Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Pazartesi, Eylül 27, 2021

Haremeyn-5: Hac ve Umre Bir İnanç Turizmi Organizasyonu Değildir

“Günümüzde Kâbe’nin çevresinin, çağın hâkim “dini” olan kapitalizmin şiarları, uluslararası gayrimüslim sermaye tarafından inşa edilen ve işletilen yüzlerce gökdelen hoteller, çok katlı modern binalar ve alışveriş merkezleri ile kuşatılması, şüphesiz cahiliye döneminde Kâbe’yi kuşatan putları hatıra getirmektedir. Üstelik hac ve özellikle umre sayesinde oluşan ekonomik meblâğ, meseleyi bir inanç turizmi ve kazanç kapısı olarak gören uluslararası sermayenin iştahını daha da kabartmaktadır.  Zira yılda bir defa ifa edilen hac ile merkezî sermayenin şehre yaptığı yatırımlar neticesinde arzu ettiği karşılığı alması zordur. Başka bir açıdan bakıldığında, özellikle yılın her vaktinde yapılabilen ve günümüzde çok yönlü olarak teşvik edilen umre ziyaretleriyle söz konusu yatırımların verimi ve devamı temin edilmiş olmaktadır.

İyi düşünüldüğünde kolaylıkla fark edilecektir ki, yukarıda da ifade edildiği üzere, özünde şirk ve zulüm organizasyonuna karşı bir tavrı ihtiva eden umre ve hac ibadetinin, maalesef günümüzdeki uygulamasında bu sistemi tahkim eden bir şekle büründüğünü söylemek yanlış olmayacaktır. Malum olduğu üzere hac ve umre ibadeti aynı zamanda, kefeni hatıra getiren dikişsiz kıyafetiyle, İslâm itikadının bir gereği olarak insanları sahip oldukları maddi varlıklarıyla değil, takvasıyla bir derecelendirmeyi esas alan bir talimdir. Hâlbuki günümüzde kapitalist anlayışın neticesi olarak hac ve umre ibadeti, “VİP” turlara, binlerce dolarlık lüks hotellere, alışveriş merkezlerine varıncaya kadar insanların “sahip olduğu maddi seviyelerine göre” sunulan imkânlar çerçevesinde ifa edilebilmektedir. Daha da vahim olanı da, günümüzde Müslümanların bahsi geçen türden meseleleri, tefrik ve teşhis edecek bir şuur ve basiretten mahrum olarak bu ibadetlerini ifa ediyor olması, bu hususta kendilerine önderlik mevkiinde bulunanların ise bu şuuru hatırlatmaktan ziyade, ibadetin dünyevî hasılasına yoğunlaşmış olmasıdır.” 

“Şu halde günümüzde ifa edildiği şekliyle, umre ve haccın sıhhati konusunda ne söylenebilir veya nasıl bir eylem planı tavsiye edilebilir? Şahsi fikir ve tavırlarımız bir yana, İslâm ümmetinin bir meselesi olarak bu soru, ancak Mekke ve Medine ile hac ve umre konusunda sıhhatli bir İslâmî şuur ve davaya sahip bir Müslüman topluluğun mevcudiyetiyle gündeme gelebilir. Aksi takdirde günümüzde umre ve haccın ifasına karşı topyekûn bir tavrın “eyyamcılığa” dönüşme ihtimali de mevcuttur.

Umre ve hac ibadetine dair böyle bir şuur ile Mekke ve Medine’nin yeniden fethi ve istiklâli davası çerçevesinde, tarih şuurundan haberdar basiretli âlimlerin içtihatlarıyla farklı eylem planları geliştirilebilir. Söz konusu âlimler umre ve haccın varlık gayesine münasip bir şuurla ifası için bir yol haritası ortaya koyabilecekleri gibi, bir müddet haccın veya özellikle umrenin kısıtlanması veya askıya alınması yönünde fetva vermeleri de imkân dâhilindedir. Tarihte bunun misalleri mevcuttur. Meselâ Endülüs Emevi hükümdarları devamlı olarak Hıristiyanlarla cihat halinde oldukları gerekçesiyle kendileri hacca gitmemiş halkın gitmesine de izin vermemişlerdir. Âlimler de cihadın hacdan daha mühim olduğu, böyle zamanlarda altının yurt dışına çıkarılmaması gerektiği yönünde fetva vermişlerdir.[1] Yine yakın zamanda 2020 yılının Mart ayında korona salgını sebebiyle umre ibadeti askıya alınmıştır. Sonuç itibariyle umre ve hele İslâm’ın şartlarından biri olan hac ibadeti hakkında kolayca bir hüküm verilebilmesi zor ve mükellefiyeti ağır bir meseledir. Çağımızda sorumluluk mevkiinde bulunan Müslüman âlimlerin ve kurumların bu meseleye ehemmiyetine mümasil bir ihtimam gösterdiklerini söylemek zordur. Bu bağlamda makalemiz, meselenin ehemmiyetine dikkat çekmeye vesile olabilirse gayesine ulaşmış sayılır.” Not: Trakya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyelerinden Muhammet Altaytaş tarafından kaleme alınan ve Kafkas Üniversitesi ilahiyat fakültesi Dergisi’nin Temmuz 2020 sayısında yayınlanan (https://dergipark.org.tr/tr/pub/kafkasilahiyat/issue/55832) makaleden alıntılarla zenginleştirdiğimiz (Ayasofya’nın Gölgesinde Müslüman Şuuru ve Haremeyn-5) başlıklı seri yazımız bu bölümle son bulmuştur. Beklentimiz odur ki Ayasofya’nın yeniden cami olarak ibadete açılması Müslüman Şuuru’nu hareketlendirir ve yeryüzündeki tüm mescitlerin anası mesabesindeki kıblegahımız Kâbe ve Ravza-i Mutahhara’nın sosyal, siyasal ve itikadi statüsünü yeniden düşünmemize katkı sağlar.


[1] Özaydın, “Hac”, 14: 400.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir