Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Pazar, Ekim 25, 2020

Ak Parti’de Kongreler Yapılırken…

Milli görüşün İstanbul Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı bir kez daha bugün anlatmanın Ak Parti’de yeni bir yol haritası için önemli olduğunu hatırlatmak isterim.

Her bir milli görüşçü onu öyle sahiplenmişti ve sevmişti ki… Kendi kurduğu partisinde bile öyle candan samimi sevildiğini sanmıyorum. Ne heyecanlı günlerdi… Ne de güçlü gönülden sahiplenme duygusuydu o.

Her bir kahvede, düğünde, cenazede velhasıl topluluk olan her yerde müşahitleri onu profesyonel bir siyasetçi gibi savunuyorlardı.

Milli görüşün mahalle görevlisi vatandaşın şikayetini dinlemek anlamında adeta belediye başkanıydı. Partililer başkanın tutan eli, gören gözü, işiten kulağı, dokunan derisiydiler sanki…İdarede bereket de buradaydı.

Milli görüşçünün iş yaptırabilmesi de öyleydi…Kendi çıkarları için o hiç bir şey istemezdi…Hatta tavsif edilirken sanki kötü bir işmiş gibi onunla ilgili olarak ” onun kendine hayrı yok” cümlesiyle tanımlanırdı.

Ancak hassas davranan milli görüşçülerin çok büyük çoğunluğu sandık baş müşahitliğinden yukarı makamlara çıkamadılar. Çıkabilenlerse istisnalar hariç, işlerini bilenler, kılıçlarını kuşananlar olabildiler. Bunun gerekçesi de “iş yapacak iş üretecek okumuş adamımız yok” tezi üzerinden oluşturuldu. Akrabalık ilişkileri üzerinden oluşturulan kadrolaşma, dinimiz, işi ehline vermemizi emrediyor sözüne dayandırılıyordu. O günlerin klasik ve çok sık tekrarlanan samimiyetsiz vaazı da buydu…

Başkana leke gelmesi davaya leke gelmesi demekti. Başarılı olması da davanın başarılı olması demekti.

O dönemde temizlik görevlileri belediye Başkanını zora sokmak için greve gitmişler de milli görüşçülerin kimi para vermiş çöp kamyonu kiralamış, kimi de çöp toplamaya giderek başkanına dolayısıyla onun üzerinden davalarına zarar gelmesini önlemişlerdi. Bugün Ak Parti’de kaç kişi böyle yapar? Bu yüzden Cumhurbaşkanımız yalnız değil de yapayalnızdır diyorum…Ömerler ihtiyacı da buradan doğmaktadır.

Mesai mefhumu yoktu. Yirmi dört saat görev aşkı vardı. Hem de gönüllü olarak. İbadet aşkı ile.

Birbirlerinin yanlışlarını bile hak-hukuk, helal-haram çerçevesinde denetleyen teşkilat mensupları yavaştan yavaşa ayrışmaya, farklılaşmaya, başladılar. Hem de özellikle haram ve helallerde…
Bir kısmı ısrarcıydı helal ilkesini korumaya. Bir diğeri ise de haram da…

Nasıl ve ne şekilde olduğunun çok önemi yoktu ama onların tezlerine göre Müslüman zengin olmalıydı…Fakat fazla söz yalansız fazla mal haramsız olmadı işte! Önce arabalar değiştirildi yenilendi , sonra evler, sonra da…

Bütün olup bitenler de davaya hizmet olarak sunuldu…
Bu karmaşada çok zengin olan kişi çok dava sahibi olmuş gibi sunuldu. Bereketi olmasa seçim sonrası karşılığını kat kat geri alacak olsa da seçimlerde maddi yardım ediyordu…Bu yüzden büyük adamdı ve hatta o yükü hafifleten ve de alandı…

“Rüşvet alanda verende mel’undur” hadisi şerifini tabela haline getirip törenle belediye kapılarına astık. Bir kaç ay sonra idareciler “bizi din üzerinden hesaba çekiyorlar” diyerek iş yapamamak, üretememek şikayetini dile getirmeye başladılar. Çünkü çok büyük bir kitlenin(milli görüş) onları kontrol edebiliyor olması bu tabelanın verdiği bir yetkiydi. O halde kaldırılmalıydı. Kaldırıldı da…

Oysa o tabela vaat etiğimiz gibi hiç bir şeyin CHP yönetimlerinde olduğu gibi hatalarla, yanlışlarla devam etmeyeceğini yeni bir dönemin başladığını anlatıyordu.

Bir de baktık ki törenle çok gürültülü biçimde astığımız tabela sessiz sedasız yerinden söküldü ve depoya kaldırıldı.
İşte bu ruh depoya kaldırıldı ve korunamadı…Çıkarlar menfaatler hatırına ihanete uğradı…Bir daha da asılamadı…

O tabela yerinde korunabilseydi iyi biliniz ki İslam ümmeti ve milletimiz bugün bambaşka bir yerde olacaktı.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir