Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Perşembe, Aralık 3, 2020

Ayasofya’nın Gölgesinde Müslüman Şuuru ve Haremeyn-2: Hicaz En İstikrarlı Dönemini Osmanlı Hakimiyetindeyken Yaşadı

Trakya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi hocalarından Doç. Dr. Muhammet Altaytaş’ın Kafkas Üniversitesi ilahiyat fakültesi Dergisi’nin Temmuz 2020 tarihli sayısında yayınlanan (https://dergipark.org.tr/tr/pub/kafkasilahiyat/issue/55832) makalesinden alıntılarımıza ikinci bölümle devam ediyoruz:

Yavuz Sultan Selim’in Zilhicce 922’de (Ocak 1517) Mısır’ı fethinden sonra Türkler’in Selçuklular’la başlayan Mekke üzerindeki hâmilik dönemi artık Osmanlı Devleti’nin bilfiil hâkimiyetiyle tamamlandı.  Bundan böyle hutbeler “Hâdimu’l-Harameyn” sıfatını alan Yavuz Sultan Selim adına okunmaya başlandı. Osmanlı-Safevi mücadelesinin bazı yansımaları dışında, Vehhâbîler’in ortaya çıkışına kadar Mekke ve Medine, Osmanlı hâkimiyetinde tarihindeki en istikrarlı, huzurlu ve mamur dönemini yaşadı.” 

“Birinci Dünya savaşında itilaf devletleri Mekke’nin Osmanlı’dan alınıp Arap yönetimine verilmesi konusunda anlaştı. Akabinde Şerîf Hüseyin ayaklanarak 3 Kasım 1916’da başşehri Mekke olan “Hicaz Haşimî Kırallığı”nı kurdu.[1] Kendisini Arap ülkelerinin kralı ilan etti. Böylece Şerîf Hüseyin ile İngilizler’in işbirliği neticesinde, Mekke’de 400 yıl bilfiil devam eden Osmanlı hâkimiyetine son verilmiş oldu.”

“Mekke, Abdülazîz b. Suud’un 16 Ekim 1924 yılında ele geçirmesine kadar Hicaz Haşimî Krallığı’nda kaldı. Haşimilerden alınan Mekke, 1932’de ilan edilen Suudi Arabistan Krallığı’nın önemli şehirlerinden biri haline geldi. Nihayetinde Kıbrıs’a giderek İngilizler’e sığınan Şerîf Hüseyin, her ne kadar İngilizler’le pazarlığında yüz bin civarında kuvvet toplayacağı sözünü vermişse de, ancak 4-5 bin silahlı güç toplayabilmişti. Yani Müslüman Arap halkının onun hareketine desteği oldukça sınırlı kalmış, fakat şahsi hırsıyla yürüttüğü siyasî faaliyetler İngilizler’in, bölgeyi Osmanlı’dan koparma hedeflerini gerçekleştirmesine önemli katkılar sağlamıştır.”  

“Medine’yi müdafaa gayretleri bütün şiddetiyle devam ederken Mondros Mütârekesi’nin 16. maddesi gereğince 30 Ekim 1918 tarihinde İstanbul’dan gelen ve Medine’den çekilmeyi âmir emre rağmen Fahreddin Paşa, Medine’yi İngilizler’e teslim etmedi. Bütün imkânsızlıklara rağmen, askeriyle birlikte büyük fedakârlıkla şehri müdafaa etmeye gayret etti. Hz. Peygamber’in kabr-i şerîfinin bulunduğu, Medine-i Münevvere’nin müdafaasında, iman şuuruyla gösterdiği yüksek fedakârlık ve kahramanlık sebebiyle Türk askeri, ilk defa “Mehmetçik” unvanı ile anılmaya başlandı. Fahreddin paşa şehrin İngilizlere teslimine antlaşmadan ancak 72 gün sonra, 10 Ocak 1919’da ikna edilebildi. Üç gün sonra da İngilizler görünürde şehri, işbirlikçileri Şerîf Hüseyin’e devretti. Fahreddin Paşa herhangi bir yağmaya ve İngilizler’in eline geçmesine mani olmak üzere mukaddes emanetleri İstanbul’a nakletmeyi başardı. Daha sonra Medine, 5 Aralık 1925’te Suudîler’in eline geçti.”    

“Öyle anlaşılıyor ki, her ne kadar kendisini Hanbelî Mezhebiyle veya tarihteki bazı selef ulemasıyla irtibatlandırsa da Vehhâbîliği, genel olarak tasvir etmeye çalıştığımız siyasî ve itikadî anlayış ve tavrıyla Ehl-i Sünnetin sınırlarını ihlâl etmiş, bid’at ve dalâlete kapı aralamış, hatta yer yer yeni bir dinî hareket özelliği gösteren bir anlayış olarak değerlendirmek mümkün görünmektedir. “

“Suudi Arabistan Vehhâbî bir devlet olarak kurulmuş ise de, siyasî olarak kendini dar mezhepçi politikalardan, Kral Faysal döneminde olduğu gibi, Pan-İslamist politikalara kadar geniş bir yelpazede, zaman zaman dönüştürerek konumlandırmıştır. Ekseninde hâkim dünya sisteminin, Müslümanları İslâm’a karşı kullanma siyasetinin bulunduğu bu dönüşüm, hali hazırda da devam etmektedir. En son Haziran 2017’de Veliaht Prens Muhammed b. Nayif’in yerine atanan Muhammed b. Selmân’ın, yine böyle bir dönüşümün aktörü olarak göreve getirildiği aşikârdır. Bütün bu dönüşüm ve değişimlere, zaman zaman Vehhâbîlik ile arasına mesafe koyan söylemlere rağmen, kuruluşundan bu yana olduğu gibi günümüzde de birbirinden farklı formları bulunan en genel manada Selefîlik, Suud Kırallığı’nın resmî ideolojisi olmuştur.”

@umradil


[1] Küçükaşcı, “Mekke”, 28:565.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir