Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Pazar, Eylül 20, 2020

Nimet ve Şükür

Canlı olarak, dahası insan olarak sayısız nimetlerle çepeçevre kuşatılmış olarak şu dünya hayatını rahat, kolay ve huzurlu bir şekilde yaşayıp gidiyoruz. Hayatımızı kolaylaştıran ve hayatımızı devam ettiren nimetlerdir.

Nimet demek, Allah’ın bizlere lütfundan hayatımıza huzur ve güzellik katan ikramlardır. Bu ikramlar maddi ve manevidirler. Tattığımız yiyecekler, kullandığımız eşyalarımız maddi nimetlerdir. Her şeye rağmen mutluluğu yakalamamız, sevgi ve muhabbet duyacağımız kimselerin olması ve bizim de sevilip sayılmamız manevi lütuf, nimetlerdir.
Nimet Allah’tandır. Nimet; en başta hayatımız için gereksinim duyduğumuz her şey, yiyecek içecek, işimiz, aşımız, aklımız,bedenimiz, sağlığımız ve daha hayatımızın içinde olan, vazgeçilmezlerimiz kısacası dünyada sahip olduğumuz her şeyimizdir. Allah nimeti azaltır, çoğaltır, alır, verir. Kimine az, Kimine çok verir. Bu, şu demek; sahip olduklarımız, maddi ve manevi her neyimiz varsa, kendimiz kazanmadık. Allah bize nimet olarak lütfetmiştir. Bize düşen ise nimeti, nimet bilmektir. Yani en büyük nimetlerimiz, müslümanlığımızı, imanımızı, ibadetlerimizi (maalesef %99’u müslüman ülkede yaşıyoruz ama ibadet edenlerin oranı çok düşük ibadet eden kişi olmak da büyük bir nimettir) hayatımızın ve sahip olduğumuz her şeyin Allah’tan olduğunu bilmek ve şükretmek, nimeti nimet olarak bilmektir.

Nimet, maddi ve manevi her ne varsa, sahip olduğumuz her şeydir. En başta üzerinde yaşadığımız dünya ve ona ait olan her şey (hava, su, dağ, deniz, yararlandığımız hayvanlar, bitkiler vs) evimiz, arabamız, ailemiz, bedenimiz çocuklarımız, aklımız, sağlığımız, huzurumuz ve daha saymakla bitmek tükenmek bilmeyen nimetlere sahibiz. Bu nimetler için Allah’a hamd olsun ki, Allah nimetlerini saymakla bitiremeyeceğimizi şu ayetle bize bildirmiştir. “O size istediğiniz her şeyi verdi. Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız başa çıkamazsınız. Şu bir gerçek ki insanoğlu çok zalim, çok nankördür!” (İbrahim,14/34) Allah’ın bunca nimetleri karşısında, acaba bu kadar sayısız nimetler için insanlardan ne isteniyor? Bunu hiç düşündük mü? Bu nimetlere karşılık ne yapmamız gerekir? Bize bir iş yapan veya bir iyilik yapan, bir işimizi gören kişi, bizden maddi olsun manevi olsun bir karşılık bekliyor. Hayatımızın sadece bir karesinde iyiliği dokunan kişi bizden bir ücret beklerken, elbette bu kadar nimete de bir bedel ödenmesi gerekir.
Nimet şükür ister. Evet Allah bizlere verdiği nimetler için sadece şükür ister. Şükür nimeti artırır. Nimet arttıkça bizim şükrümüz de ziyadeleşir. Şükrümüz ziyadeleştikçe de nimetlere karşı kanaatimiz ve Allah’a kulluğumuz artar. Şükür, nimetlerin Allah’tan geldiğini, bizler için bir ikram-ı ilahi olduğunu idrak ettirir. Allah’tan geldiğini tam anlamıyla kavradığımız zaman sahip olduğumuz her şeyin, az olsun, çok olsun, kötü veya iyi olsun kıymetini biliriz. Kanaat ederek elimlzdekilerle mutlu olmayı biliriz.

Allah nimeti azaltır veya çoğaltır demiştik. Nimetlerimizin çoğalması şükür ile olur. “Hatırlayın! Rabb’iniz: “Eğer şükrederseniz mutlaka size nimetlerimi artırırım, eğer nankörlük ederseniz bilin ki azabım çok şiddetlidir!” diye bildirmişti.” (İbrahim, 14/7.) ayeti bizlere nimetin şükür ile artacağını, nimete nankörlük edersek, nimetlerin üzerimizden kalkacağını bildirmektedir. Nimeti artıran şükür, yani şükreden kul olmak da bizler için en büyük nimettir. Eğer şükretmezsek, nimeti bilemeyiz, kıymetini anlayamayız, nimetin kendimizden olmayıp bizzat Allah tarafından bahşedilmiş blr lütuf olduğunu idrak edemeyiz. Böylece hem nimetlerden oluruz hem de nankörlerden oluruz.

Şükretmek aynı zamanda hayatın güzelliğini keşfetmemize vesile olur. Hayat, her ne halde olursak olalım (hasta, fakir, sağlıklı, zengin, güçlü, zayıf) her zaman güzeldir, iyidir.
Nimet ve şükür arasında büyük bir bağ vardır. İkisi de birbirini tamamlar. Birbirine örülmüş halat gibi şükür ve nimet de birbiri içinde örülü ve birbirine güç kazandıran iki unsurdur. Halat nasıl örülü iplerin çok olması ile daha güçlü olur. Şükür de nimeti, yani Allah’ı hatırlatır. Allah’ı hatırlayınca da acizliğimizi idrak ederiz ve Allah’a kulluk vazifelerimizi daha samimi ve içtenlikle yaparız. Böylece nimetin kıymetini bilir ve israf etmeden, Allah’a nankörlük etmeden nimetleri gereği gibi kullanarak hep şükür içinde bir kul oluruz.

Evet, bir kulun ulaşabileceği en yüksek makam şükürdür. Şükreden kul, kendisinin büyük bir nimet denizinde yüzdüğünü bilir. Her türlü haline bela ve musibet ya da iyiliğe hamd eder, El-hamdülillah der. Musibette asi, iyilikte de nankör olmaz.

Peki bu şükür makamına nasıl erişiriz? Tabi ki, ibadetler şükrü artırır. Şükür de ibadeti samimiyetle ihlasla yapmayı sağlar.
Anlayacağımız üzere ibadet ve şükür birbirinden ayrılmaz bir bütün, birbirini tamamlayan ve olgunlaştıran kavramlardır. Bunu şu ayetten anlıyoruz “Artık Allah’ın size helâl ve temiz olarak verdiği rızıklardan yiyin. Eğer yalnız O’na ibadet ediyorsanız, Allah’ın nimetine şükredin.” (Nahl, 16/114)

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir