Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Salı, Ağustos 4, 2020

İstanbul Sözleşmesini Okudum -1-

   İstanbul Sözleşmesi üzerinden ciddi bir tartışma var. Özellikle Pınar Gültekin’in vahşice katledilmesinden sonra “İstanbul Sözleşmesi yaşatır” sloganı ile sözleşme karşıtlarına karşı ciddi bir kampanya yürütülmekte. Aslında İstanbul Sözleşmesi artık tamamen siyasi bir mecraya çekilmeye çalışılıyor. Bağırmadan, çağırmadan, kavga etmeden delillere dayalı olarak konuşmak gerekirken bir kısım çevrelerce siyasi bir takım menfaatler uğruna kutuplaştırma çabasına gidiliyor. Bu kutuplaştırma çabaları artık öyle bir noktaya geldi ki: sözleşme karşıtlarının asla sözleşmeyi okumadıkları yalanını bayraklaştırıp asıl hedefin sözleşmeden çıktıktan sonra rahatlıkla kadınlara şiddet uygulamak olduğu iftirasını atabiliyorlar. Bunu yaparken zerrece yüzleri kızarmıyor. Çünkü bunu bir dava addetmiş durumdalar. Yanlış anlaşılmasın dava derken kadın cinayetlerini engelleme davası değil; her hal ve şartta İslam’ı ve müslümanları suçlu gösterme davasıdır bu. Eğer öyle olmasaydı Pınar Gültekin’i katleden cani, bir bar işlettiği halde Pınar’ın katledilmesinden İslam sorumlu tutulur muydu? Biz kimseyi ve hiçbir kesimi toptan temize çıkarma ya da toptan karalama derdinde değiliz. Söz konusu insansa her şeyin mümkün olabileceğinin farkındayız. Bundan dolayı kimseye kefil olmak gibi bir gaflete düşmeyiz.

   İstanbul Sözleşmesi bu kutuplaştırma siyasetinden tamamen ayrı olarak ele alınmalıdır. Eğer gerçekten kadın cinayetleri ve kadın şiddetinin bitirilmesi konusunda samimiysek algı operasyonlarına takılmadan ilgili uzmanlardan bu konuyu öğrenmeliyiz. Ben bir psikolojik danışman olarak sözleşmeyi defalarca okudum, sayısız uzmanla görüş alışverişinde bulundum. Konu ile alakalı sayısız bilimsel kitap, makale, araştırma okudum ve bunların üzerinde çalıştım. Resmi kaynaklardan, istatistiklerden faydalandım ve sonuç olarak psikolojik açıdan bu sözleşmenin ciddi problemler taşıdığına kanaat getirdim. Bir hukukçu olmadığım için işin hukuki boyutuna değil; psikolojik boyutuna dikkat çekeceğim. Şimdi, sözleşmeyi destekleyenlerin dayandıkları genel argümanları ve ardından sözleşmede bir uzman nelere itiraz ediyorum bakalım.

İstanbul Sözleşmesi Karşıtları Sözleşmeyi Okumuyor! mu?

   Aslında çok büyük bir algı operasyonu içeren bu iddia temelde malum çevrelerin müslümanlar hakkındaki “yobaz, cahil, gerici” gibi etiketlerinden kaynaklanıyor. Çünkü İstanbul Sözleşmesi’ni iptal talebiyle Türkiye gündemine taşıyan aydın dindar kesimdi. Durum bu olunca malum çevrenin yıllanmış önyargıları devreye girerek “bu yobaz cahiller sözleşmeyi okumadan konuşuyor!” düşüncesiyle böyle bir tezvirata başladılar. Bu tezviratı destekleyen bir gazete İstanbul Sözleşmesini savunurken bir karikatür yayınladı. Bu karikatürde cübbeli, sakallı, şalvarlı bir adamın eline bıçak ve sopa verilmiş “Seni yeneceğim İstanbul Sözleşmesi!” diye bağırdığı tasvir ediliyordu. Bu karikatür açıkça müslümanlarla özdeşleşen bir giyim tarzının ön plana çıkarılması ve eldeki bıçak ve sopayla da “yobaz müslüman şiddet yanlısıdır” algısını oluşturmaya çalışmaktadır. Oysa aynı gazete, karikatürün hemen yanında Pınar Gültekin’in fotoğrafını koymuştu. Ne trajiktir ki Pınar’ı öldüren cani, sakalsız, seküler bir hayat tarzını benimsemiş, bar işleten biriydi yani gazetenin ideolojisine göre gayet medeniydi! Hakikat bu olmasına rağmen suçlu yine sünnet üzere giyinen müslümandı. Bir kısım modernist yönelimli müslümanlar da onların bu sinsi oyununa bilerek ve ya bilmeyerek alet oluyorlar.

   Oysa sözleşmenin iptal talebi birçok uzman ve akademisyen tarafından ciddi deliller üzerine bina edilerek Türkiye gündemine taşındı. Bahsi geçen uzmanların aidiyetleri ya da dünyaya bakış açıları önemli değil. Çünkü objektif deliller ortada. Çürütebilen varsa buyursun çürütsün. Zaten bu kara propaganda ve iftiraların nedeni de budur. Çürütemeyince saldırganlaşıyorlar ve karakter suikastine kalkışıyorlar. Keşke size sunduğumuz delillerin yarısını bize karşı sunabilseydiniz. İşte o zaman medeni şekilde tartışabilirdik. Oysa şuan elinizde süslü slogan ve bol miktarda ajitasyon malzemesinden başka bir şey yok.

   Biran sözleşme karşıtlarının hiç birinin sözleşmeyi okumadığını düşünelim. Peki sözleşmeyi destekleyenlerin hepsi istisnasız olarak sözleşmenin her bir maddesini okudu mu? Bu garantiyi kim verebilir?

   İstanbul Sözleşmesi 24 Kasım 2011 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 5. oturumunda gündeme alındı. Görüşmeler 22.50’de başladı, 23.16’da bitti. Tam adı “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi” olan Sözleşme; tüm partilerin uzlaşmasıyla 26 dakikada mecliste onaylandı. O dönem milletvekili olan ve sözleşmeye evet oyu veren Sayın Mehmet Metiner kısa bir süre önce açık yüreklilikle İstanbul Sözleşmesi oylaması için aynen şu ifadeleri kullandı: “Eminim ki oy veren vekil arkadaşlarımızın kahir ekseriyeti neye oy verdiklerini bilmeden el kaldırdılar. Sırf parti grup başkanvekilleri el kaldırdıkları için.(…) Kendi adıma itirafta bulunuyorum, yanlış yaptık.” Bu ifadelerden anlaşılacağı üzere bırakın sözleşmeyi savunan herkesin okumasını, meclis gibi en kritik noktada görev alan milletvekillerimiz bile sözleşmeyi okumadan onaylamışlar. Bu açık gerçeklere rağmen hala kimin okuyup kimin okumadığının çetelesini tutmaya kalkarsanız zararlı çıkacak olanın kim olduğu ortada değil mi?

İstanbul Sözleşmesi Yaşatır! mı?

   Sözleşmeyi canhıraş savunan çevrelerin sosyal medya sloganı haline gelen bu cümle aslında hiçbir delile dayanmayan bir slogan. Zira Özgecan Aslan, Şule Çet, Emine Bulut, Pınar Gültekin ve daha nice kadınımız vahşice katledilirken İstanbul Sözleşmesi yürürlükteydi. Yani burada ciddi bir manipülasyon var. Bu fikri savunanlara İstanbul Sözleşmesi’nin yaşattığına yani kadın cinayetlerini azalttığına dair tek bir istatistik verin dediğimizde ortaya bir tek istatistik bile koyamıyorlar. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun akıllara zarar bir grafiği var. Bu grafikte sözleşmenin kabul edildiği 2011 yılında 121 kadınımız cinayete kurban giderken bu sayı her yıl artarak 2019 yılında 474 oluyor. Mezkûr platform bu tabloyu “İstanbul Sözleşmesi yaşatır” ve “İstanbul Sözleşmesi şart”  tagları altında sözleşmeyi savunmak adına paylaşıyor. Oysa bu tablo “İstanbul Sözleşmesi öldürür” tagı altında paylaşılmış olsa ortada çelişki olmayacaktı. İnsanların akıllarıyla dalga geçmek işte bu kadar basit! Halkımız bu zevata prim vermemeli daima aklıselime uymalı ve delille konuşanları dinlemeli. Sürekli bağırmak delilsizliğin en büyük göstergesidir.

Devam edeceğiz…

Dua ile…

Daha Fazla

1 Yorum

  • Bahar çetin
    Bahar çetin

    Çok açıklayıcı bir dille anlatmışsınız hocam teşekkürler

    Cevapla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir