Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Salı, Eylül 22, 2020

Sabır Mı, Zillet Mi?

Allah (c.c.), kullarının hareketli, üretken, dayanıklı ve daimi bir aksiyon içerisinde olmasını ister. Kur’an-ı Kerim; şeytana, nefse, tembelliğe, sıradan bir fert olmaya, korkaklığa, cimriliğe, hırsa, kâfirleri veli edinmemeye, verimsizliğe, küfre, fıska ve sömürüye karşı direnci/sabrı programlayan bir kitaptır. Allah Teâlâ, mü’minlerden inkârcıların küfür uğrunda harcadıkları eforun daha fazlasını Hak Yolda sarf etmelerini şu ayetle istemektedir: “يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اصْبِرُواْ وَصَابِرُواْ وَرَابِطُواْ وَاتَّقُواْ اللّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ” “Ey iman edenler! Sabredin, sabır yarışı yapın, (insanların din, can, mal, akıl ve namuslarını korumak için) nöbet tutarak savaşa hazırlıklı bulunun ki kurtuluşa erebilesiniz.”[1]

Kur’an-ı Kerim, müminlere sabrı öğretmek ve onları bu ahlakla donatmak için sabrı çeşitli biçimlerde anmıştır:

  1. Emrettiği sabır: şu ayet bu çeşit bir sabra işaret etmektedir: “يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَعِينُواْ بِالصَّبْرِ وَالصَّلاَةِ إِنَّ اللّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ” “Ey iman edenler! Sabra ve namaza sarılarak yardım dileyin. Kesinlikle Allah sabredenlerle beraberdir.”[2]
  2. Sabırsızlığı yasaklayan ayetler: Böyle bir yasağı işlememek için şu ayeti iyi anlamalıyız: “يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِذَا لَقِيتُمُ الَّذِينَ كَفَرُواْ زَحْفاً فَلاَ تُوَلُّوهُمُ الأَدْبَارَ” “Ey iman edenler! Toplu olarak kâfirlerle karşılaştığınız zaman, onlara arka çevirmeyin (savaştan kaçmayın).”[3] Çünkü küfre karşı sırt dönüp mücadele etmemek sabrı terk etmektir. Bu hâl, Kur’an’ın kınadığı ve yasakladığı bir davranıştır. Ayrıca Hz. Peygamber, düşmana sırt çevirip cepheden kaçmayı insanı cehenneme sürükleyen en büyük günahlardan birisi saymıştır.

3.Kullarından sabredenleri övdüğü ayetler: “(Müminler) Sabredenler, doğru olanlar, gönülden boyun eğenler, infak edenler ve seher vakitlerinde bağışlanma dileyenlerdir.”[4] Bu vasıfları taşıyanlar, Allah’ın (c.c.) övgüsünün bir tecellisi olarak cennetle müjdelenen ideal müminlerdir.

4.Allahuteala’nın sabredenleri sevdiğini ilan ettiği ayetler: “Nice peygamberler, beraberinde kendilerini Rabbe adayan birçok kişi bulunduğu hâlde savaşmıştır. Onlar, Allah yolunda kendilerine gelip çatan zorlukları yüzünden gevşememiş, zayıflık göstermemiş, susup pusmamışlardır. Allah, sabredenleri sever.”[5]

5.Allah’ın (c.c.) kendi beraberliğini sabredenlerle andığı ayetler: Böyle bir beraberlik neticesinde Allahuteala sabreden kullarını yardımla destekliyor ve onları koruyor. Umumi bir beraberlikten ziyade özel bir beraberlik ki; ayette şöyle dile getirilmiştir: “Allah’a ve Resulü’ne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; yoksa korkuya kapılırsınız ve gücünüz gider. Sabredin; Allah, sabredenlerle beraberdir.”[6]

6.Sabrın, sabredenlere daha hayırlı olduğunu haber verip kullarını böyle kutlu bir amele teşvik ettiği ayetler: “Eğer ceza ile karşılık verecekseniz, ancak size yapılan kötülüğün türü ve miktarı ile karşılık verin. Eğer sabrederseniz, elbetteki bu, sabredenler için daha hayırlıdır.”[7]

7.Sabredenlere, sabırlarına ve amellerine karşılık mükâfatın en güzelini vaat ettiği ayetler: Bu durum şu ayette özendirici bir üslupla şöyle dile getirilmiştir: “… Biz, sabredenlere ödüllerini, yaptıklarının en güzeliyle mutlaka vereceğiz.”[8]

8.Sabredenlere hesapsız mükâfat sözü verdiği ayetler: “Sadece sabredenlere, ücretleri hesapsız ödenecektir.”[9]

  1. Sabredenlere müjde şeklinde gelen buyruklar: “Yemin olsun ki sizi, korku, açlık; mallardan, canlardan, meyvelerden eksiltme türünden bir şeyle mutlaka imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele.”[10]

10.Sabreden mücahitlere, direniş erlerine yardımın garanti olduğunu ifade eden ayetler[11]: “İş, sanıldığı gibi değildir. Onlar, hemen şu anda üstümüze gelseler bile eğer siz sabreder ve korunursanız, Rabbiniz sizi, üzerlerine nişan vurulmuş beş bin melekle destekler.”[12]

Kur’an-ı Kerim’de çeşitli biçimlerde ele alınan bu temel kavram, insanımızın zihninde bir anlam kaymasına uğratılmıştır. Sabır, peygamberlerin ve onların takipçilerinin temel vasıflarından biridir. Hz. Peygamber (s.a.v.), arkadaşlarını daimi bir sabır eğitiminden geçirmiş ve onlara; yoldaki eziyetlere aldırmadan hep ileriye bakmayı öğretmiştir. Hz. Peygamber’in öğretmiş olduğu bu direnç fıkhı daha sonra, güç olmuş, hicret olmuş, cihad olmuş ve devlet olmuştur. Çünkü, sabrı olmayan ümmetler devlete giden yolda hedefe varamazlar. Onun için, Lokman (a.) oğluna daha küçükken sabır ahlakını vermiştir.[13]

Hz. Muhammed (s.a.v.) sabrın bütün boyutlarını bir davranış hâline getirmiştir. Kendisini, nübüvvet öncesi dâhil olmak üzere her türlü günahtan korumuştur. Herhangi bir zellesi olunca da Allahüteala hemen düzeltmiştir. İbadetlerini ise “Allah’ın verdiği nimetlere şükür olarak” en güzel biçimde eda etmiştir. Allah’ı bilmede “yakîn” sahibi olmasına rağmen hiçbir ibadetini bir an bile aksatmamıştır. Allah’ın dinini hayata hâkim kılma noktasında ise “kendini helak edercesine” çalışmıştır. Saniyelerini bile Allah yolunda cihatla değerlendirmiştir. Allah yolunda görmüş olduğu hiçbir eziyet ve sıkıntı onun çalışma azmini ve direncini kıramamıştır. Hz. Muhammed (s.a.v.), başına gelen semavi belalara da sabırla karşılık vermiştir. Yedi çocuğunun altısının vefatını daha sağlığında iken gören Resulullah, tüm bunları rıza ile karşılamıştır.

Azim sahibi peygamberler, Kur’an-ı Kerim’de sabırlarının ve cihatlarının büyüklükleriyle övülmüşlerdir. Müslümanların, peygamberlere bile kendi aralarında üstünlük kazandıran sabır ve cihat ahlakıyla ahlaklanmaları, onların diğer insanlara karşı da bir üstünlük kazanmalarını sağlayacaktır.

[1] Âl-i İmran 3 / 200.

[2] Bakara 2 / 153.

[3] Enfal 8 / 15.

[4] Âl-i İmran 3 / 17.

[5] Âl-i İmran 3 / 146.

[6] Enfal 8 / 46.

[7] Nahl 16 / 126.

[8] Nahl 16 / 96.

[9] Zümer 39 / 10.

[10] Bakara 2 / 155.

[11] İbn Kayyım, el-Medaricu’s-Salikin, II, 160-161.

[12] Âl-i İmran 3 / 125.

[13] Bk. Lokman 31 / 17.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir