Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Cumartesi, Ağustos 8, 2020

Komplo, Şantaj, Tehdit

ABDURRAHMAN DİLİPAK
-komplo, şantaj, tehdit-

Sosyal medyada sık yazan bir tabip olarak hemen hiçbir hafta olmuyor ki, Abdurrahman Dilipak’ın dile getirdiği tıpla ilgili bir komplo teorisi ve buna bağlı bir soru ile karşılaşmış olmayayım, hemen her hafta mesaj kutuma bir veya birkaç soru düşüyor bu konularda. Cevaplasam vaktimi alıyor, cevaplamasan ‘’demek ki haklı’’ izlenimi doğuyor, bıktık vallahi. Hele bu Covid-19 sürecinde o kadar yordu ki bu komplolarla uğraşmak(infodemi), Covid-19 ile mücadeleden daha çok yordu bizi desem yeridir.

.
Bunların çoğu da Dilipak’tan geliyor; ‘’Korona uydurma, bu bir komplo, aşıyı bulacaklar ve hepimizi kısırlaştıracaklar, aşılardaki amaç zaten bu, dünya nüfusunu 500 milyona kadar düşürecekler, sakın aşı olmayın, zaten şu anda kısırlık yüzde 70, 5G acayip zararlı…’’
.
Ne ararsan var mübarekte, hani bir tabip olarak gülüp geçeceğim bu saçmalıklara ama o kadar çok itibar eden oluyor ki; nitekim bu komplolar yüzünden aşı reddi yapan -çocuklarını aşılatmayan- aile sayısı 35 bini geçti maalesef. Bu çok vahim bir tablo. Muhafazakâr-dindar camiada bunun sorumlularından biri de -hatta en önemlisi- Dilipak’tır.
.
Bu yüzden Dilipak artık bu toplum için -toplum sağlığını tehdit eden- ciddi bir sorun haline gelmistir. Dolayısıyla benim bir hekim olarak gerekli ikazları yapmam -en azından benim için vicdani- bir zorunluluktur, zaten fırsat buldukça da yapıyorum, ama madem ki tıbbi izahlarımız yeterli olmuyor, o halde Dilipak ile ilgili şu bilgileri de paylaşmamız gerekiyor (üzgünüm ama mecburum). Gerçi bu bilinmeyen (daha önce yazılmayan) bir şey değil ama unutulmuş olabilir. Ayrıca yeni nesil de görmemiş olabilir.
.
Aktüel Dergisi, 1993 yılında medyada yer alan bazı çok bilmişlere uydurma bir hastalık soruyor (bu hastalık, etno ve dert kelimelerinin birleşimi ile oluşturulan ‘’etnodertin’’). Aldığı cevaplara göre de sonucu “Ve işte megamaydanozlar” diye açıklıyor(20-26 Mayıs 1993, sayı:98).
.
Tahmin edin bakalım, bu olmayan hastalık hakkında ahkam kesen (en çok bilen!) kim olmuş? Tabi ki ‘’üstad-ı azam’’ımız Dilipak.
.
Derginin yönelttiği soru şu;
.
“Etnodertin adlı bir tür cilt hastalığı var, bu hastalık daha çok ulusal kimlik arayışının yoğun olduğu bölgelerde görülüyor. Nitekim adı da buradan geliyor. Hacettepe Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırmaya göre son 3 yılda Karadeniz Bölgesi’nde özellikle kadınlar arasında bu hastalıkta büyük bir patlama olmuş. Nasıl yorumluyorsunuz bu olguyu?’’
.
Dilipak’ın -o muhteşem- cevabı da şöyle;
.
“Etnodertin sorunu, dünyada ilk kez karşılaşılan bir sorun değil, Afrika’da Amerika’da Asya’da kara kızıl ve sarı ırk bu sorunu büyük ölçüde yaşadı. Sorun psikosomatik öğeler taşıyor. Sorunun bu şekilde alerjik nitelikli tezahürünü hazırlayan başka faktörler söz konusu. Hastalığın Güneydoğu’da değil de Karadeniz’de, kadınlar arasında tezahürü, tamamlayıcı şartlar açısından önem taşıyor. Mesela, Çernobil ya da ozon tabakası, ekolojik faktörler, nataşa sendromu, beslenme bozukluğu, hormonal faktörler, biyokimyasal sebepler bu süreci ajite etmiş olabilir.
Sorunun, psikolojik olduğu kadar fizik çevre faktörleri ile de ilgili olması gerekir. Sorunun Güneydoğu’da ortaya çıkmaması, Güneydoğu insanının karşı şiddetle deşarj olması, dinamizmi, mücadele kararlılığını sürdürmesine bağlanabilir. Güneydoğu insanı canlı bir kan. Karadeniz’de özellikle kadınların psikolojik bir eziklik ve kırılma içinde oldukları düşünülebilir. Sanırım sorun büyük ölçüde resmi ideolojilerin, yanlış sağlık politikaları kadar, ekonomik, sosyal ve kültürel sorunlardan kaynaklanmakta, inanç yoksulluğu ve ahlaki çözülme, stres bu süreci hızlandırmaktadır.”
.
Ya, işte böyle. Doktor ve psikologların hiçbiri bu soruya cevap veremezken (hepsi ben böyle bir hastalık bilmiyorum, ilk kez duyuyorum, bir fikrim yok derken) Dilipak üstadımız döktürüyor.
Sorun ilk kez ortaya çıkmamış, daha önce başka kıtalarda da görülmüş, psikosomatik öğeler taşıyormuş, psikolojik, fiziksel, hormonal ve biyokimyasal sebepler rol oynuyormuş…
.
Bir tabip olarak böyle havalı! bir açıklama yapamadık gitti.
.
İşte her konuda ahkam kesen, bugünlerde de muhafazakar kadınları tehdit eden, el sallayan, had bildiren ‘’üstad-ı azam’’ımızın zihni arka planı budur. Günah benden gitmiştir. Dileyen hala itibar edebilir.
.
Ben bu fiyaskosu hakkında bir tekzip veya özür göremedim. Zaten üstadı bizden çok daha iyi tanıyan Ulvi Alacakaptan abimiz de 3 Temmuz tarihinde bu konuyu gündeme getirdiğine ve hatta ‘’BİR SUS YA HU BİR SUS’’ dediğine göre demek ki bir tekzip veya özrü yok bu konuda. ‘’Bu ülkede her şey olursun ama sadece rezil olamazsın’’ diyen ne güzel demiş.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir