Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Salı, Ocak 12, 2021

İnandığımız Gibi Yaşamayıp Yaşadığımız Gibi Öleceğiz

İnsanın Müslümanca ölebilmesi için Müslümanca bir hayatı tercih edip yaşaması gerekir. Müslümanca yaşarsa Müslümanca haşrolur. Bu silsileyi Hz. Peygamber (sav) şu veciz ifadesi ile dile getirmiştir: “Her insan öldüğü hâl üzere diriltilir;[1] Mü’min imanı üzerine, münafık da nifakı üzerine…”[2] Kişi, İslâm dışı bir hayatı tercih edip ömrünü Allah’a (cc) isyan ile geçirir, can boğazına geldiğinde uhrevi makamlarının korkunçluğunu görünce tövbe ederse, bu tövbeyi Allah (cc) kabul etmemiştir. Buna yeis hâlindeki tövbe ve iman denilir. Bu durumdaki bir kimsenin yeniden hayata dönme imkânı kalmamıştır. Ayrıca ahirete; ölümden sonraki hayata iman etmek gayba imanın bir parçasıyken, bu kişi ahiretteki makamlarını görünce inanmıştır. Yani gayba değil şehadete / sadece gördüğüne inanmıştır. Allah (cc), böyle bir imanı ve yeis(ümitsizlik) hâlindeki tövbeyi kabul buyurmamıştır. Şu ayet-i kerime bu duruma açıkça delalet etmektedir: “Oysa ne ölüm anına kadar kötülük işleyip duran, ama o an gelip çattığında “Şimdi tevbe ediyorum!” diyenlerin tevbesi kabul edilecektir, ne de kâfir olarak ölenlerin. Biz, kâfirler için can yakıcı bir azap hazırladık.”[3] Allah’ın (cc) âhirete yönelik ayetlerinden bazılarını müşahade ile başlayan bu süreçteki imanın makbul olmadığını şu ayet daha açık resmetmiştir: “هَلْ يَنظُرُونَ إِلاَّ أَن تَأْتِيهُمُ الْمَلآئِكَةُ أَوْ يَأْتِيَ رَبُّكَ أَوْ يَأْتِيَ بَعْضُ آيَاتِ رَبِّكَ يَوْمَ يَأْتِي بَعْضُ آيَاتِ رَبِّكَ لاَ يَنفَعُ نَفْسًا إِيمَانُهَا لَمْ تَكُنْ آمَنَتْ مِن قَبْلُ أَوْ كَسَبَتْ فِي إِيمَانِهَا خَيْرًا قُلِ انتَظِرُواْ إِنَّا مُنتَظِرُونَ” “(Ey Muhammed!) Onlar (iman etmek için) ancak kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin bazı ayetlerinin gelmesini mi gözlüyorlar? Rabbinin ayetlerinden bazısı geldiği gün daha önce iman etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış olan bir kimseye (o günkü) imanı fayda vermez. De ki: ‘Siz bekleyin. Şüphesiz biz de bekliyoruz.”[4] Ölümle çepeçevre kuşatılıp, ayetlerin bir kısmını görünce yeis hâlinde yapılan iman, Firavun’un imanına benzetilmiştir. Kendisini tanrı ilan eden,[5]İsrailoğullarının çocuklarını katledip yaşayanlarına en ağır işkenceler yapan[6], siyasal şirkin en büyük temsilcisi Firavun da Kızıldeniz’in sularında boğulmaya başlayınca Allah’ın (cc) ayetlerini görmüş ve şu ifadelerde hikâye edildiği üzere iman da etmiştir: “İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun askerleriyle beraber zulmetmek ve saldırıda bulunmak için derhâl onları takibe koyuldu. Nihayet boğulmak üzere iken ‘İsrailoğullarının iman ettiğinden başka hiçbir ilah olmadığına inandım. Ben de Müslümanlardanım’ dedi. Yüce Allah ‘Şimdi mi iman ettin? Oysa daha önce isyan etmiş ve fesat çıkaranlardan olmuştun’ buyurdu.”[7] Ayetten açıkça anlaşıldığı gibi Allah Teâlâ, onun bir daha kurtulma umudunun olmadığı andaki imanını kabul etmeyip reddetmiştir. Denilmiştir ki: “Canından umudunu kestiğin ve boğulmaya başladığın bu güçlük anında mı iman ediyorsun.”[8] Ayrıca “Şimdi mi iman ediyorsun?” cümlesinde onu kınama, ayıplama ve azarlama vardır.[9]

[1] Hâkim, Müstedrek, Cenaiz, h. no: 1254, I /489.
[2] İbni Hanbel, Müsned, III / 346.
[3] Nisa 4 / 18.
[4] En’am 6 / 158.
[5] Şuara 26 / 29.
[6] İbrahim 14 / 6.
[7] Yunus 10 / 90-91.
[8] Zemahşerî, Keşşaf, II / 354.
[9] Şevkânî, Fethu’l-Kadîr, s. 797.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir