Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Perşembe, Ekim 29, 2020

Siyasal Hidayet Politik Entegrasyondan Başka Bir Şeydir

Daha açık ifadeyle söylersek Kur’an, zalimlere karşı mazlumların direncini konu edinmiş ve ilk muhataplarından tutun da kıyamete kadar ki gelecek muhataplarına kadar zalime boyun eğmemeyi söylemiştir. Zalimlere boyun eğmeyen ve onlara karşı mazlumların sözcülüğünü yerine göre eylemsel plânda yerine getiren peygamberlerin kıssalarını örnek alınması amacıyla insanlara anlatmıştır. Şurasını net olarak ifade edebiliriz ki peygamberlerin tevhid mücadelesi, halka zulüm yaparak kendilerini sanki ilah gibi gören kişi ve tüzel kişilere karşıdır. Bu bağlamda Müslümanlar ilk vahiyden son vahye kadar, “zulmün baki olmayacağını” öğrenmişlerdir. Fakat bu öğrenmede insan faktörü çok önemlidir. “Allah Teâlâ, mazlumun hakkını zalimden insan eliyle alır” kuralınca, zulmü önlemede izafi anlamdaki özne insandır. Eğer insan bütün cehdiyle zulmü yok etme hususunda varlığını ortaya koyacak olursa, Yüce Allah mutlak özne olarak devreye girmektedir. İradesini zulmü önleme çerçevesinde ortaya koymayan kimselere sünnetullah tecelli etmeye bilir. Böyle durumlarda insanlıkla ilgili doğal yasalar/sünnetullah iyi tahlil edilmelidir. Bu araştırma detaylı yapılmadan ve örneklendirilmeden ilahi iradeye karşı şüphe uyandıracak söylemlerden kaçınmak daha evladır. Bunları söylemekteki esas amacımız, Müslümanların uğradıkları emperyal ve zalim uygulamalara karşı kendilerini dışta tutan ve buna karşın Allah’tan siyasal değişim bekleyen anlayışlarıdır. Hatta bu konuda o kadar ileri gidildi ki sosyal ve siyasal değişimin kuralları insanın bizzat varlığını ortaya koymasıyla değil de bazı “okumalarla” olacağına Müslümanlar inandırıldı; bu çerçevede biraz da ruhbanlaştırıldılar. Çünkü en zahmetsiz, teklifsiz ve risksiz olan yol buydu. Böyle bir yolu Müslümanlara anlatan uyanık zevat Müslümanları psikolojik ve sosyal açıdan ya iyi tahlil etmiş veya tahlil edenlerden kopya almıştır. Fakat Kur’an ve Sünnet bize böyle bir yol öğretmemiştir. Nebevi yol; insan, vahyi referans alarak devreye girer, her türlü gayret ve imkânını takati kesilircesine ortaya kor, vesilelere tevessül eder; kuvvet hazırlar ve arkasından Allah Teâlâ’dan yardım ister. Allah da dilerse yardım eder. Zira İslâmî bir harekette mutlak fail Allah’tır. Bu söylenen basit ifadeler Kur’an merkezli ve Peygamber örnekli bir projeye dönüştürülecek olsa ve tarihi uygulamalarla zenginleştirilecek olsaydı bugün Müslümanların ülkeleri zalimlerin mezbahanesine dönmezdi. Çünkü vahyin onamadığı olumsuz dönüşümde insanın kendini dışta tutarak siyasal değişim talebi vardır. Bütün gayretiyle varlığını ortaya koyarak çalışmak yerine sünnetullaha uymayan dua(!) şekliyle sistemi değiştirmeye çalışmak gülünç bir yaklaşımdır. Biz duanın önemine iman ederiz. Fakat fiili duayı daha da önemseriz. Çünkü biz Bedir’de orduyu saf düzenine soktuktan sonra duaya başlayan bir Peygamberin ümmetiyiz.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir