar onu görünce karşılıklı olarak hizaya girmiş bir vaziyette adeta yarı rükuya eğilir gibi selamlar.

Bu tür davranışların Hz. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetinde yâni uygulamalarında yoktur. Bunlar tamamen bidattir!

  1. BÖLÜMDE
    YANLIŞ VE ÇELİŞKİLER:

Nallı hana gelen kadı Yunus, sokaklarda dolaşırken ve insanlala konuşurken çok kibirli ve ukala tasvir edilmiş. İlim ehli medrese mezunu bir insan böyle olmaz. Burada hem ilme hemde ilim sahibi insanlara haksızlık yapılmış.

İslam’da insanın ilmî arttıkça, Allah’a cc yaklaşır ve tevazu kanatlarını indirir.

  1. dk da; Tabib: “Biz yaranın sadece dışını görürüz. Hem içini hemde dışını görmek Tapduk Emre’ye mahsustur” diyor. Bu söz de büyük bir yanlıştır. İmâna ve İslam’a aykırıdır.
  2. dk da; Tapduk Emre: “Adalet suçu suçluyu değil, adalet sonuna kadar mâsumiyeti aramaktır” diyor.

İlk bakışta kulağa hoş gibi gelen bu cümle kendi içinde bir çok çelişkileri barındırıyor! Gariptir ki 44. Bölümün neredeyse sonuna kadar yerli yersiz defalarca tekrarlanıyor. Sanki adeta bir yerlere mesaj veriliyor!

Halbuki adâlet eğer suçu suçluyu bulmak değilse o zaman mâsumiyet nasıl ortaya çıkacak?

  1. dk da; Tapduk Emre: Koskoca kadı, ol der olur, öl der ölür” diyor. Bu cümle dini açıdan çok yanlış ve sorunludur. Burada hem kadılık makamını zan altında bırakma, hem de İslâm şeriatini ve hukuku bilerek yada bilmeden yanlış töhmet altında bırakma vardır.
  2. dk da; Molla Kâsım: “Kesilerek bir ceza varsa, değil kadı, acemistanda şah olsan başına göçer o taht” diyor. Burada bir yerlere gönderme var. Bilmem anlayabildik mi?
  3. BÖLÜM
    YANLIŞ VE ÇELİŞKİLER
  4. dk da; Tapduk Emre bir çok yerde yaptığı gibi gerçekte olmayan asılsız menkıbelerle kendi istediği gibi bir din anlayışı inşaa ediyor!
  5. BÖLÜM
    YANLIŞ VE ÇELİŞKİLER
  6. dk da; Yunus Emre’nin Tapduk Emre’ye biât etme sahnesinde, kelime-i tevhid’in manası verilirken, “Allah’tan başka ilah yoktur” şeklindeki gerçek anlam değilde, hâşa “Allah’dan başka varlık yoktur” şeklinde çok yanlış anlam verilmektedir!

Bu anlamın İslâm ile bir alakası yoktur. ‘Panteizm’ kaynaklı vahdet-i vücut düşüncesidir ki bu büyük bidattir.

1:05 dk da; Tapduk Emre, Yunus Emre’e belli ki nefsini terbiye etmek için ve dâhi kibrini indirmek için dergâhın tüm temizlik işlerini kendisine veriyor.

İlk bakışta normal gibi gözüken bu işlem, İslâm terbiye sistemi ile hiç örtüşmektedir.

İslâm terbiye sisteminde nefis terbiyesi tuvalet temizliği gibi nefsin hiç arzu etmediği işleri kişiye yaptırmakla değil, nefsin arzu ettiği şeyleri nefse vermemekle terbiye edilir. İkisi çok farklıdır.

Asr-ı saâdet dönemine baktığımızda, Hz. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ashabını terbiye ederken, nefsin arzu etmediği şeyleri nefse yaptırarak terbiye etmemiştir!

Zaten bunun bir faydası da yoktur. Bu terbiye sistemi bizim değil, uzak doğu felsefelerinin bir terbiye anlayışıdır.

Selâm ile.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir