Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Salı, Aralık 1, 2020

Ağır Yüzyıl

20. Yüzyıl bizim için çok ağır geçti. Başarısızlıklarımız yoğun tek tük başarılarımız kimya gibiydi. Bu yüzden 20. yüzyıl nesli ezikliğin ne olduğunu çok iyi bilir. Futbol maçına çıkarsınız 3-0, 4-0 kaybedersiniz. Averaj takımı gibiydik. Eskaza bir gol atsak (ki o da çoğunlukla penaltıdan olurdu) bayram derecesinde sevinirdik. Hatta o golün adı ‘şeref sayısı’ idi. Bir tek golle şerefimizi kurtardığımızı var sayardık.

21. Yüzyıl bizim karanlık çağımızdır. Yüzyıla Abdülhamit’in tahttan indirilmesi ile başladık. Trablusgarp savaşı ile Kuzey Afrika’yı, Balkan savaşları ile Rumeli’yi, Birinci Dünya savaşı ile her şeyi kaybettik. Kurtuluş savaşı ile epey toparladık ama kurmamıza izin verdikleri yeni devlet sanki göstermelik bir devletti. Çarık yoktu, buğday yoktu, gaz lambası fitili yoktu, dahası gaz yoktu, tütün sarma kağıdı yoktu.Yoksulluk diz boyu, ipler bizden çok, devleti kurmamıza izin verenlerin elinde idi.

Stalin’in tehditleri karşısında korkudan NATO ya sığınmak istedik. NATO yu kuranlar bizi örgüte almaya değer bulmadıklarından iki kez reddettiler. Sırf bizi alsınlar diye Kore’ye asker gönderdik, hiç bizim olmayan bu savaşta şehitler verdik. Sovyet yayılmacılığının ve de komünizmin korkusu batıyı sarınca ‘hadi alalım bari’ dediler. Sırf ayak işlerini yaptırabilmek için bizi NATO ya aldılar.

1960 da NATO, içimizden satın aldıkları eliyle Türkiye’yi NATO ya sokanları darbe ile düşürttü. Bir başbakan iki bakan idam ettirdi. Ondan sonra da belimiz hiç doğrulmadı. 20 Senelik bir koalisyonlar dönemi yaşadık. Mazot yoktu, margarin yağı yoktu, tüp gaz yoktu. Elektrikler bölge bölge saat hesabıyla verilir, ona rağmen sık sık kesilirdi.Enflasyon ise adam boyuydu. Devalüasyonlar art arda geliyor paramızın değeri yerlerde sürünüyordu. 70 Sente muhtaç hale geldik.

70 lerde sağ-sol çatışması diye yüzlerce insanımız öldü. Aynı silahla hem sağdan hem soldan gençlerin öldürüldüğü kanıtlandı. Abdi İpekçi gibi, Gün Sazak gibi, Nihat Erim gibi Kemal Türkler gibi tanınmış isimler suikastla öldürüldü. Bu çatışmalarda öldürülen sayısı 12 Eylül öncesi günlerde 30 kişiye ulaştı. Meğer yeni bir askersel darbenin yollarına taşlar döşeniyormuş.

Bu yıllara açıktan darbe olarak görünmeyen bir darbe, 12 Mart muhtırası ile hükümetin istifa ettirilmesi yoluyla başlamıştık. Aynı yıllarda Yunanistan’da da darbe oldu. Faşist bir albaylar cuntası yönetime el koymuştu (1967) . Bu cunta Kıbrıs’ı ilhak etmeye (enosis) karar verdi. Kıbrıs’ta EOKA cı faşist Nikos Sampson’a darbe yaptırdılar. Türkiye müdahale etmek zorunda kaldı. Müdahale etti diye ambargolarla, yaptırımlarla karşılaştı. Bu yaptırımlar yaşamımızı daha da zorlaştırdı. Yunanistan’da ise Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesi sonucu cunta devrildi. Krallık kaldırıldı, cumhuriyet ilan edildi. Yunanistan demokrasiye geçti, cuntacılar yargılandı ve mahkum edildi. Biz ise 12 eylülcüleri otuz sene sonra zor bela yargılayabildik. Vesayet bizde çok daha güçlüydü. Öyle ki ‘sol’, ‘demokrat’ geçinen pek çok kişi ve kurum bile bu yargılamaları küçümsedi. İtibarsızlaştırmak, önemsizleştirmek için elinden geleni yaptı, ağzına geleni söyledi.

Seksenlere de darbe ile başladık. Bu seferki çok daha ağırdı. Her alanda yıkımı çok büyük oldu. Ülkemizin üzerine koyu bir faşizm gölgesi çöktü. Cuntanın etkisi yıllar sürdü. Siyaset tamamen doğrandı. İşkencenin bin türlüsü uygulandı. Bu yıllar da PKK terörünün tırmanması ve faili meçhul cinayetlerle geçti. Seksenli doksanlı yıllar ülkemize 40 bin cana, 500 milyar dolar ekonomik zarara ve bir cumhurbaşkanının kuşkulu ölümüne mal oldu. Turgut Özal’ın ölümü üzerindeki sis perdesi bir türlü aydınlatılamadı.

O yıllar koalisyonlar ve soygun düzeni dönemleriydi. Başbakanları eşofmanla karşılayan iş adamlarına, Macaristan’da bir kumarhanede burnu kırılan başbakanlara şahit olduk. Alicengiz oyunları ile hükümetler düşürüldü, yenileri kapalı kapılar ardında kuruldu. Müthiş bir döviz spekülasyonu ve yeni kurulan borsamızda insider tradingle büyük vurgunlar edildi. Banka ve banker kuruluşları ile binlerce insanın paraları buhar yapıldı. Bütün bu zararları devlet üstlenmek zorunda kaldı. İşte bu soygun büyük bir yıkıma yol açtı. Devletimiz 100 milyar dolar civarında zarara uğradı. Bir esnafın artık dayanamayıp başbakana yazar kısa fırlatmasıyla da noktalandı.

Yirmibirinci yüzyıla işte bu krizle başlamıştık. Başlar başlamaz da kendimize yeni bir yol çizdik. Şimdi o yoldan yürüyoruz. Çoğumuzun yüzleri gülüyor artık. Karamsarlık aşılamaya çalışanlar sadece kendini kandırabiliyor. Bu yoldan Türkiye’yi döndürmeye çalışanlar başarılı olamıyor. İşte bu yüzyıla umutla bakıyoruz. Yolumuz açık, Allah yardımcımız olsun…

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir