Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Cumartesi, Eylül 26, 2020

AK Parti Bu Tuzağa Düşecek Mi?: İstanbul Sözleşmesi

Ak Parti’ye karşı defalarca darbe yapıldı; askeri vesayet, e-muhtıra, kapatma davası, MİT atağı, FETÖ yargı darbesi ve nihayetinde açıktan askeri darbe. Ama bunların hiçbiri Ak Partiyi/Erdoğan’ı yıkamadı, hepsini atlatan hatta her birinden daha güçlü çıkan Ak Parti/Erdoğan, eğer yanlış karar verir ve İstanbul Sözleşmesi(İS)’ni feshederse bu sefer darbeyi bizzat kendisi yapmış olacak, siyaseten harakiri yaparak. Ben Erdoğan’ın böyle bir harakiriye müsaade edeceğini düşünmüyorum. Ama kayıtlara geçsin diye şu kanaatlerimi yazmak istiyorum;

Eğer Ak Parti İS’yi feshederse, ‘’sözleşme eşcinselliği meşrulaştırıyor/artırıyor, cinsiyetsiz bir toplumu hedefliyor, boşanmaları artırıyor, aileyi çökertiyor, kadın cinayetlerini önleyemiyor, bilakis artırıyor’’ şeklindeki iddiaları doğru kabul etmiş ve sözleşmeyi –bilimsel hiçbir dayanağı bulunmayan- bu tezviratlar yüzünden feshetmiş olacaktır. Bu, Ak Partinin kendi kadrolarını (kendisini) bitirmesi anlamına gelir. Çünkü o zaman kendisine daima şu sorular sorulacak ve 18 yıldır iktidarda olması nedeniyle mantıklı bir cevap veremeyecektir (çünkü verilemez);

‘’Bu sözleşmeyi 2011’de imzalayan, 2012’de mecliste onaylayan ve 2014’ten itibaren de uygulayan sensin(Ak Parti). Sözleşmeyi imzaladığın/onayladığın günlerde ‘’Ak Parti hükümeti olarak yine sessiz bir devrim yaptık’’ diye sözleşmeyi öve öve bitiremeyen de sensin. Ama şimdi kalkmış 9 yıl sonra bu sözleşmeyi tehlikeli bulduğun için feshettin. Hem de bu tarihten sonra işlenecek her kadın cinayetinde tedirgin olan kitleleri karşına alacağın ve sorumlu tutulacağın, hatta uluslararası yaptırımlara maruz kalacağın halde yaptın, demek ki sözleşme gerçekten de çok büyük tehlikeler içeriyor, o halde neden zamanında fark edemedin bu tehlikeleri ve bizi bu tehlikenin içine attın?’’

‘’Oysa bu sözleşme gizli bir metin değil, cümleleri gayet açık ve net, tanımlanmamış/muğlak bırakılmış hiçbir kavramı yok ama sen binlerce danışmanın/bürokratın, yüzlerce milletvekilin ve onlarca bakanın ile -şimdi fark etiğin- bu fahiş tehlikeleri göremediğin gibi bu sözleşmeyi bize büyük bir devrim (icraat) olarak takdim ettin. Ve yıllarca da uyguladın. Ama şimdi 9 yıl sonra başkalarının uyarısı ile uyandın ve feshettin. Demek ki senin kadroların bu tür tehlikeleri görmek için yeterli bir donanıma sahip değil. O halde senin bugünden sonra sunacağın tüm projelerin de benzer tehlikeleri içeriyor olacak ama sen bunları yine göremeyeceksin, yani böyle bir tehlike her zaman var olacak, bu durumda ben nasıl güveneceğim sana/projelerine? Bugün savunduğun bir proje için de 3 yıl sonra ‘’pardon’’ demeyeceğini nereden bileceğim?’’

‘’Ayrıca madem bu sözleşme bu kadar tehlikeli idi, neden yıllarca tatbik ettin? Neden daha önce feshetmedin? Neden 4-5 yıldır var olan eleştirilere kulak tıkadın? Bugüne kadar dağılan binlerce ailenin, öldürülen binlerce kadının, eşcinsel olan binlerce bireyin, kısaca ifsad olan bu toplumun bedelini nasıl ödeyeceksin?’’

Sözleşme feshedilir edilmez bunlara benzer onlarca sorunun –daha doğrusu ithamın- yıldırım gibi geleceği açıktır. Başta FETÖ olmak üzere tüm muhalifler gardını almış pusuda bekliyorlar. Ellerini ovuştura ovuştura 2023 için ittifak planlarını kurgulamakla meşguller.

Oysa sözleşme ile ilgili ilk tartışmaları kimlerin başlattığı belli(SP çevreleri). Ardından kimlerin alevlendirdiği de belli (nafaka ödemek istemeyen erkekler). Ama sazan gibi atlayanlar ve bu fırsatı kaçırmayanlar da belli; Bunların bir bölümü kripto hesaplarla ‘’hatadan dönmek erdemdir, bir hata yapılmışsa hatada ısrar etmemek lazım’’ diyerek gaz veriyor. Bir bölümü kaybettiği eski reytinglerini İstanbul Sözleşmesine saldırarak yeniden kazanmaya çalışıyor. Bir bölümü bunun kariyerini yapıyor. Bir bölümü de bu yazarların dolduruşuna gelen iyi niyetliler. Ama tehdit ve hakaret eden ve hatta iftira atan yazarlar da var sözleşmenin çıkışında PR yaparken şimdi bu koroya katılarak çark eden yazarlar da. Sonuçta hepsi bilerek veya bilmeyerek bu ateşe odun taşıyor. Fakat çok azı müstesna hiçbiri İstanbul Sözleşmesini tartışmıyor. Yapılan başka bir şey. Yoksa tabii ki İstanbul Sözleşmesi de tartışılabilir. Gerekirse revize ve hatta fesih de edilebilir. ‘’Nas değil ya.’’ Ama bunun sağlıklı bir şekilde yapılabilmesi için tartışma ve müzakerelerin de sağlıklı yapılması gerekir. Ne var ki yapılan tartışmalar hiçbiri böyle değil. Daha doğrusu ortada tartışma yok, sadece atılan sloganlar ve retorikler var.

Ayrıca İS çerçeve metin, uygulama detaylarına girmiyor, bunlar kanunlarla düzenleniyor, sen İS’ye hiç dokunmadan ilgili kanun maddelerinde istediğin değişiklikleri yapabiliyor, gerekirse yeni kanunlar çıkarabiliyorsun zaten. Yani aksayan bir konu varsa bunları kanun maddesi ile düzeltebiliyorsun, nitekim en çok tartışılan -kadının beyanı, tedbir kararı ve nafaka gibi- konularda bazı düzenlemeler yapıldı/yapılıyor/yapılacak. Bunun için İS’yi iptal etmene gerek yok ki, İS kadına yönelik şiddet konusunda güçlü bir irade beyanıdır, onu iptal edersen “kadına yönelik şiddet sorunu beni ilgilendirmiyor” demiş olacaksın, bu ise hem içerde tedirgin olan tüm kadınları/kesimleri, hem de dışarıda uluslararası kamuoyunu karşına alman demektir, ne söylersen söyle izah edemezsin bunu, bu tarihten sonra işlenecek her kadın cinayeti ‘’katil akp’’ sloganları ile yankılanacak ve hiç hak etmediğin bir dezenformasyona maruz kalacaksın. Buna gerek yok.

Peki ne yapılabilir?
Gelinen bu noktada sözleşmenin feshedilmesi, Ak Partinin ölümcül bir darbe alması -harakiri yapması- demektir. Diğer seçenekte ise Erdoğan’ın birkaç açıklaması ile telafi edebilecek bir zarar görürü. Çünkü Erdoğan’ın eşcinsellik konusundaki görüşleri de aile hakkındaki yaklaşımı da bellidir ve bu herkesin malumudur. Bu konuda ona isnad edilecek hiçbir itham karşılık bulamaz. Önüne gelen herkese evlenmeyi, evlenen çiftlere de en az 3 çocuk yapmayı tavsiye eden ve bu maksatla birçok düzenleme yapan -teşvik veren- bir Cumhurbaşkanının aile kurumuna önem vermediği ama buna karşı eşcinselliği meşrulaştıran bir sözleşmeye izin verdiği şeklindeki iddialar mesnetsiz bir iddiadır ve yankı bulamaz. Evet, gelinen bu noktada sözleşme ile ilgili tartışmaların alevlenmesinde Erdoğan’ın sessiz kalması da önemli bir rol oynamıştır, bu açık. Erdoğan bu tartışmaların yeni başladığı dönemlerde bu konuda bir açıklama yapmış olsaydı tartışma o gün bitmiş olurdu. Ama niyeyse bunu yapmadı. Bu bir hata idi. Lakin bu hatasını telafi edecek ve yapacağı birkaç açıklama ile bu tartışmaları bitirecek olan da yine odur.

İlaveten, -toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim, boşanmalar ve kadın cinayetleri gibi- tartışılan konularda sözleşmenin ne söylediği/söylemediği yapılacak özet açıklamalarla izah edilebilir. Hatta tartışılan bu konularda hukukî mütalaalar hazırlanarak bunlar Avrupa konseyine beyan mektubu şeklinde de sunulabilir. Böylece hem yapılan spekülasyonların önüne geçilmiş hem de –yok yere- ajite dilen kitleler rahatlatılmış olur.

Aksi halde bu mesnetsiz iddiaları tartışmaya devam eder ve enerjimizi boş yere harcamış oluruz. Bizler bunu hak etmiyoruz. En çok ajitasyon uyandıran eşcinsellikle ilgili iddiaların bilimsel bir dayanağı yok. Ben bunu daha bir ay önce ‘’Eşcinsel bireylerin temel insan hakları güvence altına alınmalı, ayrımcılığa uğramaları engellenmeli, bu konuda LGBT lobisine muhtaç bırakılmamalı ama buna karşı haddini aşan LGBT aktivitesi de yasaklanmalıdır.’’ diyen(1), bu nedenle LGBT lobisinin saldırılarına maruz kalan, ‘’İnterseks-Hermafrodit Ve Eşcinsel’’ isimli kitabı yazarak eşcinselliğin gerçek nedenlerini ve önleyici tedbirleri anlatmaya çalışan(2), son 2 yıl içinde bu konuda onlarca konferans veren ve hatta eşcinsellik konusunda bugün yaygara koparan çevrelerin hiç gündeminde yok iken (5 yıl önce) iki saate yakın bir TV programı yaparak(3), bu konudaki tehlikelere dikkat çeken bir akademisyen olarak söylüyor ve diyorum ki;

İstanbul Sözleşmesi’nin eşcinselliği meşrulaştıran/artıran herhangi bir maddesi/içeriği bulunmuyor. Bu konudaki iddiaların hepsi bir spekülasyon, bilimsel bir delile dayanmıyor. Ne biz ne de bu iktidar, kısaca bu ülke, bu kadar mesnetsiz bir tartışmayı (bu kadar haksız bir isnadı) hak etmiyoruz. Lütfen akılcı/bilimsel izahlar devreye girsin ve bu spekülasyonlar bitsin. Aksi halde enerjimizi boş yere harcamaya devam ederiz, yazıktır, günahtır.


1-https://www.sabah.com.tr/gundem/2020/07/06/ogretim-uyesi-urolog-prof-dr-zeki-bayraktar-lgbt-lobisi-insanligin-gelecegini-tehdit-ediyor

2-Zeki Bayraktar, İnterseks-Hermafrodit Ve Eşcinsel, Motto Yayınları, İstanbul, 2020 https://www.kitapyurdu.com/…/interseks-hermafro…/530500.html

3-Eşcinsellik Ve Cinsel Sapkınlık, https://www.youtube.com/watch?v=ksf8To9vUAU

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir