Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Cuma, Aralık 4, 2020

Halk İçinde Mu’teber Bir Nesne Yok Devlet Gibi

Kanuni’nin bu sözünün ikinci bölümünden yola çıkarak pandemi ile ilgili yazacağımı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Ben devletle ilgili yazacağım. Daha doğrusu ‘muteber’ bir devletle. Ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti uzun yıllar ne halk tarafından ne de onun kurulmasını kabullenen emperyalist devletler tarafından ‘muteber bir devlet’ gibi algılanmamıştır. Fakat yöneticileri sanki ‘muteber’ miş gibi davranmaya çalışmışlardır. Bunun için çok fazla hamaset yapılmış, kendi kendimize gelin güvey olunmuştur.

17. Devletimiz, emperyalistler tarafından, tıpkı birinci dünya savaşından sonra sınırları cetvelle çizilen devletçikler, Latin Amerika ve Afrika devletleri gibi yönetilebilir, yöneticileri değiştirilebilir ve yönlendirilebilir bir devlet gibi algılanmıştır. Halbuki devlet ciddi bir iştir. Devlet bir gelenektir. Devlet kurmak ulusların genetiğidir. Her insan topluluğuna nasip olmamıştır.

Günümüzde, geçmişte de örnekleri görülen, Mikronezya gibi, Man adası gibi suni devletçikler vardır. Bunları hor görmek hakkımız değildir. Ama gerçek haliyle algılamaya çalışmak hakkımızdır. Dün akşam TRT 2’de bir film izledim; ‘Dağların Kraliçesi’. Kırgızların Rusya egemenliğine girişi ve özgürlük mücadelesini anlatıyor. Rusya çok istilaya uğramış bir ülkedir. Hunlar tarafından, daha sonra da Kıpçaklar, Moğollar, İsveçliler tarafından egemenlik altına alınmışlardır. Moğollar Rusya topraklarının büyük bölümünde Altın Orda devletini kurmuşlardır.
Bütün bu istilalardan sonra birliğini sağlayan Slav prensleri bir büyük imparatorluk kurmayı başarmış ve Sibirya ile Orta Asya’nın önemli bir bölümünü hakimiyetlerine almışlardır.

Anglo Saksonlar, sıradan bir kavimken Britanya’yı istila ederek bir devlet kurmuşlar, bunu ‘üzerinde güneş batmayan imparatorluğa’ taşımışlar, daha sonra da bu imparatorluk artık kolonilerin dizginleri tutulamaz hale gelince ‘İngiliz Milletler Topluluğu’na dönüşmüştür. Bunlara benzer pek çok örnek söylenebilir. Bütün bu devletler, savaş, kılıç ve kanla kurulmuş olmalarına rağmen ‘muteber’ devlet olmuşlardır.

Muteber devlet sözü geçen devlet demektir. Öyle her önüne gelenin kem küm edemeyeceği devlet demektir. Onunla karşı karşıya gelinince uzun süre düşünülmesi gereken devlet demektir. Muteberlik güç içerse de güçle ölçülen bir nitelik değildir. Örneğin İsrail devleti güçlü bir devlettir ama dünya devletlerinin pek çoğunun gözünde itibarlı değildir. Keza ABD de öyledir. Bu devletler gücünü kaybettiği takdirde itibar görmezler.

Marksizm devletin ‘sınıfsal’ olduğunu söyler. Aynı zamanda ‘egemen sınıfın baskı aracı’ olduğunu da. Tarihin belli bir döneminde böyle algılanmış olsa da bu görüş, bir devletin büyük bir insan topluluğunun desteğini nasıl sağladığını açıklayamaz. Bu destek sadece baskı yoluyla sağlanamaz. Ama kurallara (yasalara) uyulması, gönüllü olunmadığı zamanlarda baskıya gerek duyar.

Bu devlet meselesi nereden aklıma takıldı; Paşinyan demiş ki; ‘biz aslında Türkiye ile savaşıyoruz’. İşte size bir ‘suni’ devlet örneği. Devlet olamamış devlet. Ermeni halkını küçümsemek amacında değilim ama Ermenistan Rusların icazetiyle kurulmuş, uzun yıllar Sovyet sistemine bağlı kalmış, onun dağılmasıyla sözde bağımsız olmuş ama Petrosyan-Sarkisyan çizgisiyle bağımlılığı sürmüş, bunları deviren gazetecilik okulunu bile bitirememiş bir gazeteci, Paşinyan’la AB yörüngesine dümen kırmış bir uydu devlet. Bu saydığım yöneticilerin Ermeni halkını sahte hayaller peşinden sürükledikleri son nokta bu günkü durumdur.
Bir başka örnek PKK’ya kurdurulmak istenen kukla devlettir.

Devlet kurmak yönetmek öyle basit bir iş değildir. Biz koskoca Türkiye Cumhuriyetini uzun yıllar kendi irademizle yönetememişiz, alemin eline bakmışız, ordumuzu bile kendi ordumuz olarak değil de emperyalistlerin işini görsün bir de içerde onlar adına millete mukayyet olsun, ‘çizgiden’ çıkılacak anda müdahale etsin diye onlara teslim etmişiz. Hala bu cenderenin altından çıkmaya çalışıyoruz. Yeniden ‘muteber’ hale getirmek için, ‘hasta adam’ paranoyasından kurtulmak için kan ter akıtıyoruz. Biz kim miyiz? Bu toprakların kadim halklarının tümü.
Başka yerde ‘salah’ arayanlar perişan oluyor. Karşımızda öyle böyle değil bir güç var.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir