Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Cuma, Temmuz 31, 2020

Kurbanın Hatırlattıkları

Biz Müminlerin kulluk görevlerinin başında gelen ve bizi Mümin yapan en önemli vasıf şükürdür. Bu sebeple her daim, her ne halde olursak olalım Allah’a şükrederiz. Şükretmemiz için o kadar çok sebeplerimiz var ki. İşte bu sebeplerden birisi de bayramlarımızdır. Allah’a şükürler olsun ki, bir Kurban Bayramına daha sevdiklerimizle birlikte kavuştuk.
Kurban denilince zihnimizde neler neler canlanmıyor ki? Bunlardan hemen ilk aklımıza geleni, bir hayvanı kesip etini de güzelce yemek. Günümüzde maalesef kurban, et stoklamak, bir yıllık et ihtiyacını gidermek için ibadetten, manasından vareste, ihtivasından uzak bir şekilde bir hayvanı kesip etlerini derin dondurucuya istiflemek için kesiliyor.
Hayır! Kurban sadece bu demek değildir. Onun ötesinde derin manalar, bir o kadar da sırlar taşır.
Kurban her şeyden önce bir ibadettir. Namaz, oruç ibadetleri gibi . Bu ibadetleri nasıl kulluk vazifemiz olarak ibadet bilinciyle yerine getiriyorsak, kurbanı da aynı şekilde kulluğumuzu yerine getirmenin huşusu ve şuuruyla yerine getirmeliyiz. Kurbanın kelime manasını hepimiz biliyoruz: Yakınlaşmak yani Allah’a, kurban ibadetimizle bir adım, yüz adım, yürüyerek, koşarak yakınlaşıyoruz. Kurban, bizi Allah’a nasıl yakınlaştırır? Kurbanı Allah’ın bize vermiş olduğu nimetlerine karşılık şükrümüzü ifade etmek maksadıyla ibadet şuuruyla keserek kurban bizi Allah’a yakınlaştırır.
Kurban, ibadet olmanın beraberinde bir teslimiyettir, sadakattir, şükürdür, itaattir, tefekkürdür; İslam’ın tümüdür.
Kurban, ilk insan Hz. Adem’in iki oğlu Habil ve Kabil ile başlar. Cenab-ı Allah Habil ile Kabilden kurban ister (Mâide Suresi – 27). Habil, kendisine verilen nimetlere ve Allah’a şükretmenin bir vesilesini bulmanın sevinciyle en semiz, en gözde hayvanını kurban olarak takdim eder. Kabil ise gönülsüz, istemeyerek en çürük-çarık meyvelerini takdim eder. Netice malum, Habil’in kabul edilmiş, Kabil’in rededilmiş. Habil bir itaat şuuruyla, takva bilinciyle, şükür duygusuyla takdim etmiştir. İşte Habil’in kurbanında itaat, takva, şükür gibi ibadet ve kulluk hasletlerini görürüz. “Kurbanların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşacaktır. Allah’a ancak sizin takvanız ulaşır.”(Hac suresi- 37) ayet-i kerimesinde ki mesajı idrak eden Habil’in takvası ve şükrü Allah’a ulaşmış, Kabil de anlayamamanın cezasıyla kurbanı Allah’a ulaşmamış.
Kurbanın en zirve noktasını Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’de görürüz. Bir kimsenin kullukta ki en yüksek zirvesi teslimiyettir. Hz. İbrahim kurbanı sadakatle ve teslimiyetle kesmek istemiş. Kurban, gözünün nuru biricik oğlu Hz. İsmail’dir. Hz. İbrahim ciğerparesi oğlunu kurban etme emrini alınca hiç tereddüt etmeden, kulluğunun en büyük sadakatini göstererek, kurban etmek için doğruca Hz. İsmail’e gider ve “Ey oğulcuğum seni rüyamda kurban ederken görüyorum(sen kurban etmem emredildi) ne dersin” diyerek onun görüşünü alır. (Burada oğlunun görüşünü almak maksat değildir. Asıl gaye Hz. İbrahim oğluna emredildiği vazifeyi bildirmektir. Hz. İsmail kabul etse de etmese de kurban oğlunu edecektir.) Hz. İsmail de aynı teslimiyet içerisinde emre itaat ederek “Emrolunduğunu yap beni sabredenlerden bulacaksın.” Der.(Saffat suresi-101-107) İşte bu sadakat ve teslimiyet karşısında Cenab-ı Allah Cebrail(A.S.) ile kurban kesilmek üzere Hz. İsmail’e bedel bir koç gönderir. Hz. İbrahim de onu aynı sadakat ve teslimiyet içerisinde keser. Biz müminler de ta o zamandan Hz. İbrahim ve Hz. İsmailden itibaren kıyamete kadar onların sünneti olarak kurbanlarımızı kestik, kesiyoruz ve keseceğiz inşallah.
Kurban, Peygamber efendimizde (SAS) şükürdür. Peygamberimize (SAS) yapılan o kadar zulüm, baskı, iftira ve tehditlere ve İslam’ın yayılmasını engellemek için o kadar yapılan engelleme faaliyetlerine rağmen Allah’ın yardımıyla peygamberimiz (SAS) tebliğinden asla geri durmamış, vazifesinde hiç bir aksama yaşamamış bilhassa İslam gün geçtikçe gönüllere sadır olmuş, Müslümanların sayısı artmış. Allah ayetlerle ve mucizelerle Peygamberimizi (SAS) desteklemiş ve korumuş. İşte bu nedenlerden dolayı Kevser suresiyle Cenab-ı Hakk, Peygamberimize (SAS) Kevser (peygamberlik, ümmet, cennette kevser havuzu) gibi büyük bir nimet verdiğini ve insanların en şereflisi kıldığını bildirdikten sonra bu nimetlere karşılık şükür olarak kurban kesmesini istiyor. İşte kurban, bir kulun Allah’a şükrünün en güzel ifadesi ve samimiyetinin yansımasıdır.
Kurban tefekkürdür. Bir hayvanı keserek boğazlayarak canına son veriyoruz. Tabi ki Allah’ın emriyle. Keserken şu düşünce ve duyguları taşıyabiliriz: Allah’ım şu an senin emrine itaat ederek kurbanımı kesiyorum. Bu hayvanın Azrail’i oluyorum. Fakat onu kurban etmekle ona kurban hayvanı olması gibi bir paye kazandırıyorum. İşte bir gün Azrail de canımı senin emrinle alacak. Azrail gelmeden ben de kendi nefsimi sana kurban ediyorum. Böylece nefsimi sana kurban olmuş bir nefis olma faziletini kazandırıyorum. Kötülüklere, günahlara ve beni İslam’dan uzaklaştıracak her şeye kalbimi kapatıyorum. İbadetlere güzelliklere de kalbimi açıyorum
Evet kurbanın hatırlattıkları: Teslimiyet, sadakat, takva, şükür, tefekkür ve İslam adına ne varsa. Kurbanınızı keserken bu duygu ve düşüncede olmanızı temenni eder, bayramınızı kutlarım. Sevdiklerinizle beraber mutlu ve mesut bir bayram geçirmenizi dilerim.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir