Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Pazar, Ağustos 14, 2022

Modernitenin Papazlarına Reddiye

Hayatın birçok alanında büyük imtihanlardan geçen, türlü çileler çeken ve ilimle donatılarak siyasette riyaset makamına hazırlanan Hz. Yusuf, zindandan çıktıktan sonra iktisadi yönden sıkıntılar çeken devletin maliye bakanlığına talip olmuştur. Daha açık bir ifadeyle siyasete resmi adımını atmıştır. Yeri gelmişken burada bazı şeyleri netleştirmek gerekiyor. Günümüzde dünya sistemini belirleyici kabul eden ve hayatın sorunlarına ait İslâmî çözümleri olmayan bazı ilahiyatçılar veya sivil(!) hocalar yazılarında ve ekranlarda “İslâm’ın siyasi bir talebinin ve iktidar isteminin olmadığını” söylüyorlar. Bu söylemlerini adına konuştukları medya patronlarının yayın organlarında sistemli şekilde dile getiriyorlar. Hatta onlardan iyi paralar da alıyorlar. Bu söylem, İslâm Dinini batılılaşmanın karşısında en büyük engel gören zevatın da oldukça hoşuna gitmektedir. Benzeri bir hüküm cümlesini de ülkemizdeki bazı dindar(!) kesimler siyasete karşı sözde nefret dili kullanarak “siyasetten Allah’a sığındıklarını” dile getirmektedirler. Her iki kesimin de buluşma noktası; siyasette aktif olmaktan Müslümanları uzaklaştırmaktır. Din adına veya dünya sisteminin egemenliği adına Müslümanları pasifleştirmektir. Böyle bir yargının temelinde gâvurun oyuncağı olma, cehalet, birikim yoksunluğu, çözümsüzlük, Kur’an ve sünneti doğru anlayamamak, başkalarına teslimiyeti kabullenmek, Müslümanlar üzerinde uzun emelleri olan kâfirlerin hilelerini sezememek ve onlara iktidar yolunu açmak, dinin gönderiliş amacını kavrayamamak, indirgemeci yaklaşımın etkisinde kalmak, tekliflerden kaçmak, sistemin karşısında olmaktan korkmak, Kur’an ve Sünnete bütüncül bakamamak, menfaatlerini kaybetmekten endişe etmek, kimlik ayırımı yapmadan herkese itaat vb. durumlar olmakla beraber elbette kötü niyette vardır. Neticede dinin yönetim alanında olmasını reddedenlerin hepsi de tarihin öznesi olmak yerine edilgenliği tercih etmektedirler. Bu düşüncelerine dinden deliller(!) getirerek dinin iktidar talebini inkâr etmektedirler. Bilerek veya bilmeyerek Müslümanları ruhbanlık/papazlık medeniyetine monte etmeyi amaçlayan bu düşünceler İslâm dünyasının top yekûn ölümüdür. Vahyin tarihe mumyalanmasıdır. Kur’an ve sünnetin işlevini kaybetmesidir. Dinin ve peygamberlerin gönderiliş amaçlarının inkâr edilmesidir. İslâm’ı ana kaynaklarından okuyan hiç kimse böyle bir günaha bilerek girmez. Süslü cümleler kurarak ve fosilleşmiş rejit fikirleri gündeme taşıyarak gülünç duruma düşmez. Tarihte bildiğimiz bütün toplumları incelediğimizde görürüz ki hepsi de iktidar mücadelesi vermişlerdir. Mutlak cahiliye ve şirk cahiliyesi iktidar mücadelesi veren toplumların tipik örnekleriyle doludur. Başka formlara bürünerek ve modernize olarak bugün de bu iki cahiliye iktidar mücadelesine kilitlenmiş vaziyettedirler. Temsilciliğini Amerika’nın yaptığı Newyork merkezli dünya ticaret merkezi iktidar olabilmenin yörüngesini belirlemiştir. Eğer bu yörüngede hareket edecekseniz ve dışarı çıkmayacaksanız iktidar yolu açıktır. Şayet dışarı çıkacak ve yörünge siyasetine karşı gelecek ve kendinize ait değerleri öne çıkaracaksanız meşruiyetinizi kaybedersiniz. Her türlü komploya açıksınız ve hiçbir güvenliğiniz yoktur. İktidar yolu ehlileşene kadar size kapanmıştır. İslâm dünyası bu bağlamda ehlileştirilmiştir. Batılılaşmaya karşı İslâm merkezli siyaset üretemeyip teslimiyet göstermemiz icazetli siyasete teslim olduğumuzun en önemli kanıtıdır. Siyasetin, halkı Müslüman ülkelerde böyle bir evrilme yaşaması bilinçsiz Müslümanları siyasetten soğutmuştur. Siyasetten soğuma yerine ümmet olmanın bilinç ve sorumluluğunu kuşanarak ortaya siyasi projeler koymanın zorunluluğuna inanıyoruz. Kur’an ve Sünnette konuyla alakalı yeterli malzeme vardır.

Ruhbanlık cahiliyesine gelince; her ne kadar bağımsız bir iktidar talebi yoksa da dünya sisteminin ve çok uluslu şirketlerin keşif kolu gibi çalışmaktadır. Amacı, Müslümanları dinlerinden soğutarak batılı hayat tarzına entegre edebilmektir. Özellikle iktisaden ve ilmi anlamda zayıf bırakılan Müslüman ülkelerde ve Afrika’da yoğun bir çalışma yapmaktadırlar. İstatistikler bunda kısmen de olsa başarılı olduklarının göstermektedir. Bunlara karşı mücadele veren Müslüman grupları ise “terör” ismiyle yaftalayarak hayatın dışına itmektedirler. Bunlar, son yıllarda “Dinler Arası Diyalog” adı altında kendi muharref dinlerine meşruiyet alanı bulabilmek için halkı Müslüman ülkelerde yoğun bir propaganda faaliyetinde bulundular. Bunda kısmen de olsa muvaffak oldular. En azından ülkemizin ruhban anlayışına sahip zevatı diyalog çalışmalarına öncülük ederek Hristiyanlaşmanın yolunu genişlettiler. Aslı bozulmuş ve insan eliyle değiştirilmiş dinleri “ilahi” veya “semavi din” diye Müslüman çocuklarına bile sundular. Ders kitaplarına kadar girdirdiler.[1] Hatta siyasiler, Kudüs konusuyla ilgili değerlendirmeler yaparken; “Üç semavi dine başkentlik yapmış” ifadelerini kullanarak Kudüs’ün Müslümanların ellerinden çıkmasına zemin hazırlayacak sözler etmektedirler. Usul bilmeyen, kaynaklara inemeyen, dile karşı yabancı, Kur’an ve Hz. Peygamber’in gönderiliş amacını kavrayamayan basiretsiz ve ukala kimselerden taraftarlar bulup yapay gündemler bile oluşturdular. Bu zokayı yutan devlet, dini kurumlarında “Dinler Arası Diyalog Daire Başkanlığı” dahi oluşturdu. Fitne ve fesadı bir hırs uğruna vaktinde göremeyip her türlü fırsatı gâvur maşalarına verenlere her hâl de “günaydın” demek düşer. Onun için biz de, “günaydın ağalar, beyler” diyoruz. “Müslümanın aynı yerden iki defa ısırılamayacağını” ve ferasetli olmasının gerekliliğini hatırlatıyoruz. Bu kaygımız ümmetin çocuklarının diyalog adı altında kâfir yapılma endişesinden kaynaklanmaktadır. Aynı endişeyi yönetimdekilerin de duyup din konusunda çok daha hassas olmalarını öneriyoruz. Zira bu ülkedeki irtidat eden herkesten yönetim makamındakiler birinci derecede sorumludurlar.

[1] Yeni müfredatta bu ifadeler tamamen çıkarılmıştır.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir