Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Cuma, Ağustos 7, 2020

Güneşe Yazı Yazmak

Güneşe yazı yazmak zordur, güçtür, kimilerine göre imkânsızdır, kimilerine göre ise ütopyadır. Güneşe yazı yazarken alınacak yol çetindir. Bu yolda çeşit çeşit zorluklar, dağlardan daha büyük engeller, aşılması imkânsız duvarlar, mücadele edilemeyecek kadar insanların taassubu ve cehaleti çıkar karşımıza. Güneşe yazı yazmak, saydığımız tüm bu olumsuzluklara rağmen uzun ve inişli çıkışlı yolda ilerlemektir. Anlayacağınız öyle kolayca olacak bir iş değil, güneşe yazı yazmak. Önce hayal gerekir bu yola çıkmak için. Sonra, yola devran olunca da azim, karalılık ve cesaret lazım.
Güneşe yazı yazmak, imkânsızı, zoru başararak bir eser meydana getirmektir. İnsanlığa faydalı olup ta kıyamete kadar devam edecek bir yapıt ve iz bırakabilmektir. Bu yapıtlar; bir icat, bir fikir, açılan bir çığır, peşinden gidilen bir yol ve adını tarihe yazdıracak bir zafer olabilir. İşte bunlar için önce geniş ve ufku yüksek hayal gücü ister. Bu hayal başkalarına ne kadar olmayacak duaya âmin demek ve ütopya gibi görünse de yılmayacak, direnecek, didinecek ve çaba sarf edecek. Bütün engelleri tek tek aşacak, yolu üzerindeki tikenler ayaklarına batsa da aldırmayacak hedefine adım adım, gerekirse sürünerek ulaşacak.
Niçin güneşe yazı yazmak? Güneş, varlığıyla insanlığa enerji, ışık, ısı ve hayat verir. Güneşin enerjisini taşıyan ışınlar milyonlarca kilometre uzaklıktan dünyamıza ulaşıyorlar. Bu yolcuk esnasında bir çok hengâmeden zor şartlar altında ilerlerler. Binlerce yıldız ve gezegenler arasından geçerler. En başta uzayın sonsuz karanlığına meydan okuyup o karanlığı delerek yok olmadan dünyamıza ulaşırlar ve bizlere ışık, enerji ve hayat olurlar. Dünya ve insanlık tarihi başladı başlayalı güneş, ışınlarını hiç kesmedi. Daima dünyayı aydınlattı. Aydınlattıkça gönüller aydınlandı, düşünce ufukları açıldı ve insanlık medeniyeti ilim, irfan ve teknolojik ilerlemeler gerçekleşerek bu günümüze gelindi.
Evet, güneşe yazı yazmak, zor bir o kadar zahmetli ve inişli çıkışlı bir yoldur, yolculuktur. Bu yolculuğa çıkmak ve sonunda güneşe yazı yazmak için her şeyden önce hayal gelir demiştik. Evet, tüm ezberleri bozacak, tabuları yıkacak, kuralları alt üst edecek, alışılagelen fikirleri, adet ve görenekleri değiştirecek sağlam bir hayal gücüne sahip olmalıyız. Yani sıradanlaşmışlıkları aşıp yeni bir şeyler üretecek, bilime, topluma ve insanlığa faydalı olacak bir eser meydana getirecek bir hayal gücüne sahip olmak. Atalarımız ‘‘Başlamak bitirmenin yarısıdır.’’ Demişler. İşte, güneşe yazı yazmak için böyle bir hayal gücü ile başlarsak ve azim, gayret, sebat ve cesaret ile yol alırsak güneşe yazı yazmayı başarabiliriz.
Önce hayal eder, güneşe yazı yazan. Sonra işe koyulur, hayalin peşinden gider. Hayalini gerçekleştirmek için tam bir fedakârlıkla, ruhuyla ve canıyla yönelir. Karşısına bin bir zorluklar, engeller, zahmetler çıkar. Kurduğu hayal kimilerine göre saçmadır, kimilerine göre ütopyadır, kimilerine göre gerçekleşmesi imkânsızdır, kimilerine göre ise sadece bir ham bir hayaldir. Bu sebeple ilk önce en yakınları, akrabaları, dostları ve hatta ailesi karşı çıkacak. Onu bu girdiği yoldan döndürmek için uğraşacaklar, engeller ortaya çıkaracaklar, çalışmalarına destek olmayacaklar bazen de sabote edecekler. Yine en başta akrabaları ve çevresindeki insanlar onunla alay edecekler, boş maceraperest, deli, aklını bozmuş vs. diyecekler. Bazen işleri tam istediği gibi gitmeyecek, aksilikler çıkacak. Bu, karşısındaki insanlar için gün doğmasına sebep olacak ve daha da alaylarını ve engelllemelerini arttıracak. Fakat güneş ışınları, uzayın karanlıklarında binlerce gezegen ve yıldızın arasından hiç enerjisini yitirmeden uzun bir yolculuktan sonra dünyamıza ulaştığı gibi en sonunda güneşe yazı yazan hayaline ulaşmayı başaracak.
Tarih güneşe yazı yazanların yani imkânsızları başaran, insanlığa bir eser bırakanların hikâyesiyle dolu. Nice bilim adamları varını yoğunu katarak çalışmış, çabalamış, gayret etmiş ve neticeye hâsıl olmuş. Macellan, dünyanın yuvarlak olduğunu iddia etmiş. Bunun için de gemiyle dünyanın etrafını dolaşarak dünyanın yuvarlak olduğunu ispat etmek istemiş. Fakat herkes karşı çıkmış. Yılmamış, didinmiş ve dünyayı dolaşarak görüşünü ispatlamış. Edison bütün alaylara karşı bininci deneyinde ampülü buluyor. Galileo yaptığı ilmi çalışmaları sebebiyle çevresi deli demiş. Dünya dönüyor demiş, hapse atıldı ve hapisteyken ölüyor. Daha una benzer nicelerini sayabiliriz.
Tabi başta peygamberimiz olmak üzere tüm peygamberleri de güneşe yazı yazanların, hatta en başta gelenler arasında kabul etmemiz gerekir. Zira Peygamberimiz ve peygamberler, Allah’tan aldıkları emr-i ilahiyi insanlara ilk tebliğ ettiklerinde tek başınaydılar. Peygamber olarak gönderildikleri toplum, doğru yoldan sapıtmış, ahlaktan yoksun, hak-hukuk tanımayan ve laftan anlamayan cahil insanlardan oluşuyordu. Bu insanlara bulundukları inancın tam tersi olan tek Allah’a inanmayı kabul ettirmek, kalplerine sindirmek, deveyi hendekten atlatmaktan bin kat daha zordu hatta imkânsızdı. Fakat peygamberimiz ve peygamberler tevhit bayrağını ve nübüvvet sancağını açarak dalgalandırıp göklere kaldırdılar ve hiç indirmediler. Gölgesi altına yavaş yavaş binleri aldılar. Böylece kıyamete kadar sürecek kutlu İslam dini gönülleri aydınlatmaya devam edecek. Ve peygamberler böylelikle güneşe yazı yazanların en ön saflarında yer aldılar.
Peygamberlerin arkasından İslam âlimlerini de güneşe yazı yazanlardan saymamız gerekir. Zira şu anki medeniyet ve teknolojinin böylesine devasa boyutta ilerlemesini onlara borçludur. İlk ilmi çalışmalar, deneyler ve icatlar İslam âlimleri tarafından yapılmış, temelleri atılmış. Avrupalılar da onlardan alarak ilerletip günümüze ulaştırmışlar.
İslam âlimleri, bu zor ve çetin yola çıktıklarında bir engelle karşılaşmamışlar. Tam aksine teşvik edilmişler ve karşılarına çıkan maniler de ortadan kaldırılmış. Halk, onlara rağbet ederek her türlü maddi ve manevi desteği göstermişlerdir. Bu, ‘‘Ya öğreten, ya öğrenen, ya dinleyen, ya da ilmi seven ol. Fakat sakın beşincisi olma; bunların dışında kalırsan helak olursun’’ hadis-i şerifte belirtilen dinimizin ilme ve öğrenmeye verdiği önemden olsa gerekir. İlim adamı olamasak da âlimin yanında olalım, ona destek olalım, helak olanlardan olmayalım diyerek âlimlere ve yaptığı ilmi çalışmalara, halk hep destek olmuşlardır.
İslam tarihinde nadir olarak bazı âlimler biraz siyasi kaygılardan, biraz da çekememezliklerden dolayı ya sürgün edilmişler ya da hapse atılmışlar. Fakat ilmi çalışmalarına engel olmamışlar. Bunlara İmam-ı Azam Ebu Hanife, Niyaz-i Mısri, İmam-ı Rabbani, Mevdudi, Süleyman Hilmi Tunahan, Said Nursi ve Necip Fazıl Kısakürekleri örnek verebiliriz.
Günümüz medeniyeti ve teknolojik gelişmeler başta peygamberlere ve onun arkasından giden İslam âlimlerin yaktığı ilim meşalesine borçludur. Peygamberler ve İslam âlimleri dünyadan vazgeçmişler, gerekirse yardan serden geçmişler. İlim uğruna yaşadıkları toplumu karşılarına almışlar. Ve güneşe yazı yazmışlar. Peki, neden İslam âlimleri böylesine fedakârane çalışmalarının sebebi nedir?
Bu sorunun cevabını indirilen ilk emir ve ilk ayetinde aşikâr bir şekilde görürüz. Oku, olan ilk emir biz Müslümanları ilme teşvik eder. Tüm dünya zevklerini, mallarını ayaklar altına alarak yokluk içinde bin bir zahmetle yaşadıkları bu dünya hayatında, isteseler çok rahat zengin bir hayat yaşayabilirlerdi. Fakat dünyayı elinin tersiyle itmişler. Ömürlerini tamamen ilme adamışlar. Bunun sebebini Kehf suresinin 46. ayeti ‘’Mallar ve evlatlar, dünya hayatının süsüdür. Baki kalacak salih ameller ise, Rabbinin katında sevap olarak ümit olarak da daha hayırlıdır.’’ ve Ankebut suresinin 64. ayeti ‘’ (Oysa onların tek gerçek kabul ettikleri) Bu dünya hayatı hakikatte sadece oyun ve eğlenceden ibarettir; ahiret yurduna gelince işte asıl hayat odur; keşke bunu bilselerdi.’’ İfadelerindeki dünyanın gelip geçiciliğinin anlatılması, en bariz şekilde açıklar. İslam âlimleri bu sebeple hep öbür dünya dediğimiz ahirete, cennete yatırım yapmak istemişler ve onun uğrunda çalışmışlar.
Madem bizleri ilme, medeniyete ve insanlığa teşvik eden bir dinimiz, rehber olarak alacağımız Peygamberimiz(SAS), yolumuza ışık tutan bir kitabımız ve onların açtığı yolda yürüyen âlimlerimiz var. Öyleyse biz de o yola çıkalım ve her ne olursa olsun, hangi şartlar oluşursa oluşsun güneşe yazı yazalım. Adımızı kıyamete kadar sürdürelim ve gerçek dünya hayatı olan ahirette cennete girelim .
Ha ne deşiniz? Bunu başarabilir miyiz? Bunun sevabını size bırakıyorum.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir