Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Pazar, Ağustos 2, 2020

Bir Yılda 22 Kere Çay Hasadı

İBRETLİK YAZI….
İki ay önce Doğu Afrika ülkelerinden dört ülkeye, bir hayır gezisi fırsatı bulmuştum…

Bu ülkeleri tanıyınca duygu ve düşüncelerim allak bullak oldu; şaşırdım; sarsıldım…

Dünyanın en güzel, en verimli, en zengin topraklarında, insanların nasıl bir fakirlik ve yoksulluk yaşamaya mahkum kılındığını, bu sömürü sistemini nasıl kurup yürüttüklerini öğrenmek beni sarstı; derinden yaraladı.

Görüp öğrendiklerimi yazmak istedim; bir türlü elim varıp başlayamadım…

Ben Trabzon/Of’un çay üretilen bir köyündenim. Çay bitkisi yılda 3 defa ürün veriyor. Nadirattan 4. defa ürün verdiği yıllar da olur. Toplayıp satıyoruz…
Üç hasatlı bu ürün, arazisi çok az ve kıt olan bu bölgede, fakirlik bırakmadı…

Etyopya, Uganda ve Kenya’nın çay olan bölgelerinde, çay bitkisinden yılda 8-10 defa, Tanzanya’da ise 22 defa ürün alınabiliyor. İlk duyduğumda tercüman yanlış aktarıyor zannetmiştim. 2 mi 22 mi diye üç defa tekrarlayıp sordum. İngilizce’den tercüme edene güvenmeyip Arapça bilene sordum. Evet çay yılda 22 defa ürün veriyormuş Tanzanya’da…
Çayın 22 defa kesilebildiği bir bölgede fakirlik nasıl olur..? Sorup öğrenince hayretten küçük dilimi yutacak gibi oldum…
Aman Allah’ım bu çağda böyle bir sömürü, böyle bir zulüm nasıl olabilir..?

Bizim bunu öğrenip bilmememiz, dünya zalimlerinin yüzüne çarpmamamız, duyurmamamız anlaşılabilir, kabül edilebilir mi..?

Anlatmaya kalksam mesaj kapsamına sığmaz; eksik ve yetersiz olur; fırsat bulsam da avazım çıktığı kadar bağırarak, yüksek bir sesle dünyaya duyurabilsem…?
Mübalağa zannedip inanılmaz diye endişede etmiyor değilim…?

Uganda’nın merhum devlet başkanı ile ilgili, bir arkadaşımızın fiilen yaşadığı bir hatırayı aktarmakla yetineyim şimdilik…

[ Dünyayı kana bulayan emperyalist dünyanın,her işine gelmeyen Ülke liderlerini Diktatör yaftasıyla alaşağı etme alışkanlıklarına bir yenisini ekleyip, yamyam yaftasıyla iktidardan ettikleri Uganda eski devlet başkanı merhum İdi Amin hakkında bir hatıra:

Mekke-i Mükerreme Ummul-Kura Üniversitesi mezunu, halen Avustralya’da yaşayan eğitimci arkadaşımız Ahmet Bozlar hoca anlatıyor:

1980’li yılların başları… Cidde’de büyük bir otelde yapılan Türkiye’yi tanıtma haftası toplantılarından birine katıldık. Aynı şirkette çalıştığımız, inancı zayıf olan, hatta olmayan bir Türk mühendis de bizimle beraberdi.

Bana:

“- Hocaefendi, şu adam İdi Amin değil mi?” diye sordu.

O tarafa baktığımda: “Ona benziyor, amma bilmem” dedim.

Mühendisin ısrarı üzerine masasına gittik.

Ve arkadaşım: “Siz İdi Amin misiniz?” diye sordu.

O da: “Bir Türk kahvesi ısmarlamazsanız konuşmam” deyince sıcak bir hava oluştu.

Oturduk yanına. Tam o esnada bizim mühendis bey bombayı patlattı:

“Siz ülkenizdeyken neden insan kanı içiyordunuz?” deyiverdi.

İdi Amin gayet sakin bir şekilde:

“Orada Türk kahvesi yoktu da onun için” dedi.

Bizim mühendis bey ukalalığına devam eder mahiyette güldü. İdi Amin, mühendisi omuzundan eliyle bastırarak sandalyeye oturttu.

Ve:

“Siz Türkler 1974’de Kıbrıs’ta çocukları, ihtiyar kadınları, neden dozerlerle çukurlar açarak canlı canlı gömdünüz?” diye sordu.

Mühendis bey celallenerek:

“Hayır biz öyle bir şey yapmadık. Onu Rumlar yapmıştı..“ deyince o aslan yapılı İdi Amin kükrercesine:

“Sen bana insan kanı içiyordun dedin. Bir insana yapılabilecek en ağır hakareti yaptın, ben kızmadım. Sana ne oluyor şimdi?” diye çok sert bir üslup ve bakışla dakikalarca sayın mühendis beye baktı.

Ve ekledi:

“Baby (çocuk), benim ülkem kuş cennetidir. Ben halkımla hep iç içe yaşadım.
Beni ziyarete gelenler bana kuş eti veya kuşu canlı getirirlerdi. Kabul ettiğim tek hediye buydu.”

Aynı o sert bakış ve sesle:

“Ben o kuşların bile kanını içmedim” dedi.

Aniden yumuşak bir üslupla:

“Ben gelmeden önce Uganda’da Müslümanlar köle ve hizmetçi idi. Resmi iş alamazlardı. Ben bunların resmi işlerdeki oranını yüzde 80’e çıkarttım. İngiliz ve batı bunu asla kabullenemedi. Daima aleyhte haberler üretti masa başından.

Bilin ki benim ülkemden çıkan her haber; önce Londra’ya gider, orada şekillenir ve oradan size gelirdi. Sizinle ilgili haberler de önce İsrail’e, oradan İsviçre’ye gider; orada istenen şekle konur, sonra bize gelirdi… Ve bu, halen öyledir” dedi.

Ve: “Hadi bir Türk kahvesi daha..” diyerek sustu.
Kendisinden özür diledik..

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir