Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Cuma, Kasım 27, 2020

Bariz Olamadan Maruz Kalan Müslümanın Halleri

  1. Müslüman daha yoksulu yetimi maruzu mazlumu koruyup kollamadan dünyevileşip kapitalistleşti ve “yoksulu, yetimi mazlumu sevmedi hiç. Müslüman, inandığı “din” yerine içine “düştüğü” durumu sevdi. Giden, başlatan, el uzatan ve suskunlar adına konuşan olması gerekirken onları uzak diyarların insanı hatta uzak diyarların keşfedilmemiş veya ulaşılamamış evrenlerin mensubu gördü. Tıpkı fethi kendi dünyası, kendi diyarı olarak anlayan Yüce Nebi’den (sav) farklı anlamamız gibi cihat ruhu ile fethi birbirine tam bağlayamadı. Bu da doğal olarak İslamımızın bize gelmesini kapımıza gelmesini, sokaklarımızda gezinmesini hatta onun bizimle temas etmesini istiyoruz.
  2. Müslümanın hiç salih amelleriyle işlememiş zihin dünyası da düşünsel hallerini ortada bırakıyor. Yüzlerce kez düşünmekten ve düşünmenin formlarından bahseden Yüce bir kitabın aksine davranıyoruz. Düşünmenin tek bir formuna yoğunlaşıp onu endişeye çeviren Müslüman bilmeli ki, Kur’an’da zikrederek düşünme tezekkür iken, fikrederek düşünme tefekkür, bir emel peşindeki düşünce teemmül, endişeli ve tedbirli düşünmenin adı tedebbür idi. Müslümanın olmamış hallerinden biri de aydınlanmayı, evrensel düşünce çağını, düşünmeyi tenkitsel parçalamayı düşünen ve safhalaştıranlardan çok ama çok ileride bir düşünme melekesi olması gerekliliğiydi.
  3. Cüzi iradesini İlahi iradenin ve ilahi Kaderiyle buluşturamayan Müslümanın olmamış halleri bize gösterdi ki Rabbinin statik görülen dinamik eylemleriyle zengini yoksullukla, çok oğulluyu ebter kalmakla sınayacabileceğini belirten Kitabının aksine ve hiç düzelmemiş bir bakışla yoksulluğu felaket veya uğursuzluk anladı.
  4. Müslümanın olmamış zaman anlayışı metafizik için kıyameti bekledi. Eceli mikro planda bir ümmetin ortadan kalkış anı mikro planda emanetin Gerçek Sahibine teslimi olarak anlaması gereken Müslüman, tıpkı bir mesih veya mehdi bekler gibi metafiziği son günlere atarak başka bir dünyayı kurmayı isteyen kurtarıcılar beklemeye başladı. Dahası asrı insanı statik açıdan hüsrana götüren bir devinim bilen, ameli salihler işleyip Hakkı birbirine mutlaka tavsiye edenlerin zaman anlayışında hiçbir zaman olamadı. Tam tersine, zamanı çağlara bölüp tüketenlerle katıştı kaybolup gitti.
  5. En korkucu da her devirde kendini yenileyen peygamberlere ait şeriatlarla dinamik, metafizik fenomenleriyle din ile statik kalmayı ona öğütleyen Kur’an’ın aksine her konuda -özellikle din, teknoloji, ticaret, sanat, estetik, mimari de – anlama, anlamlandırma, düşünme ve eylem durumlarında hep eskiye tabi olmayı, başkasına takılmayı, köksüz olmayı, amaçsız olmayı durum olarak benimsedi.
Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir