Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Salı, Aralık 1, 2020

Din Neyi Değiştirebildi ki İslam Ülkelerinde?

İslam ülkelerinde dinin başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmiş midir?

Şu halde bile, bu iş dine uygun bu da değil diyebiliyoruz…! Olacak iş mi!

Dinin ne değeri var ki bu manada, yapılan bir yanlış olduğunda faturası dine kesilmek isteniyor!

Dinin, sadece şuursuzca yapılan ibadet boyutu dışında nesi kaldı ki…

Ramazan akşama kadar aç kalmak, namaz spor yapmak, hac ibadeti turistik gezi, zekat vermek ise ötekine tahakküm kurmak ve kibirlenmek dışında kaçımıza olumlu anlamda etki etmektedir? Bu ibadetler, hal ve hareketlerimizi dinin isteklerine, emirlerine göre değiştirmemize neden olmakta mıdır? Oysa bu ibadetlerin her biri bizi toplumda iyi birer fert olmaya mecbur bırakan etkiler taşımalıydı? Kaçımızı etkilemektedir bu ibadetler?

Merakımdan soruyorum; “dine göre bu haramdır, hakkım değildir” diyerek uzaklaşan kaç insanımız kaldı ki…?

Ya da “dine uygundur o halde bizim çıkarlarımızla örtüşmese de uygulamalıyız” diyen kaç babayiğit Müslüman var ki…?

Sokaklarımız, caddelerimiz, şehirlerimiz bu memlekette Müslümanlar yaşar diyor mu?

Din neyi ne kadar değiştirmeye güç sahibidir…?
Dindar adam olmak mı dindar olarak görünmek mi önemli hale gelmiştir?

Dindar kişi olmak değerli mi ülkemizde ve İslam ülkelerinde?

Kaç müslüman sokakta yürürken diğer insanlar elinden, dilinden, belinden emindirler…

İdarecilerimiz arasında kaç kişiye inancı tesir etmekte ve de bu inancı dışına, hallerine, davranışlarına idare etme biçimine yansımaktadır.

İdarecinin, Kuran okumasını değil de Kuran hükümlerine göre adil davranmasını çok daha fazla önemserim…Son zamanlarda çok fazla moda oldu ya Kuran okumak… Okuyanlar kervanına yeni katılanlardan biri ” ben hem kuran okurum, hem de gençlerin eğlencelerinde ne istediklerini iyi bilirim” diyor…Her ayak var yani.
Biri böyle diyor, bir diğeri de elinde mühür olduğundan bunu benzer şekilde uyguluyor…

Sosyal medya sayfasından ne güzel sözler paylaşıyor ahmak…!Başkası yapsın diye! Kendi değil! Bu toplumda iyi ve faziletli insan olacak ama o değil komşusu, fedakar olacak ama onun çocuğu değil fakir Memo’nun çocuğu…Bu zincir uzayıp gider…Nimet varsa koşacak, külfet varsa kaçacak…Böyle bir “müslüman tipi” türedi… Güya dertli…Çok da akıllı sanıyor kendini…Güya şuurlu gençlik teşkilatlarından gelmeler…Adam olmak için cemaatler ve vakıflarda sürttüler! Ortaya çok profesyonel iki yüzlü birileri çıktı ne yazık ki…Üstelik rollerini çok iyi oynadıklarından çok da etkinler!

Sonra da böyle bir toplumda akıl almaz bir iş meydana geldiğinde sanki ülkemizde İslam uygulamada da tüm sorunların suçlusu ilan edilmektedir…

Trafikte hedefine varmak için her an uygun şeride geçebilmek adına orta şerit üzerinden seyreden şoförle, toplumun tüm fertlerine kendini sevdirebilmek için, ilkelerinden vazgeçen, sabah başka türlü akşam başka türlü konuşan, dinin sadece ibadet boyutu ile ilgilenen ahlakından hiç nasiplenmemiş bir Müslüman arasında ne fark vardır acaba? İkisinde de motivasyon çıkar amaçlı değil midir?

İslam’ı yaşamıyoruz aslında, sadece yaşar gibi yapıyoruz…

Uhrevi hayat için dine uymuyoruz aslında, dünyevi hayat için dini kendimize uydurmaya çalışıyoruz…

Hepsi bu!

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir