Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Pazartesi, Ekim 26, 2020

Şehvetin Öznelleşmesi ve Dinin Nesnelleşmesi

Hani yıllarca Türkçe dersinde gördüğümüz meşhur, cümlenin ögeleri konusu var ya. Aslında o konu dil ve düşünce ilişkisinin en güçlü şekilde görülebildiği konulardan biridir. Çünkü dil, zihnin hayata yaklaşım tarzını ele veren en önemli vasıtadır. Yani düşünceniz ne yönde ise dil de o tarafa doğru ilerler ve ilgili alanda gelişim gösterir. Cümlenin ögeleri konusunu kısaca hatırlatacak olursak yüklem, yapılan iş; özne işi yapan; nesne de öznenin yaptığı eylemden etkilenen varlıktır. Görüldüğü gibi dilimizde ve dolayısıyla zihnimizde yüklem ve nesne, özne için vardır cümlede. Hatta cümle, nesnesiz dahi olabilir. Ama özne ister cümlede açıkça belirtilsin isterse gizli şekilde yüklemin içine saklansın hep vardır. Yani cümle, özne için kurulur dersek yanlış olmaz.

 Önce modern ardında postmodern yaşam tarzı insan zihnindeki özne ve nesne kavramlarını baştan aşağıya yeniden biçimlendirmiş durumda. Modernizm, insanı hayatın merkezine koyarak özne haline getirdi. Başta din olmak üzere bütün kavramları nesneleştirdi. Artık insan, biricik ölçüt ve diğer kavramlar insana göre şekillenen nesnelerdi. Nesne, öznenin işine yaradığı müddetçe yani insanı memnun ettiği müddetçe değerliydi. Zira nesne, özneye hizmet için vardı.

 Postmodernizm ise modernizmin sacayaklarına sahip çıkmak koşuluyla özneyi yine insan tuttu. Fakat bu sefer, insanın şehvetini asıl özne yaptı. Burada şehveti sadece cinsel istekler manasında kullanmadığımı ifade edeyim. Şehvet derken insanın her türlü arzu, heva ve isteklerinden bahsettiğim anlaşılmalı. Artık modernizm zamanında, özne olan insanın sağduyusundan gelebilecek cılız sesler bile postmodernizmin şehveti asıl özne yapmasıyla kesilmiş oldu. Postmodernizmle beraber son tahlilde insan dahi kendi içinde bölündü. Artık selim akla karşı şehvet ilahlaştırılarak selim akıl dahi nesne yapılmış oldu. Artık özne olan şehvet açıkça zikredilmese dahi gizli özne olarak hayatımızın tüm kılcal damarlarına yayılmış ve işlemiş durumdaydı.  Çünkü her şey özne içindir.

 Şehvet, heva ve heveslerin özne olarak hayatın tam merkezine alınması ile aklımıza gelebilecek tüm kavram ve olgular öznenin kontrolü ile sağlanır oldu. Karşısına çıkan her ne olursa olsun şehvete yani geniş manada arzularına uygunsa iyi, güzel, doğru damgalarıyla etiketlenerek nesne olarak istihdam edilmeye başlandı. Aksi durumlarda yani öznenin hoşuna gitmeyecek kavram ya da olgular söz konusu olduğunda şehvet onu şiddetle reddederek kötü damgası vurdu.

 Belki de sosyal medyada en mahrem hallerini dahi paylaşmaktan utanmayan insanlarımızı ve özellikle her hallerini sosyal medyada paylaşan dindar(!) Müslümanları yukarıda bahsettiğim “şehvetin özneleşmesi ve dinin nesneleşmesi” üzerinden okumamız gerekiyor. Din, şehveti memnun ettiği müddetçe bir nesne olarak kullanılıyor artık. Şehvetin hoşuna gitmeyen dini hüküm ya da kavramlar ise tamamen şehvet öznesinin hükmüyle çağdışı gelenek, hurafe, uydurma etiketleriyle reddediliyor. Herhangi bir kaynak ya da referans göstermeye ihtiyaç duyulmaksızın şehvetin elinde oyuncak olan din kavramı, şehvet tarafından yeniden yorumlanıp dönüştürülüyor ve meçhul bir günde kullanılmak üzere zihin bagajına atılıyor.

 Oysa din insanlara doğru yolu göstermek için Allah tarafından bizlere gönderilmiş ilahi buyruklardı. Zira dinimize göre insan iyi ve güzel olana salt aklıyla ulaşamazdı ve kendini terbiye edemezdi. İyiyi, güzeli ve uyulması gereken ölçüleri Allah, bize vahiy ve peygamberler aracılığıyla öğretecekti. İnsan da bu şekilde şehvetini ve aklını terbiye ederek iki cihanda da saadete ulaşacaktı. Görüldüğü gibi aslında din, özne olacaktı ve nesne olan insanı dönüştürecekti. Bundan dolayı din adil olun, haksız yere cana kıymayın, zinaya yaklaşmayın, oruç tutun, tartıda/ticarette dürüst olun, faizden kaçın gibi özne olmanın gereği olan ölçüt olmak ve dönüştürücülük rolünü en iyi şekilde ortaya koydu. Üstelik bu rolünü sadece kitapta yazılı bırakmayarak peygamberler vasıtasıyla örnek insanın kim olduğunu insanlara somut şekilde ortaya koydu.

 Günümüzde geldiğimiz nokta maalesef dinin “bana göre….” ifadesi vasıtasıyla nesne haline getirilmesidir. Kendini Müslüman olarak tanımlayan hiç kimse “ben bilerek ve isteyerek dinime aykırı yaşıyorum” demiyor. Müslümanların çoğu özne olan şehvetiyle nesne haline getirdiği dini yorumlayarak kendine bir şekilde fetva veriyor. Namaz diye bir ibadetin olmadığını iddia eden mi ararsınız, karşılıklı rıza varsa nikâh olmasa dahi zina olmaz diyeni mi ararsınız, içkinin helal olduğunu tüm samimiyetiyle savunanı mı ararsınız her şey var. Bu tür insanlar en doğru anlayışın kendileri olduğunu da iddia etmekten geri durmuyorlar. İlgili alanda ne bir eğitim ne bir uzmanlıkları var ama nesne haline getirdikleri Kur’an ve ya Kur’an mealleriyle dinin her konusunda kendilerini fetva vermeye yetkin görebiliyorlar. Tüm bunlar nesne haline getirilerek değeri düşürülen din mefhumunun sonucuydu. Kendini dine göre dönüştürmesi gereken insan, artık dini kendine göre dönüştürme telaşesine düşmüştü. Kendini memnun etmeyen ne varsa hurafe ve uydurma iken şehvetini tatmin eden her şey dinen caizdi artık. Özne ve nesne yer değiştirince sonuç bu oldu.

 Söz konusu durum sadece din ve dine ait temel kavramlarla da sınırlı değil elbette. Mesela namus/iffet, edep, haya, terbiye gibi kavramlar da tamamen şehvet öznesinin insafına bırakılmış halde. Sosyal medyada yüksek beğeni ve paylaşımlar alabilmek uğruna nice Müslüman gencin ağır makyajlarla bedenlerini sergilediğini üzülerek müşahade ediyoruz. Bazılarının eşini aldatarak yaptığı iffetsizliği aşk bahanesiyle savunmasını henüz “öznesi şehvet olmayan” insanlarımız, midesi bulanarak izliyor. Medya da özne-nesne dönüşümünü hızlandırmak adına elinden gelen her şeyi yapıyor. Sosyal medya fenomeni olmak için bedenini sergileyen genç de; eşini aldatan şahıs da namusu kendine göre yorumladığı için yaptığı şeyin namusla alakasının olmadığına inanıyor ve namusuna laf ettirmiyor.

 Toplumun ya da özne olan dinin geniş ittifakıyla oluşmuş kabul ve tanımlamaları kabul etmeyen postmodern ahlak, aklınıza gelebilecek her türlü kavramı şehvetine göre yeniden yorumlayarak kendine yol yapmaktadır. Mesela kalemin tanımı şehvetin işine gelmezse kalemin yüzyıllardır ittifakla kabul gören anlamı olan “yazı yazmaya yarayan araç” tanımını reddedip kalemi “yazıyı silmeye yarayan araç” olarak yeniden tanımlar. Ve bunu yaparken kimseye hesap vermek zorunda hissetmez kendini ki zaten günümüzde her türlü saçmalık, düşünce özgürlüğü ile kamufle edildiğinden itiraz edeceklerin de önü tıkanmış oluyor. İşte din, namus/iffet, edep, ahlak gibi hayatımızın merkezindeki kavramlara da aynı operasyonu çekilerek hem din/siz, iffet/siz, edep/siz, ahlak/sız olmaktan kurtuluyorlar hem de söz konusu kavramların asıl manalarına göre hareket etmekten kurtulmuş oluyorlar. Tam bir kazan-kazan taktiği yani.

 İlmi manada reddiye kültürünün bitirildiği dönemde yaşıyoruz artık. Ömrünü ilim yolunda harcamış âlimlere kaynağı tamamen “kendi şehveti” olanların saldırdığı korkunç bir çağda yaşıyoruz. Bu durum özellikle de din alanında oluyor. Peki, bu insanlar dinlerini hiç mi sevmiyorlar? Bilakis dinlerini çok seviyorlar. Tamamıyla kendi şehvetlerine göre yeniden dönüştürdükleri dinlerini neden sevmesinler ki? Din ve diğer kavramları arabalarını, bilgisayarlarını, evlerini, telefonlarını sevdikleri gibi severler yani herhangi bir nesneyi sevdikleri gibi severler. Bilgisayar işlerine yaradığı müddetçe değerlidir. Aynı bilgisayar işe yaramaz olursa artık “değişmesi” lazımdır.  Son söz: Din bir özne olarak insanı değiştirmelidir. Din ile muhatap olduğu halde durmadan dini değiştirip kendinde herhangi bir değişim ihtiyacı hissetmeyen insan, postmodernizmin en sadık kölesi olduğunu anlamalıdır. Yaşadığı hayatta en ufak bir haram görmeyen ama yüzyıllardır yaşanan dini külliyen haram gören anlayışın çarpıklığını sorgulamak düşünebilen her Müslümana görevdir.

Daha Fazla

1 Yorum

  • Fahretin asyalı
    Fahretin asyalı

    Malesef çağımız Müslümanlarının modernite karşısındaki ezik ve kendi değerlerinden kaçan halleri biz Müslümanları dinimizi nesne haline getirmelerine neden olmuş durumda rabbim basiretimizi artırsın

    Cevapla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir