Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Pazar, Ekim 25, 2020

Zaman ve Dinler

İslam haricindeki dinlere göre “şimdiki zaman hatta tarih, “muhteşem gelecekten” doğar. Bir başka ifadeyle dinler tarih boyunca öğrettiler ki şimdiki zaman bir şekilde, somut ve bilinçli bir şekilde büyük ihtimalle gelecekten üretilmiştir. Onlara göre geleceği hayal etmek, olası, “insani” bir gelecek olduğundan şimdiki zamanda yaşayabilmek için çok önemlidir. “Hoş geldin” fiilinin kullanımı da bu yüzdendir. Gelecek ve şimdiki zaman, insanın nasıl makbul sayılacağının bilmesi gereken iki armağandır. Unutmamak gerekir ki özellikle Batı dillerinde şimdiki zaman ile armağan aynı kelimeden (presente) gelmektedir. Daha da fazlasını söyleyebiliriz: bu dinlere göre bir zamanların şimdi zamanı olan geçmiş zamanlar dolayısıyla tarih bile gelecekten “gelmiş ve doğmuştur”.

Bu yüzden Hıristiyan, İsa Mesih’in kuracağı altın çağla şimdiyi kurgulayarak yaşarken Yahudi geleceğin Yahudi dünyası olan siyonizmin inşa ettiği bir şimdiki zamanı tekrarlayarak yaşar. Budist veya Hindu ise Nirvana’nın çarkının dünyaya yolladığı “ruh göçüyle” çember veya girdapta yüzer durur.
Bilhassa Hıristiyan (bilhassa Katolik) için geleceğin yaratıcı anlam daha net ve hatta Hıristiyan için daha doğrudur. Yaşamının merkezi olan “kalbinin” Tanrı’dan geleceklerle dolu olduğunu bilir ve Tanrı’da “dinlenmediği” sürece (Aziz Augustine’nin dehasının kavradığı gibi) huzursuzdur ve tam anlamıyla merkezsiz kalmıştır. Bunun yerine Metafizik Varlık olarak Rab, Hz. İbrahim’le konuşur ve ona “size geleceğinizi göstereceğim” derken dünyevi zamandaki yaratıcı ve şekilendiriciliğini gösterir.

Yine Yahudi geleneği için boş zaman kavramı da geleceğin ürettiği bir algıdır. Bilhassa geçmişte üretilen bir gelecek an olarak tarih ilk zamanlar şimdi zaman içinde oluşan bir “boşluk anıdır”. Kutsal Arkaik Zaman olan Alemin yaratılışındaki 7. Gün Tanrı Yahve’nin “dinlenmesini” dolayısıyla Sebt gününü hatırlatır. Antik Yunan’da ise geleceğin üretmiş olduğu “boş zaman”, bir şey yapılmayan zaman olarak değil, bedensel ve maddi hazlarla örülü geleceğin ürettiği seçkinlik, estetik, düşünme ve beğeni oluşturma zamanları olarak dünyayı aşırı yüceltme anlarıdır. Hint medeniyeti için boş zamanları, ruhsal alem olan gelecekten gafil kalmak, ruhani varlıklardan uzaklaşıp dünyaya dalarak fanilik içinde boğulmaktır.

Roma Pagan Döneminde ideal geleceğin görkemli anları olarak boş zamanlar, sınıfsal ayrışmalar içinde bağımsız formdaki resmi işlerin dışındaki geleceğin cenneti yani fiziksel zevk ve eğlence zamanını anlatır. Pagan Romayı dirilten Aydınlanma sonrasında ise Avrupa üst sosyal tabakaları için temsil alanı olan boş zaman ileride yapılmak istenen her bir anın kısa bir şekilde yaşanması demek olan lüks, haz ve israf anlarıdır.
Postmodernizmin sunduğu paradigmalar ile seküler açıdan geleceğin temsil ettiği her zaman ise bir “macera” kabul edildiğinden; neredeyse gelmek üzere olanların meydan okumasıyla karşı karşıya kalan her seküler insan, bugünü iyi inceler ve eli kulağındaki sübjektif geleceğinin üretmiş olduğu “anı yaşar” (carpe diem) . Bunu her zaman kendi öznel geçmişi içinde yapmış ve yaşamıştır; yani deneyiminin bagajında biriken geleceğe dair fikirlerini aramak için hayallerle dolu hafızasını sürekli canlı tutar. Gelecekte olmasını istediği şekliyle kendini tam olarak sunan seküler insan, her biri gelecekten bir maceracı hayalle inşa ettiği geçmişin sahnelerini, durumlarını, olaylarını sürekli akılda diri tutarak, maceracı hafızasının, onu yeniden yeniden etkinleşmesini sağlayan geleceğin kendisi olduğunu anlar. Bu yüzden gelecek o kadar önemlidir ki, hem diğer dinler hem de seküler postmodernizm bize insanın aslında onu oluşturan şimdiki zamandan uzak olduğunu ağırlık merkezini kendisinden önce gelen (tarih), önünde olan ( şimdiki an) ve onu asıl merkez olarak Geleceğe çeken bir şeyin olduğunu anlatır.

Halbuki İslam; aciz insani ve bir o kadar doğal/fıtrata uygun şimdi zamanın (Asr) insanı, dünyasını ve ona ait gelecekte tutacak her şeyin geleceği inşa edeceğini ( Ecel) öğretir. Daha kısa bir ifadeyle gelecek, şimdiki zamandan üretilir. İnsan, kazandıklarıyla cennetini veya cehennemini inşa eder. Şimdiki zamanda yapmış iyiliği, aydınlığını, berraklığını ve sükûnetli yaşlılığını inşa eder. Bir zamanların şimdiki zamanları olan geçmiş bile geleceği meydana getirir. Aslında her bir zaman, her an bir amele dönüşen bir eylemler dizisidir. İslam diğerlerinden farklı olarak insana bir işi tamamladığında boşluk anının oluşacağını (feiza ferağte) dolayısıyla boş kaldığında hemen diğer bir işe koyulması gerektiğini ( fensab) ama bu bu iki sürecin ise mutlak olarak önemli bir metafizik anını ( manevi geleceğini) inşa edeceğini şöyle ilan eder: “Rabbe rağbet et”. Küçük ama muazzam fark!!!

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir