Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Perşembe, Aralık 3, 2020

Toplumun Sorunlarını Kim, Nasıl Çözecek?

Kur’anın i’cazı sadece lafız itibariyle değil, aynı zamanda mana ile de i’cazdır. Yani anlam itibariyle de insanlara hayranlık veren bir muhtevaya sahiptir. Bu hakikat ortada durmasına rağmen niçin -Müsüman bilginlerce- insanlık aleminde benzeri bulunmaz derecede insanlığın tüm sorunlarını çözebilecek en mükemmel bir hukuk/kanun hazırlanamadı?

Elimizde böylesine mükemmel bir kaynak olmasına rağmen niçin kanunları başkalarından kopyalayarak aldık? Kur’an’ın referanslarına mı güvenmedik yoksa kanun yapmayı mı bilmedik? Bu durum (acziyet), lisan-ı hal ile “biz kanun yapmayı beceremiyoruz, kaynaklarımız (altyapımız) kanun yapmaya müsait değildir” deme anlamına gelmiyor mu?

Birileri, hemen İslam ülkelerindeki yöneticilere sorumluluğu yıkarak işin içinden sıyrılmak isteyebilirler; ancak “suçlama” ile işin içinden çıkmak öyle kolay değildir. İstisna edilebilecek var mı bilmiyorum; ama İslam fakihleri (hukukçuları) maalesef hiçbir devirde Kur’an’ı ve onu anlayan aklı bütünüyle merkeze alarak insanların sorunlarını çözebilecek hükümler/yasalar ihdas edemediler. Bu konuda çalışanlar da parçacı davrandılar. Ardından gelenler de hocalarının bu çalışmalarıyla yetindiler ve bin yıl –topluma uyar, uymaz demeden- nakarat halinde eski söylenenleri tekrarlayıp durdular.

Bin-bin iki yüz yıl önceki fakihlerin içtihatlarıyla, görüşleriyle hayatlarını idame eden bir toplum insanlığa örneklik ve önderlik yapabilir mi? Bilim ve hukuk üretebilir mi? Dağlar gibi üst üste binmiş sorunlarının üstesinden gelebilir mi? Kölelikten kurtulup, medeni bir toplum olabilir mi?

Yine insanın özgürlüğünü ve sorumluluğunu yok sayıp, elini kolunu bağlayan kader inancını topluma empoze etmeye çalışan bir toplum bilimde, hukukta, ekonomide, felsefede ve sanatta ilerleme kaydedebilir mi?

Evet, maalesef Kur’an kitabı raflarında olmasına rağmen, bin yılı aşkındır Müslümanlar -yeryüzünün hiçbir yerinde- fen bilimlerinde, sosyal bilimlerde, felsefede, sanatta, hukukta, ekonomide vs. de önder olamadılar, insanların derdine dermen olamadılar. “Din ilimleri” deyip durdular ve dolayısıyla dini ilimleri de sadece tefsir, hadis, fıkıh gibi birkaç şer’i ilimlerden ibaret saydılar ve bin küsür yıl bu ilimlerin kılına dokunmadan birbirlerine öğretip yerinde saydılar. Çağın idrakine bu ilimleri söyletemediler.

Halbuki din, insanlığın bütün hayatını kuşatan bir sistemdir. Dinin kitabı olan Kur’an, insan için gerekli olan bütün değerleri öğretir. İşte bu değerleri göremediler ve çağlara taşıyamadılar; yerinde çakılıp kaldılar. “Atı alan Üsküdar’ı da geçti, Avrupa’yı da.”
Aklını kullananlar şahittir ki tevhit, adalet, ahiret, kainat, ticaret, ahlak, hukuk, -tabir caizse- “yaş kuru” insan için her ne gerekli ise Kur’an kitabı onlara projektör tutmuştur. Yeter ki bilim adamları (rasihun), Kur’an kitabını merkeze alarak, aklı çalıştırarak bilim üretmeye çalışsınlar, insanlara hizmet etsinler.

Evet bin yılı aşkındır, gerçek ulema diyebileceğimiz (azı hariç) bilim adamları yetişmedi; yerine rivayetçiler ve mukallitler hakim oldu. Bunlar, hocalarının sözlerini ve görüşlerini ezberlediler, haşiyeler yazdılar, kopyaladılar, yapıştırdılar ve bilimi dondurdular. Diğer taraftan da yöneticilere kul-köle oldular. Yöneticiler de yerlerini, makamlarını ve statülerini korumak için istedikleri fetvayı rahatlıkla “dini makamdan!” çıkarabildiler. Öyle ki Osmanlıda evlat ve kardeş katline bile dini makamlardan fetva/izin alabildiler.

Evet, bugün İslam dünyasında çözümlenmemiş, çözüm bekleyen onlarca mes’ele/sorun bulunmaktadır. Başta hak ve özgürlükler olmak üzere devlet yönetimi, yöneticilerin seçimi, adaleti icra şekli, iş hayatı, eğitim, aile müessesesi, sosyalleşme/medenileşme sorunu, ticari işlemler, riba ve ribalı işlemler, banka ve karz-ı hasen kurumları, zekat kurumu, vakıflar, Diyanet işleri, hac organizasyonları, şehircilik/belediyecilik hizmetleri, ekoloji sitemi gibi onlarca mes’ele/sorunlar çözüm beklemektedir.

Kimler çözecek bu sorunları?

Geçen yıl İlahiyat Fakültesinde bir panelde konuşmacıları dinledik. “Müslümanlığımızla Yüzleşmek” adı eserin sahibi Ali Bardakoğlu Hocayı dinledikten sonra şu soruyu kendisine sordum:
“Hocam, İslam dünyasında bu kadar önemli sorun var, diyorsunuz. Tespit ve teşhis yapıyorsunuz. Çok güzel! Peki bu sorunları kim çözecek, tedaviyi kim yapacak?”
Hoca şu cevabı verdi: “Onu da başkaları yapsın. İleride yapanlar çıkacaktır.”

Bin küsur yıldır durum bu; birilerinin ileride çıkıp sorunları çözüp tedavi edeceklerini bekliyoruz. Mesih ve Mehdi inancını da bu tembelliğimizden dolayı çıkartmadık mı?

Ben diyorum ki rehberimiz Muhammed as, Kur’an ve aklı merkeze alarak o bedevi Arap halkını, putperest cahiliye toplumunu nasıl medeni bir topluma dönüştürdüyse, aynı yöntem ve aynı azimle biz de bu toplumun sorunlarını çözerek medeniyet sevdamızda ilerleyebiliriz.

Akıl, iman ve azim varsa, imkan da vardır. Yeter ki Müslüman toplum, Aklını faal hale getirsin… Kur’an’ın mesajlarını anlamaya çalışsın… Geçmişten ders alarak, geçmişe takılıp kalmasın… Her alanda eğitimli/ahlaklı uzmanlar yetiştirsin… Sorumluluk bilinciyle hareket etsin… insani değerlerine sahip çıksın…
Selam ve muhabbetlerimle…

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir