Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Cumartesi, Eylül 26, 2020

Muhafazakârlık AKP ya da AK Parti (Kadem Ne Ayak?)

Bu ülke ne çektiyse yüzüne gülenlerden çekti. Muhafazakarlık sıkışan sistemin imdadına yetişti. Yatırımlar yaptı. Çok çalıştı ve toplumu her geçen gün sisteme daha fazla alıştırdı hatta angaje etti. AKP tanımlaması başlarda gazetelerde, konuşmalarda muhaliflerin tanımlaması olarak arzı endam etti. Daha sonra Ak Parti’ye oy verenler de kendi içinde AKP’liler ve Ak Partililer şeklinde bir ayrım yapmaya başladılar. Bu kesim sanki biraz verdiği oyu iyi değerlendiremediğini düşünenler veya azıcık ta olsa daha iyisini bulsam ona verirdim diyenlerden oluşuyor.

                  İktidar her zaman yıpratır normal şartlarda. Bunun Cumhuriyet tarihinde neredeyse tek istisnası Ak Parti oldu. Hatta ilk zamanlar özellikle her seçim öncesi içeriden ya da dış dünyadan yapılan birtakım yanlışlar Ak Parti iktidarının ömrünü uzatmak konusunda son derece başarılı oldu. Adamlar iktidar partisine değil de sanki millete muhalefet eder gibi siyaset yapınca ve neredeyse her alanda hem eylemlerini hem de söylemlerini birçok açıdan yanlışlar üzerine bina edince ister istemez halk makul bir tercih yapma yoluna gitmiş ve çalışanı ödüllendirmiş oldu.

                  Bütün bu yaşananlar zaten siyaseti çok uzun yıllar boyunca farklı kademelerde yapmış bir lider olan Erdoğan’ı vaz geçilmez ve alternatifsiz kılmaya yetti de arttı bile. Muhalefetin hiçbir zaman gerçek bir umudu kuşanamadığını gördük. Dolayısıyla kendi seçmeni önünde madara olmaya başlamışlardı. Uzun süredir iktidar olan bir partinin her yaptığını eleştirmek suretiyle vatandaşa gerçek olmayan ve cebe dayalı vaatleler vermek suretiyle bir başarı ihtimali tüm muhaliflerce ortak vuruşla denenmeye başladı. En son belediye seçimlerinde bunu fırsata çeviren ve yalan da olsa eksik te olsa alanda paylaştıkları cümlelerle iktidarın elinden özellikle iki büyük şehri kapmayı başardılar. Milletin büyük çoğunluğunun ciddi boyutta rahatsızlık duyduğu meseleler İktidarıyla muhalefetiyle son derece gayri ciddi bir şekilde ele alınınca da itirazlar yükselmeye başladı.

                  Son günlerin en netameli işlerinden birisi iktidarın kendi ayağına sıkması formunda olan İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı kanunlar. Büyük oranda kendi tabanından sert eleştiriler yapılan bu yasa ve anlaşmaları yine kendi kuruluşu olduğu bilinen KADEM gibi STK’lar savununca ortaya akla hayale sığmaz bir siyasi polemik ve iç çelişki çıkmaya başladı. Biri gerekirse usulüne uygun olarak Türkiye bu sözleşmeden çekilir diyerek milletin gazını alır diğeri iler tutar yanı olmayan beyanlarla on altı maddelik manifesto gibi bu yasa ve sözleşmeleri koruyucu açıklamalar yapar. Bu açıklamaları hem toplumsal dinamikleri incitecek şekilde yaparlar hem dini meseleleri de hadleri olmadan yorumlamak suretiyle zemini sağlamlaştırmaya çalışırlar.   

Sema Maraşlı linç edilirken Ak Partili troller tarafından seyirci kalanlar, aynı kulvarda koştukları mor ve sair renklerde ki dış destekli derneklerin saygısızca ve fütursuzca Hükümeti ilzam ve tehdit eden açıklamaları görmezden gelinir. Sayın Dilipak yazdığı yazıda ne demiş te böyle bir hücum var onu da kısaca ifade edelim. Daha doğrusu Fahişe kelimesini nasıl ve hangi amaca matuf kullanmıştır ya da kullanılabilir ona bir bakalım. Normal TDK tanımında para karşılığı ilişki kuran kişi. Ancak kelimenin kökü ne? İlk dönemlerde hangi anlamı daha maruf; kimse buna bakmıyor. Ben şahsen yazıyı okudum ve rahatsızlık duyulan bu kelimenin herhangi bir kesimi direkt muhatap almadığını gördüm. Peki neden o ifadeyi kullanmış olabilir.

                  Fahişe kelimesi Arapça Fahiş kelimesi ile aynı olup sadece biri eril diğeri dişil. Yani Fahiş dendiğinde haddi aşan anlaşılır ki bir ürün gereğinden fazla bir fiyatta olunca fahiş fiyat deriz. Yani fahiş / fahişe haddi aşmak anlamında bir kelime aslen. Peki Allah’ın sınırlarını aşan bir insana fahişe denmesi sıradan bir tanımlama olmaz mı? Haddi aşan, günahkâr ya da başka bir tanımlama sadece tanımlamadır. Öyleyse bunu çok rahat her yerde kullanabiliriz anlamında değil elbette bu söylemimiz. Bizim derdimiz haddi aşan kimseyi savunarak başka bir haddi aşma işi yapanlarla ilgili.

                  Fahiş fiyatı savunmak ta fahişe / fuhşiyat içerisinde bir yaşamı savunmak ta benzer çirkinliktedir. Allah Fahşa’yı, Fuhşiyat’ı yasaklamışken sen kim oluyorsun da muhafazakarlık yapıyorsun. Ha işte şimdi geldik asıl maksadımıza. Toplumun bir kesimini aşağılamak filan gibi ilginç bir dayanak ile karşımıza çıkacak olan siyasi yapı Ayasofya’yı açmış olan siyasi irade olunca işler Arap saçına dönüyor değil mi? Korkmayın bişeycikler olmaz. Kimse kulağımızı çekmeye kalkmaz. Kalkan olursa da cevabını alır oturur oturduğu yere. Toplumun fuhşiyat ’tan korunması görevi olan bir iktidarın fuhşiyat ’ı ifşa edeni yargılama ve sindirme çalışması bugüne kadar hiçbir zaman lehlerine olmamıştır.

                  Kısaca hızlı bir özet yapalım. İktidar partisi İslamcı gelenekten gelerek muhafazakarlaşan böylelikle iktidara layık görülen bir parti. Muhafazakarlık bir inançtır. Sistemi muhafaza eder en çok ta. Sistemin çarkları arasına sıkışmış olan birtakım çakılları temizleyerek onların kırılmadan daha uzun ömürlü olmalarını sağlar. Nasıl ki bir Müslüman Laik olamaz diye açıklamaları olan bu kardeşlerimizin şunu da öğrenmeleri gerektiğini söyleyelim. Bir Müslüman muhafazakâr da olamaz. Geçen zaman içerisinde genel başkan yardımcılarından ve İslamcı çizgiden gelen bir vatandaş Laikliği bu milletin içine sindirmesinde önemli bir rolümüz oldu demeci birçok şeyi izah ediyor zaten.

                  Kimse kendini kandırmasın. Yok içimizde ki AKP’liler şöyle yaptı, şunu yapıyor diyerek kimse kendi paçasını kurtarmaya çalışmasın. Makam, yetki, imza gücü, helal haram demeden kazanç vb. elde edenlerin dışında herkes Ak Partili diğerleri AKP’li. Pışşıık. Hele gözümün içine bakın. Yok öyle yağma. Hem oy verip hem kıvırmanın alemi yok. Efendim Reis’in çevresi yanlış kişilerce kuşatılmış onun için İstanbul Sözleşmesi, CEDAW, 6284 vb. yanlışlar yapılıyor. Bunlar züğürt tesellisidir, bir partinin bir öbeğin iyilikleri onun hatalarını görmenizi engelliyor ve siz kendinizi körkütük aşık halde buluyorsanız orada siyasi bir aidiyetten çok bağımlılıktan söz edilebilir. 

                  Sayın Dilipak’ın şahsını istisna tutarak şunu rahatlıkla ifade edebilirim. Bir partiye mensup olmak ya da partili olmak genel bir kabul anlamına gelir ve sorumluluk gerektirir. Ya oy verip destek olduğunuz partiye adam gibi bir istikamet verin ya da partiyi sağa sola kaptırdık ayaklarını bırakıp sahip çıkın. Çünkü nereyse sadece Erdoğan ve hiçbir organik bağı ve menfaati olmayan seçmen dışında Ak Partili kalmamış gibi davranarak ne kendinizi ne de başkalarını aldatamazsınız. Belki kendinizi ama başkalarını asla. AKP’liler ve Ak Partililer ayrımı henüz menfaat beklentisi devam edenlerin bir şekilde vicdanen kendini rahatlatma seanslarını içermektedir.  

                  Sevaplarına ortak olup günahlarından beri olma gayreti içerisinde ki bu türler her zaman ve zeminde bulunduğu ortamın rengine uyum sağlama başarısı gösterenlerle birleşince ortaya inanılmaz çirkin bir seçmen modeli çıkıyor. Kendi menfaatine uygun işler yapınca eksiklerini, yanlışlarını tecviz eden bir anlayışla ne partili olunur ne de dava eri. Zaten muhafazakâr bir parti mensubu insanlar içerisinde dava adamı aramak çölde su aramakla eş değer olacaktır. Dilipak’ın Parti tüzel kişiliği adına açıklama yapılarak mahkemeye verilmesi sürecinin kendi adına kazancının ne olacağı ise malum. Kendisine oy verme ihtimali dahi olmayan ve LGBT, İstanbul Sözleşmesi vb. icraatlarında işlerine geldiği için destek olanlarla kol kola vaziyeti.

                  Muhafazakarlık kavramsal olarak sadece solun karşına yerleşmekle bir tanıma kavuşmuş ve siyasi olarak hiçbir şey söylemeyen daha doğrusu mevcut sistemin supaplarını ayarlayarak toplumun gazını alma görevi ile arzı endam eden bir düşüncedir. Müslüman devrimcidir. Peygamberler mevcut sistemi muhafaza edenlerle mücadele etmiştir. Dolayısıyla her bir Müslüman bilmelidir ki oy verdiği organizasyonun her eyleminden sorumludur. Bireysel kazanç ya da kayıplarla bir siyasi oluşumu, düşünceyi değerlendirme beğeni ya da eleştiri ancak memleket sevdası bilmeyen zavallıların işidir. Kendi menfaatini millet yararının üstünde görmenin çeşitlerinden ibarettir sağ, sol, muhafazakâr vs.

Vesselam

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir