Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Çarşamba, Kasım 25, 2020

Beyler, Dikkat! Ermenistan Demek Rusya’nın Hayati Çıkarları Demektir

Azerbaycan Ermenistan Krizi 3-4 gündür gündemi işgal ediyor. Hamaset zirvede. “Bozkurtlar”, “Mücahitler” Karabağ yollarına düştü.

Türkiye hükümeti de; “Azerbaycan bizden ne yapmamızı isterse, biz de onu yapacağız” diye üzerine rakam yazılmamış bir çek uzattı, Azerbaycan’a.

Hani açık çek verilir ya transferlerde, işte öyle. Rakam hanesi boş bırakılmış bir çek. İstediğini yaz. Oldukça cömertçe.

Unutmamalı, “söz tutmak için verilir”.

Bakalım, destek ete kemiğe bürünecek mi? Göreceğiz.

Umalım 2008 Gürcistan Krizinde olduğu gibi, “tası tarağı toplayıp” mevcut kazanımları da kaybetmeyiz.

Ben işin bir başka boyutunu dikkatinize sunmak istiyorum.

Hem Çarlık Rusya’sı, hem SSCB Rusya’sı, hem de Rusya Federasyonu için; Güney Kafkaslar hayati öneme sahiptir. Bu bütün analizlerin birinci maddesi olmalı.

Ruslar; bilirler ki, Güney Kafkas’ı kaybederlerse, Kafkasları kaybedecekler, Kafkasları kaybederlerse, Rusların 3 üncü çöküşü gerçekleşecek. (1. Varşova Paktı, 2. SSCB)

Rusların Güney Kafkas hakimiyetinde kilit ülkesi Ermenistan’dır. İran bu gücünü bütünler.

Ermenistan’ı ve İran’ı kaybetmeye tahammülleri olamaz.

Ruslar; 1991 çöküşünü geri döndürebilmek için, “Yeni Çar” Putin’i göreve getirdikten sonra, çok önemli adımlar atmışlardır Kafkaslarda ve Güney Kafkaslarda. 

Putin; var olmak ve yok olmak mücadelesinin farkındadır. Başarısızlığın Rusya’nın “Moskova Knezliğine” doğru “büzülmek” olduğunu bilmektedir.

Putin, şimdiye kadar çok kritik adımlar attı ve başardı. Suriye’ye kadar geldi, Libya ile birlikte Doğu Akdeniz’de önemli bir pozisyon dahi elde edebildi.

1991’de bağımsızlığını ilan eden “Çeçen İçkerya Cumhuriyetini”, 2000 yılında, demir yumruğu ile yıkan Putin, Kafkaslarda direnecek halk bırakmadı. Şanlı bir direniş gösteren Çeçenler, Grozny düşünce yenildi. Kafkasları emniyete aldı. Kadiri tarikatının “sahibi” Hacı Kadirov’u da halkın başına diktatör atadı.

Kafkas Dağlarını güvenliğe alan Putin rahat değildi. Güney Kafkas’a inmeden “Rus İmparatorluğunun güvenliğinin” sağlanamayacağını biliyordu.

Bu fırsatı 2008 yılında Gürcistan verir. Batının “romantik devrimlerinden” Gül Devrimi ile Gürcistan’da iktidara gelen “iş bilmez”, “dengelerden habersiz” Saakashvili, “Gürcü Nasyonalizminin etkisi” ve Batılı ülkeler ile Türkiye’nin desteği sayesinde güçlendiğini düşünmüş ve Güney Osetya ile Abhazya’ya müdahale etmeye kalkışmıştı.

Putin’in beklediği de tam buydu. Acemi siyasetçi tuzağa girmişti.

Kodori Vadisin’deki ABD ve Türk özel unsurlarının varlığına rağmen, Rus Zırhlı birlikleri durdurulamadı. Türkiye’nin modernize ettiği Tiflis hava alanı yerle bir edilmiş, Putin uluslararası baskılar sonucu Tiflis’e girmesine kilometreler kala güç bela durdurulabilmişti.

Türkiye’nin Gürcistan’daki askeri varlığı sıfırlanmak zorunda kalındı.

Güney Osetya ve Abhazya da Rus’un kontrolüne girdi. Güney Kafkas’a inen stratejik geçişler ve Karadeniz’deki Abhazya destek limanları da.

Ancak, Putin’in içi hala tam rahat değildir.

Güney Kafkaslarda, “Türkiye’nin müdahalesine açık” bir kriz bölgesi daha vardır.

Dağlık Karabağ.

Aliyevler ailesine emanet edilen Azerbaycan’daki “milliyetçi dalga”; zevk ve sefaya düşkün, acemi oğlan İlham Aliyev tarafından dizginlenebilecek midir?

Türkiye’nin; Aliyevler ve Rus istihbarat oyunları ile dizginlenen askeri çalışmaları, arzu edilmese de belirli bir etki oluşturabilmektedir, Azerbaycan genç kadroları üzerinde.

Bu genç subay-astsubay kadrolarının, Bakü Azadlık meydanında “Başımızda Türkiyeli komutanları isteriz” diyerek, kendi ordularının komutanlarına karşı yaptıkları protesto yürüyüşü de Putin’e önemli işaretler vermiştir. Yetersiz de olsa, Türkiye belirli bir etki oluşturabilmektedir.

NATO üyesi, “Amerikancı” bir Türkiye’nin “yarın” nasıl adım atacağı konusunda da Rusya emin değildir. Suriye’de Rus uçağının 2015 yılında düşürülüşü de bu riski göstermiştir Putin’e.

Putin ayrıca, Ermenistan üzerinde Batı’nın oynadığı oyunları ve Türkiye’nin Ermenistan’la yakınlaşma stratejilerini de “tehlikeli” bulmaktadır. Abdullah Gül’ün bu yönde attığı adımlar tehlikeyi göstermiştir Putin’e.

Ermenilerin içerisinde bulundukları zor şartlar, Dağlık Karabağ’ı tek başlarına koruyamayacak olmaları, Türkiye’nin Azerbaycan merkezli Güney Kafkas siyaseti, Ermenistan siyasetinde D.Karabağ kökenli siyasetçilerin dominant etkileri ile birleşince, Ermeniler için de Putin’den başka seçenek kalmamaktadır aslında.

Rakibi kendi elinle Putin’e teslim etmek buna denir herhalde.

Bu stratejik şartlar, Putin’in Ermenistan’ı Güney Kafkasya’nın “kilit stratejik partneri” olarak seçmesine neden olmuş ve iki ülke “ortak menfaatler” yönünde “bölgesel ortak stratejik duruşlarını” belirlemek zorunda hissetmişlerdir, kendilerini.

Bu nedenle, Ruslarla Ermeniler stratejik müttefiktir. Ermenistan “yoldan çıkmadıkça-çıkabilmedikçe” bu böyle kalacaktır.

Rusya; Ermenistan’da 2 önemli üsse sahiptir. Gümrü’de 102 inci askeri üssü, Erivan’da ise Hava Üssü vardır. Savaş uçakları ve saldırı helikopterleri, tankları, füzeleri, hava savunma silahları gibi son derece modern Rus birlikleri oldukça güçlüdür. Toplamda 5-6 bin Rus askeri Ermenistan’da görev yapmaktadır.

Rusya ve Ermenistan, Güney Kafkas’ta “bölgesel hava savunmasını” ortak yürütmektedir. Yani hava sahasının kontrolü ve hava savunması Ruslara aittir.

Ruslar ile Ermeniler arasındaki askeri anlaşma 2044 yılına kadar geçerlidir.

Rusya Savunma Bakanlığı, Ermenistan’daki askeri varlığının esas görevini; “Türkiye Ordusunun Doğrudan Dağlık Karabağ ve Nahcivan’a müdahalesine karşı koyma” olarak belirlemiştir. Bu birlikler Türkiye’nin bölgeye müdahalesi halinde “harekete geçeceklerdir”.

Rus ve Ermeni askeri birlikleri, belirledikleri “ortak amaç” doğrultusunda, ortak tatbikatlar yaparlar. Rusya hem Ermenistan’daki kendi birliklerini, hem de Ermenistan ordusunun birliklerini modernize eder, yeni teknolojilerle destekler.

Son olarak, bölgeye yerleştirdiği “İskender Balistik Füzeleri” de bölgeyi ihmal etmediğini göstermektedir.

Rusların ayrıca; Abhazya ve Güney Osetya’da da toplam 10 bin civarında askeri bulunmaktadır.

Ermenistan, Rusya için hem kilit ülkedir, hem de “kardeş” ülkedir.

Peki, neden Ruslar Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki çatışmalara “bir müddet” sessiz kalıyorlar, bazen bir tarafa, bazen diğer tarafa “lokal avantajlar” sağlıyorlar?

Büyük devlet politikaları böyle. Her iki ülkenin “kontrolden çıkma eğilimi göstermesi” veya iç siyasette “sevdiği iktidarların” zor duruma düşme halleri, Rusya’nın diğerine “torpil yapmasına” neden oluyor. Ama asla kendi stratejik menfaatlerinin aşılmasına izin vermiyırlar.

Elbette, Ermenistan ve Azerbaycan, zaman zaman Rusya’nın kontrolünün dışına çıkma eğilimleri gösterebiliyor. Söz gelimi batı yanlısı Pashinyan iktidarı gibi. Ama bu tür eğilimlerin sürdürülebilirliği oldukça sınırlı. Romantik çıkışlar, çok uzun sürmeden gerçekle yüzleşiyor ve fabrika ayarlarına geri dönülüyor.

Türkiye’nin oyunu bozma ve askeri güç kullanarak farklı oyun kurma kapasitesi yok mu dediğinizi duyar gibiyim. Maalesef yok. Türkiye bu “kapasite yetersizliğini”; Suriye-Libya-Mısır-Yunanistan gibi askeri kapışma alanlarında “açık etti”. Keşke “açık etmeseydi”.

Türkiye’nin Rusya’nın koyduğu sınırları “aşmayacağını” Putin de biliyor. Ayrıca Türkiye’nin bunu yapmasını isteyen “Uluslararası bir talep” de yok. Hatta böyle bir hazırlık da gözükmüyor.

Peki, o zaman Türkiye’de bu “mangalda kül bırakmaz” milliyetçi çıkışların anlamı ne? Siyaset, iç politika, fakirlikten boynu bükülmüş, koronadan kırılmış geniş halk kitlelerinin, bir müddet de olsa, hayatın gerçeklerinden uzaklaştırmak. Hepsi bu.

Güney Kafkas’lar halen Ruslara aittir. Aksini söyleyecek-yapacak birisi henüz ortada yok. Ermenistan da, Rusların “kilit ve kardeş” ülkesi. Bu Ermeniler için de hoşlanılmayan hakikat.

Bu dengeyi değiştirmenin tek yolu; Selçukludan bu yana uygulanan stratejiye dönmek.

Türkiye; Azerbaycan’la dost ve kardeş olmakla yetinmemeli, Ermenilerle de dost ve kardeş olmanın yollarını bulmalı. Tıpkı tarihte olduğu gibi.

Bu bir “etnik sorun” değil, “coğrafi zaruret”. Bu gerçeği görerek davranmalı.

Azerbaycan-Türkiye-Ermenistan’ın uzlaşısı ve bu uzlaşıya göre müşterek gelecek belirleyebilmesi, en çok Azerbaycan’a, sonra Türkiye’ye çok ciddi katkılar sağlar. Ermenistan da bölgede refah içinde yaşayan, izole olmamış bir ülke olarak güçlü yerini alır.

Bu makro faydanın yanında, Dağlık Karabağ’ın “halkların müşterek coğrafyası” olması, hiçbir devleti ve halkı incitmez.

Her üç ülkedeki “nasyonalizm” bunun önünde en büyük engel.

Ve Putin de; “bu nasyonalistlerin oluşturduğu dalgalar üzerinde rahatça sörf yapabilmekte, büyük oyununu oynayabilmekte”.

Elbette, büyük ve tarihi adımlar “büyük ve usta siyasetçiler” tarafından atılabilir.

Tarih “acemileri” değil, “ustaları” yazar.

Kaynak: adelinasfishta.blogspot.com

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir