Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Perşembe, Ekim 29, 2020

Neden Dilipak Hakkında Yazıyorum?

Çünkü ben Dilipak’ı toplum sağlığını tehdit eden çok tehlikeli biri olarak görüyorum da ondan. Ve bunu ilk kez şimdi yazmıyorum, aylardan beri yazıyorum da ondan.
Şimdi tutuşturduğu fitne ateşini -nasıl bir ruh yapısında olduğunu- bu konu üzerinden de izah etmek istiyor ve insanları bu tehlikeden korumak istiyorum da ondan.

Aşı yaptırmadığı için -Kabakulak orşitine bağlı olarak- kısır kalan hastalar ‘’ne olur hocam bir ümit verin’’ beklentisi ile benim gözümün içine bakıyorlar ve ben onlara hiçbir ümit veremiyorum ve kahroluyorum da ondan…

‘’Niye taktın sen bu Dilipak’a, ona karşı özel bir husumetin mi var?’ diyenler duysun;

Bugüne kadar bir kez olsun yan yana gelip sohbet etmişliğim de yok bir kuruşluk alışverişim de, tanımam, etmem, ama evet toplumsal zararı nedeniyle itirazım/isyanım var, çünkü bu topluma büyük zarar veriyor, bu toplumun sağlığını tehdit ediyor.

‘’O zaman Sağlık Bakanlığı yapsın bunu, sana ne…’’ diyenler olabilir. Kim ne yapar/yapmaz ben bilemem, ayrıca beni ilgilendirmez de, zira ben kendimden sorumluyum ve sosyal-siyasal konulara duyarlı bir hekim olarak, üstelik de branşım gereği muzdarip olduğum bir konuda konuşurum da yazarım da, bu bir kişisel husumet meselesi değil, toplumsal duyarlılık meselesi.

Ayrıca ben bugüne kadar söylediklerimden/yazdıklarımdan ziyade öyle düşündüğüm halde söylemediklerim veya yazmadıklarım için -daha çok- pişman olmuşumdur. Nitekim eğer Dilipak aleyhinde de aylar önce yazılar yazmamış olsa idim, bugün pişman olacaktım, çünkü herkes bunu farklı anlayacaktı, ama şimdi gayet rahatım, elim serbest, çünkü ben Dilipak aleyhinde aylardan beri yazıyor ve ‘’toplum sağlığını tehdit ediyor’’ diyorum.

Bunları öncelikli olarak tabi ki aşılar, covid ve tıpla ilgili yaptığı diğer saçma sapan açıklamalar nedeniyle yazıyorum. Ama şimdi ilave şeyler de dahil oldu. Aslında olan biten hep aynı, çünkü sorun Dilipak’ın ruh yapısı ve kibri ile ilgili. O kadar her konuda uzman, o kadar kibirli, o kadar mağrur, o kadar kendinden emin ve haklı/yanılmaz ki, hiçbir zaman hata yapmıyor! ve özür dilemiyor, çünkü asla yanılmıyor!

İnsanlara olmayan hastalık hakkında sayfalarca beyanat veriyor, yalan yanlış şeyler üfürüyor ama foyası ortaya çıkınca da ne yüzü kızarıyor ne de özür diliyor. Yok şöyle oldu da yok böyle oldu da demeye ve hala daha ahkam kesmeye devam ediyor. Tabi bur de tüm bunlara rağmen ona itibar eden bir kitle var, ne diyelim ki, hayrını görün…

Tüm sağlıkçılar aylarca bu salgınla mücadele ederken ve -herkesin tatilde olduğu bu dönemde- bu sıcaklarda kan ter içinde mücadeleye devam ederken, devlet okullar konusunda nasıl tedbir alalım diye çırpınırken, o çıkmış bunlara karşı kampanya yapıyor ve içinde şu ifadelerin yer aldığı bir dilekçe örneği yayıyor;

“Okulda veya sınıfta herhangi bir sebeple ve herhangi bir surette çocuğuma aşı, sosyal mesafe, maske takma gibi zorunlulukların uygulanmasını istemiyorum ve buna rızam yoktur. Rızam olmadığı halde böyle bir uygulamaya geçilmesi halinde ise gerek cezai, gerek hukuki yollara başvuracağımı bildirmek isterim.”

Bu her şeyden önce başta biz sağlık çalışanlarına karşı ama aslında bu millete ve devlete karşı yapılmış büyük bir hakarettir, büyük bir saygısızlıktır. Ama milim geri atmıyor, pervasızlıklarını faziletmiş gibi takdim etmeye devam ediyor.

Ve şimdi de aynı tavrını Ak Partili kadınlar hakkında sürdürüyor. Bugün Ahmet Hakan da yazdı ‘’Okuduğunu anlama kapasitesi en alt seviyede olan biri bile Dilipak’ın AK Partili bazı kadınlara “fahişe” dediği sonucunu çıkarır.’’ diye.

Evet aynen öyle, ben de kanaatteyim. Dilipak ‘’kastım onlar değildi, LGBT idi’’ dese de yazısı (metin) ortada. Çünkü;

Bir kere yazısının başlığı ‘’AKP’nin papatyaları’’, bu bir.
İkincisi, yazısının konusu baştan sona kadar bu papatyalar!
Üçüncüsü, yazısının hiçbir yerinde başka bir özne yok, ne LGBT, ne başka bir grup,
Ve dördüncüsü de işte ilgili o paragraf;

“AK Parti içindeki AKP’liler, FETÖ’nün zihniyet ikizi gibi davranıyorlar. Hem uluslararası fonlarla destekleniyorlar, hem de kamu fonlarını kullanıyorlar. Malum ‘yeşil sermaye’ de bunlara sponsor olabiliyor. Koç kadar, Sabancı kadar, Eczacıbaşı kadar bizim ‘yeşil sermaye’, davasına sadakat gösterip, bu fahişelere ve onların türevlerine karşı seslerini yükseltebilecekler mi?”

Şimdi tane tane okuyalım;
Konu ne/Özne kim? AK Parti içindeki AKP’liler (başlıktaki papatyalar),
Ne yapıyorlar bunlar? FETÖ’nün zihniyet ikizi gibi davranıyorlarmış. Başka? Hem uluslararası fonlarla destekleniyorlar, hem de kamu fonlarını kullanıyorlarmış. Başka? Ayrıca yeşil sermaye de bunlara sponsor olabiliyormuş.

Kim yapıyormuş tüm bunları? Akp’li papatyalar! Ortada bu papatyalardan başka bir özne var mı? Yok. Yazının konusu ne? Bu papatyalar? Paragrafın konusu ne? Bu papatyalar?
O zaman ‘’bu fahişeler’’ ifadesi kime gidecek? Gidebileceği başka bir adres/grup var mı? Yok. Üstelik ”bu…” diyor. Yani işte tarif ettiğim ”bu…”

Sen neyi kast ettinse ettin, ama metin burada sayın Dilipak!
Çık ve mertçe özür dile, hiç olmazsa şunu de;
‘’benim kasdım o değildi ama evet bu metin öyle anlaşılmaya müsait’’, bari bunu de, ama yok, demez, çünkü kibri buna müsaade etmez, o kadar kibirli, o kadar mağrur ki, milim geri adım atmaz, çünkü o yanılmaz!

Bir çift sözüm de Ak parti niye bu davayı açtı diyenlere; Davayı açanların gerekçesini ben bilemem, ben onların sözcüsü değilim ama bu davanın açılması -muhatapları bakımından- bir zorunluktu. Çünkü Dilipak bu kadarla kalmadı ki, tehdit etti, ‘’Davayı açın da görelim daha söyleyeceklerim var’’ dedi. ‘’Ankara’dakilerin ağırlığı çok olabilir ama sandıkta sonucu ağırlık değil sayı belirler, kimin tabanı daha çokmuş göreceğiz’’ dedi, ‘’Ben atanmamış sözcüyüm/temsilciyim’’, ‘’Kurucu iradeyi ben temsil ediyorum’’ falan dedi…
Yani defi de dedi…

Ayrıca habire yolsuzluklardan bahsetti ama ne bir isim verdi ne de somut bir olay gösterdi, hep genel konuştu, ama muhatap daima Ak Parti(liler) idi. Ak Parti bunların hepsini sineye mi çekecekti? O zaman tüm bu ithamları kabul etmiş olurdu. Ayrıca bunları yazan Yılmaz Özdil değil ki, Ak parti tabanına hitap eden ve güya Ak partili olan bir yazar. Arada önemli bir fark var. Yani bu fitneyi Özdil çıkaramazdı, ancak Dilipak çıkarabilirdi ve çıkardı da.

Tüm bu hakaretlere muhatap olan bir teşkilat susuyor ve dava açamıyorsa demek ki bu tehditlerden korkuyor demektir.

Son söz, Dilipak, daha geçen hafta ‘’Erdoğan benim tarafımda’’ diyordu. Ama gördük işte Erdoğan’ın kimden yana olduğunu. Dilipak’ın söylediği şeylerin dayanaksız olduğunun bir kanıtı da işte bu olay/delil oldu.

Ayrıca, son mektubunda Erdoğan için 50 yıldır dava arkadaşıyız diyor ama yine aynı şekilde, burnundan kıl aldırmaz bir havada bu mektubunda bile ahkam kesiyor.
Bir ‘’Sayın Cumhurbaşkanım’’ bile diyemiyor, ‘’Sayın Recep Tayyip Erdoğan’’ diyor.
Sanki makamı mevkisi olmayan bir isme hitap ediyormuş gibi…
Bir ara Erdoğan’ın başbakan olmasını içine sindiremeyen askerler yapardı bunu, bir türlü Sayın Başbakanım/Cumhurbaşkanım’’ diyemezlerdi, kibirlerinden..

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir