Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Çarşamba, Ekim 28, 2020

Siyaset Ailede Başlar

Dini gereği üzere yaşamak ile tercih edilen siyasetin sahihliği arasında doğru bir orantı vardır. Bu orantıyı Hz. Ali şöyle açıklamıştır: “Mülk/siyaset ve din kardeştirler. Biri diğerinden müstağni değildir. Din esastır; temeldir. Siyaset ise bekçidir. Temel olmadığında bina yıkılır; bekçi olmayınca da (din) zayi olur.”[1] Anladığımız kadarıyla Hz. Ali, hayatın yönlendiricisi adil siyaset olmazsa, din kurumsal anlamda yaşanmadığı gibi bireysel gevşemeler ve toplu inkârlar artabilir demek istemiştir. Öyle ki bazı durumlarda siyasetin etkinliği, hayatın istikamet üzerine yürümesinde dinden daha baskın olabilir. İşte bunun için kurumsal anlamda adil siyaset çok önemlidir.

Hz. Peygamber, siyasetin ailede başlayıp dışa doğru açılan bir kurum oluşunu çeşitli biçimlerde vurgulamıştır. Bu rivayetlerin en meşhurlarından birinde şöyle buyurmuştur: “Dikkatli olun! Hepiniz bir yöneticisiniz ve yönettiğiniz insanlardan sorumlusunuz. İnsanların üzerinde yönetici olan bir kişi/idareci halkının yönetiminden sorumludur. Kişi aile bireylerinden ve ailesinden sorumludur. Kadın evinin yöneticisidir ve evinden, çocuklarından sorumludur. Köle efendisinin evinden ve malından sorumludur. Hasılı hepiniz yöneticisiniz ve yönettiklerinizden sorumlusunuz.”[2] Abdullah b. Ömer’in belirttiğine göre Yüce Allah, her yöneticiyi yönetimi hususunda sigaya çekecektir. Allah’ın emirlerini uygulayıp uygulamadıkları hakkında sorgulayacaktır. Hatta bu sorgu çerçevesinde insan aile fertlerini nasıl yönettiğinden hesaba çekilecektir.”[3] Bir önceki hadisteki “Râin” kelimesine literal bir anlam tercih ederek “çoban” anlamı veren ilim adamları olmuştur. Bu anlamdan hareket eden deist ilahiyatçılar Müslümanların siyasi tarihleriyle alay ederek ümmetin sürüleştiği veya koyunlaştığı gibi manalar çıkarmışlardır. Unutmamalı ki İslâm’da mutlak itaat Allah’a ve Elçisinedir. Siyaset adamları dâhil hiç kimseye mutlak itaat edilmez. Yine unutmamalı ki “Şehitlerin efendisi Hamza b. Abdulmuttalip ve zalim idarecilere iyiyi emredip kötülükleri yasaklarken öldürülen kişidir.”[4] Yeryüzünde var oluşunun hikmetini kavrayan ve Hz. Peygamber’in uyarısının gereğince hareket eden bir ümmet sürüleşmez. İnsanı sürüleştiren, konfora ve maddi değerlere tapınma derecesinde bağlanarak cenneti dünyada arama sapkınlığıdır. Tüketim çılgınlığıdır. Bu nedenle insanlığı sürüleştirme eyleminin failleri; çok uluslu şirketler ve onların yerli işbirlikçileridirler. İnsanı sürüleştiren kapital eksenli siyaseti tercih eden dünya görüşleridir. Eğer siyasette halkın sürüleşmesi veya idarecilerin tiranlaşması varsa, işler rotasından sapmış ve siyaset adil olma vasfını kaybetmiştir. Böyle bir siyasete Müslümanlar sahip çıkmazlar. İslâmî anlayışa göre hakkı verilen siyaset övülmüş, hakkı verilmeyip zulme dönüşen siyaset ise bizzat Hz. Nebi’nin ağzından yerilmiştir.[5] Bütün Müslümanların insan idare etmesini ve yönetimde meleke kazanmasını isteyen Peygamber Efendimiz, farzları ikame etmeyi öğrettiği gibi insanları idare etmeyi de öğretmiştir.[6]

[1] el-Hanbeli, Muhammed b. Muflih, Adab-ı şeriyye, c. I, s. 179.

[2] Ebu Davud, Sünen, c. III, s. 343; Heysemi, Zevaid, c. V, s. 207.

[3] Abdürrezzak, Musannef, c. XI, s. 319.

[4] Hâkim, Müstedrek, c. III, s. 215.

[5] Heysemi, Zevaid, c. V, s. 200.

[6] Aclûnı, Keşf’ü-l Hafa, c. I, s. 223.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir