Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Salı, Ağustos 11, 2020

İnsan Hakları Karnesi Zayıf Barolar

Çoklu baro adıyla simgeleşen kanun teklifi görüşülüyor. Barolar karşı çıkıyor. Barolar derken aslında üç büyük baro demek gerekiyor İstanbul, Ankara ve İzmir. Diğer baroların tamamı hem bu üç baroya denk bir gücü sahip değiller hem de yeni düzenlemeden sadece bu üç baro etkileniyor.

Özellikle de İstanbul barosu, baroların motor gücünü oluşturuyor.

Sadece barolarda değil her alanda, siyasi partilerde bile İstanbul önemlidir. İstanbul delegelerinin desteklediği taraf daima kazanır. İstanbul her zaman güçlüdür.

Ankara Türkiye’nin siyasi başkentidir, fiili başkent her daim İstanbul’dur.

Görünen o ki, Cumhur İttifakı çoklu baro teklifini meclisten geçirecek. Muhalefet ise AYM’ye hatta AİHM’e götüreceklerini söylüyorlar.

Bunlar işin hukuk/teknik ayağını oluşturuyor.

Ne olacak göreceğiz.

Benim dikkatimi çeken husus barolar adına konuşanların ‘Barolar insan haklarını savunuyor.’ ortak söyleminin inandırıcılıktan uzak olmasıdır. Bunu söylerken sadece duruşmalardaki avukatlık mesleğini kastetmiyorlar; hukuku iktidarlar ihlal ettiği için iktidarlara karşı da insan haklarını savunduklarını söylüyorlar.

Gerekçe doğru. İhlal genellikle iktidarlardan geliyor. Buna karşı da baroların insan haklarını savunması görevidir, öyle olması gerekir.

Buna itirazım yok.

Ancak benim bugüne kadar gördüğüm şu ki barolar bazı insanların haklarını savunuyorlar, tüm insanların haklarını savunmuyorlar/savunmadılar.

En büyük hak ihlali olan darbelere ve teşebbüslerine karşı baroların yürüdüğünü görmedik. Yürümek bir yana itiraz ettiklerini de görmedik.

1960 darbesinde 5 yaşındaydım ama 12 Mart muhtırasında ve sonrasında yaşanan ihlalleri, 12 Eylül öncesi ve sonrası yaşanan ihlalleri biliyorum ve ben hiçbiri baronun itirazını hatırlamıyorum. (15 Temmuz darbe girişimine İstanbul Barosu’nun tepki koyduğunu söylüyorlar. Koydukları tepki gecenin biriydi. O saatte zaten darbenin başarısız olacağı anlaşılmıştı, ben de Arap tv ve radyolarına darbenin başarısız olacağını anlatıyordum!)

Yaşı kırkın üzerinde olanların hatırlayacağı 28 Şubat sürecindeki ihlallere bir bakalım.

Söyler misiniz, milyonlarca oy alan RP, FP ve 21 vakıf kapatılırken insan haklarını savunması gereken barolar neredeydi?

128 diyanet görevlisi işten atılırken, 331 emniyet mensubu hakkında inceleme başlatılırken, 210 vali ve kaymakam hakkında rapor tutulurken barolar neredeydi?

1.635 subay astsubay ordudan atılırken, 3.527 öğretmenin işine son verilirken bu barolar neredeydi?

İşten atılanların özel sektörde bile iş bulmasına engel olunurken bu barolar neredeydi?

1 milyondan fazla memura ceza verilirken barolar neredeydi?

600.000 başörtülü öğrencinin okullarına girmesi engellenirken bugün insan hakları ve hukuk diyen barolar neredeydi?

12 milyon öğrenci katsayı sebebiyle mağdur edilirken baroların bir tepkisini duyan var mı?

1.732 Kuran Kursu kapatılırken , 7.355 yayın toplatılırken barolar neredeydi?

27 Nisan muhtırasında barolardan bir ses çıkmadı.

%49 oyla iktidara gelmiş AK Parti’ye düzmece gerekçeyle kapatma davası açıldığında bu baroların sesi çıkmadı.

Çünkü barolarımız insan hakları konusunda evrensel insan haklarını değil kendi ideolojik takıntılarını esas aldılar. Kendi üyesi avukatların bile başörtüsüyle mesleğini icra etmesini savunmadılar aksine yasağa destek verdiler!

Yani barolar hak ihlalleri karşısında sessiz kaldılar bazen de ihlali desteklediler.

En son Diyanet İşleri Başkanı’nın sapkınlıklar konusunda irad ettiği hutbe bahanesiyle bu ülke insanının dinine alenen hakaret ettiler.

Şimdi çıkmış insan haklarını savunmaktan bahsediyorlar.

Mecliste görüşülen teklifin aslında bu tek taraflı siyasi tutumu renklendirecek bir içeriği var. Sadece üç büyük ilde birkaç baro daha oluşabilecek. Genel yapı değişmeyecek. Ama değil mi ki o yeni barolar farklı sesler çıkaracak işte bu farklılığa da tahammülsüzlük gösteriyorlar.

Bir vatandaş olarak objektif bir şekilde baktığımda üç büyük ilde yeni baroların kurulması ve milletin değerlerine saygı göstermeyen diğerlerine karşı bir alternatif oluşturmasında bir sakınca görmüyorum.

Farklı sesler de duyalım diyorum.

Üç beş farklı baronun kurulması savunmayı nasıl susturuyor onu da anlamış değilim. Anladığım tek şey bal gibi siyaset yapan ve herkesi kendi partisinde görmek isteyen bir baro anlayışı var! Yeni düzenleme ile farklı düşüncedeki avukatlar da baro kurabilecek.

Teknik olarak anayasaya aykırıdır ya da değildir, orası hukukçuların tartışacağı konu. Ama ülkenin ezici çoğunluğunu oluşturan muhafazakâr kesime barolar tarafından yapılan saygısızlığın bir şekilde önüne geçilmesi lazım.

Bu ülkenin kahir ekseriyeti Müslüman’dır ve birileri inanmasa da halkın değerlerine saygı göstermek zorundadır!

En önce de hukuku savunanlar!

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir