Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Cumartesi, Ağustos 1, 2020

Haremeyn-4: Hac İbadetine Musallat Olan Şeddadi Binalar

“Şehirlerdeki bu dönüşüm elbette günümüzde hac ve umre maksadıyla milyonları aşan ziyaretçi yoğunluğu sebebiyle hâsıl olan bir zaruretle izah edilemez. Eğer Mescid-i Haram ve Mescid-i nebevi hususunda bir iyi niyet ve şuur sahibi olunsaydı, Kâbe ve çevresini, eski Mekke’yi otantik şekliyle koruma altına alıp bu hoteller, alış veriş merkezleri ve diğer ticari alanlar, meselâ çağımızın imkânlarıyla, toplu taşıma ile 10-15 dakikalık bir mesafeye inşa edilebilir böylece hem Kâbe’ye gösterilmesi gerek asgari hürmete riayet edilmiş hem kutsal mekânlar ve tarihî doku korunmuş olur hem de hac ve umre ibadeti için çok daha geniş mekân ve imkânlar oluşturulabilirdi. Bunu düşünmek için iyi niyet ve şuur kâfi olup, ayrıca derin bir kültür ve şehircilik birikimi veya mimarî ve estetik tecrübe gibi ilâve marifete de gerek yoktu. Zira Mekke gibi Müslümanlar açısından dünyanın en mübarek ve en kutsal mekânı bir yana, hemen her yerde kutsal, hatta tarihî ve otantik değeri olan sıradan şehirlerde bile uygulanan yöntem budur. Öyle görünüyor ki Mekke ve Medine’nin bugünkü durumu, bahsi geçen şuursuzluğa ilaveten, ancak bu mübarek şehirlere yönelik kasıtlı bir siyaset ve proje ile izah edilebilir.” 

“1916’da Mekke’den, 1918’de de Medine’den ayrılmak zorunda kalan Türkler’in Anadolu’ya çekilmeleriyle aslında hicri 8. yılda Müslümanlar tarafından fethedilen Mekke ve Medine, hem Müslümanların çoğunluğunun paylaştığı sahih itikadî anlayış, hem siyasî, ekonomik hem de mimarî ve kültürel olarak Müslümanların sözünün geçtiği, hakîm olduğu yer olmaktan çıkmıştır.”

“Vehhâbî Selefî Suudîler şirk olduğu gerekçesiyle tahrip ettikleri ve yağmaladıkları Müslüman mirasının yerine, günümüzde bütünüyle modern kültürün şiarlarını ikame etmişler, Mekke ve Medine’yi âdeta modern bir Amerikan şehrine dönüştürmüşlerdir. Mevlid-i şerîfi şirk sayan Vehhâbîlerin torunları bugün cadı kılığına girerek Halloweeni (Cadılar Bayramı) kutlamaktan çekinmez hale gelmiştir.” 

 “Modern çağda intikam alırcasına Müslümanların tarihî mirasına, bilhassa Osmanlı/Türk düşmanlığına ayarlanan Kaide, Deaş, Şebâb gibi Selefî meşrep radikal örgütler gittikleri her yerde, Mekke’de, Medine’de, Irak’ta, Suriye’de, sahabe-i kiramın, âlimlerin, sûfîlerin mezarlarını ve türbelerini, özetle İslâm vatanının tarihî mirasını ve ruhunu hedef alması dikkate değerdir. Benzer şekilde Osmanlı bakiyesi Müslüman coğrafyada kurulan onlarca irili ufaklı devletin, kâhir ekseriyetinin ve Şiâ’nın aynı şekilde siyasî olarak, hâkim dünya sistemi tarafından kendilerine biçilen rol çerçevesinde, Osmanlı/Türkiye karşıtlığına ayarlanmış olması da ayrıca dikkatlerden kaçırılmaması gereken bir husustur. Bu sebeple agâh olunduğunda modern çağda Mekke ve Medine’nin tarihî kaderiyle Türkiye’nin ve Türk milletinin kaderi arasındaki yakın irtibat fark edilecektir. Öyle ki Mekke, Medine hatta Kudüs’ün yeniden istiklâl imkânı ve umudu milletimizin aslî hüviyetine kavuşmasına ve tarihî rolünü layıkıyla sahiplenmesine bağlı görünmektedir. Bu tefrikin imkân ve potansiyeline sahip ve kaderin kendisine biçtiği tarihî role varis olan milletimizin, hac ve umre ibadetini gaflet içinde eda etme lüksü bulunmamaktadır.” 

“Dinî, tarihî ve otantik değeri bu derece yüksek olduğu halde dünyada bu kadar tahrip ve tahrif edilen başka bir kutsal mekân veya kültür misali göstermek imkânsızdır. Meselâ günümüzde Müslümanlar açısından Kudüs’ten daha kutsal olan Mekke ve Medine şehirleri maalesef, uğradıkları tahribat ve tahrifat bakımından Kudüs şehrinden çok daha mustarip durumdadır. Buna rağmen Müslümanların Kudüs meselesinin çok azı kadar bile Mekke ve Medine hakkında bir endişe taşımamaları yine yukarıda işaret ettiğimiz şuur bunalımıyla irtibatlı olsa gerektir. Öte yandan Mekke ve Medine’nin, üstelik kasten, bunca tahrip edilmesine rağmen Kudüs şehrinin tarihi ve mimarî yapısının ısrarla korunduğuna şahit oluyoruz. Bunu fark etmek için bu şehirlerin fotoğraflarına bakmak dahi kâfidir. Açıktır ki çelişki gibi görünen bu durumun sebebi, Mekke ve Medine’de sadece Müslümanların tarihî ve kültürel mirasının bulunmasına karşı, Kudüs’te Yahudi ve Hıristiyanların da tarihî mirasları bulunmasıyla alakalıdır. Zira asırlarca uzak kalmalarına rağmen Yahudiler, Kudüs konusundaki davalarını ısrarla sürdürmüşler, 1918 yılında Osmanlı’nın himayesinden mahrum bırakılan Kudüs’ün geleceğine dair ısrarlı davaları ile birlikte, şehrin tarihî yapısını da ısrarla korumuşlardır.” Not: Bu yazı, Trakya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyelerinden Muhammet Altaytaş tarafından kaleme alınan ve Kafkas Üniversitesi ilahiyat fakültesi Dergisi’nin Temmuz sayısında yayınlanan (https://dergipark.org.tr/tr/pub/kafkasilahiyat/issue/55832) makalesinden iktibas ettiğimiz ‘Ayasofya’nın Gölgesinde Müslüman Şuuru ve Haremeyn’ başlıklı yazı dizimizin dördüncü bölümüdür.

Devam Edecek…

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir