Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Cuma, Temmuz 31, 2020

Ali Köse Kimdir?

Son günlerde ‘Bir FETÖ gitti bin FETÖ geliyor’ sözüyle ne demek istediği kasıtlı ya da anlaşılamayarak farklı yönlere çekilen Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Köse kimdir? Herkesin sorduğu bu soruyu Köse’yi yakından tanıyan bir akademisyen arkadaşı cevaplandırdı. İlgiyle okuyacağınızı düşünüyoruz.

Duydum ki Ali Köse hakkında bir gündem oluşmuş. Kendisi benim hem hocam hem dekanım hem de meslektaşımdır. Onu tanımıyorsanız, sosyal medya kirliliğinin azizliğine uğramayın derim. Tanımak isterseniz, bir de benim gözümden bakın.

Ali Köse Kimdir? Şahsen Tanımıyorsanız Bu Yazıyı Okuyun

15 yıllık akademisyenlik hayatımda pek çok hoca, amir, memur gördüm ama Ali Köse gibi birini hiç görmedim. Ezbere kurduğum bir cümle değil, siz de ezbere okumayın, satırlara devam edin.

2006-2013 yılları arasında Konya ilahiyatta araştırma görevlisi olarak çalıştım. Tüm din psikolojisi yüksek lisans öğrencileri gibi ben de Ali Hoca’nın kitaplarını okuyarak bu alana adım attım. 2008 yılında yüksek lisans tezimin sonlarına doğru İSAM’da araştırma yapmak için iki haftalığına İstanbul’a gelmek istediğimde Ali Hoca herkese olduğu gibi bana da çok yardımcı oldu. 2009 yılında yine Konya’da doktoraya başladım ve ikinci dönem resmi olarak Ali Hoca’nın dersini seçtim. Böylece ders dönemi boyunca iki haftada bir Konya’dan İstanbul’a gelerek hocanın derslerini dinledim. İstanbul’a geldiğim gün, hocanın Din Psikolojisi doktora dersi dışındaki derslerini de gönüllü olarak takip ettim. 2013 yılında Marmara İlahiyata atanmak nasip oldu. O günden beri Ali Hoca ile birlikte çalışıyorum. Nelere mi şahit oldum?

Hocanın yeni dekan olduğu yıllardı, ben henüz Konya’da çalışıyordum. Hayırlı olsun diye odasına gittiğimde birkaç hoca ve fakülte sekreteri oradaydı. Eski cami binasının yıkılıp yenisinin yapılması sırasında geçici öğrenci mescidi açılmıştı. Ali Hoca oradaki seccadelerin iyi olmadığını, oraya halı döşetmek gerektiğini söylüyor, fakülte sekreteri Fahrettin Hoca da bir tanıdığından hayır parası alarak o işi çoktan hallettiğini söylüyordu. Ali Hoca, bir öğrencinin kendisine facebooktan mesaj attığını ve sınıfta üşüdüğünü söylüyor ve fakülte sekreterinden sınıfı kontrol etmesini istiyordu. Fahrettin Hoca ise sınıfa gidip bizzat kontrol ettiğini, öğrencilerle de konuştuğunu ve işi çözdüğünü söylüyordu. Gözümün önünde bir dekan ve fakülte sekreteri öğrenciler için çalışıyor, dahası maddi imkanlar bulmak için çabalıyordu. Gözlerime inanamamıştım.

Sonra Allah nasip etti Marmara İlahiyata atandım. Ali Hoca’nın odasında her seferinde daha ilginç olaylara şahit oldum. Hocalar hatta öğrenciler için dekan odası, geçerken uğradıkları bir abi odası gibiydi. Odasına giren her öğrenciye nerede kaldığını, İstanbul şartlarında nasıl geçindiğini, evinin kirasını vs. sorardı. Cevaplar ile hesap yapar, öğrencinin maddi olarak desteklenmesi gerektiğine inanırsa ona bir şekilde bunu sağlamanın yolunu bulurdu. Hatta bir gün bir öğrenciye bunları sorduğuna şöyle şahit oldum. Bir belge imzalatmak için bir öğrenci gelmişti. Hoca da her zamanki gibi kim olduğunu ve diğer soruları sordu. Hocanın sorusu üzerine öğrenci evde kaldığını söyleyince hemen kirasını sordu. Kirayı ödeyebildiklerini duyunca evde eksik bir şeyler var mı diye sordu. Eşyaların da olduğunu öğrenince “kırık, bozuk eşya filan yok değil mi” dedi. Öğrenci, buzdolabının çok eski olduğunu ve artık soğutmadığını, tamircinin de yapamadığını söyledi. Öğrenci odada çıkarken şaşkındı. Çünkü hem belgesinde talep ettiği imzası hem de evinde talep etmediği halde gelen yeni buzdolabı vardı. Bunun gibi daha pek çok örnek anlatabilirim. Ancak şu oldukça ilginç ve muzipçe olanı ile yetineyim:

Göreve yeni başladığımda öğrenciler beni henüz tanımıyordu. Böylece aralarına giriyor, kantinde bahçede onlarla sohbet ediyordum. Bir gün öğrenci lavabosuna gittim ve sabun kalmadığını fark ettim. Oradaki iki öğrenciye laf atarak “öğrenci lavabosu olduğu için buraya sabun koymamışlar. Hocalar kısmında kesin vardır” diyerek fakülte yönetimini eleştirdim. Beni de öğrenci sanan öğrenciler bana kızmaya başladılar. Sen bizim dekanımızı tanımıyor musun, o öğrenci hoca ayrımı yapmaz. Şimdi Polat abiye söyleriz sabun gelir” diyerek beni susturdular. Bir öğrencinin kendi fakültesi ve dekanını bu kadar sahiplenmesine ilk defa şahit olmuştum.

Sonraki yıllarda ne kadar haklı olduklarını anladım. Örneğin 2016 yılı Aralık ayında tüm Türkiye’de Halep için yardım kampanyaları başlamıştı. Fakültemiz öğrencileri de okulda yardım malzemesi toplamaya başlamıştı. Sonra birden Marmara İlahiyat Anadolu yakasının yardım toplama merkezi haline geldi ve her yerde gelen malzemelerin toplanması, sınıflanması ve tırlara yüklenmesi işini de öğrencilerimiz yüklendi. Günlerce gece geç saatlere kadar çalışan öğrencilerin yanında hep bir dekan vardı ve onlarla birlikte eşya taşıyordu. Öğrenciler Ali Hoca’ya o kadar gönülden bağlı idi ki birden onu havlara atıp “en büyük dekan bizim dekan” diye tezahüratlar atmaya başladılar. Bu fotoğraf orada çekildi. Kaç dekana nasip olmuştur böyle bir öğrenci sevgisi? Günlerce devam eden kampanyada 7 tır yardım yapıldı. Müthiş bir rakam. O sıralarda dördüncü katın penceresinden karıncalar gibi çalışan öğrencilerine bakan bir dekan gördüm. Mutlulukla izliyordu hem yetiştirdiği öğrencilerini hem yardıma koşan herkesi. Beni görünce o da gülümseyerek ‘Sen hiç ilahiyatta tır gördün mü’ diye takıldı. Hayatımda ilahiyatta tır görmedim ama Ali Köse gibi hoca da dekan da görmedim. Çünkü sadece öğrencilerle değil idaresi altındaki herkese verdiği değer, gösterdiği ilgi inanılmazdı.

Bir gün koridorda Ali Hoca’nın fakültenin temizlik görevlisi ile karşılaştığı ana denk geldim. Hoca ona ismi ile hitap etti ve hasta olan küçük çocuğunun nasıl olduğunu sordu. İkisi de beni fark etmemiştir bile ama ben konuşmalarını duymuş ve çok şaşırmıştım. Bir dekan düşünün temizlik görevlisinin ismini biliyor, ailesini biliyor, küçük çocuğunun hasta olduğunu biliyor -ki nezle grip gibi ciddi olmayan bir hastalıktı- ve onu merak ediyor. Değil temizlik görevlisi kendi çalışanlarını tanımayan, umursamayan nice amirler biliyorum.

Ali Hoca’nın odasında denk geldiğim en ilginç konuşmalardan biri de bir taziye ile ilgilidir. Fakültemiz görevlilerinden biri vefat etmişti. Personel şefi de Ali Hoca’ya gelerek, vefat eden arkadaşları için fakülte caminde lokma dağıtmak istediklerini söylemişti. Ali Hoca öncelikle maddi kısmını kendisinin halledeceğini söyleyerek personelin kendi aralarında para toplayarak bu işi yapmalarına izin vermedi. O paraları merhumun ailesine gönderdi. Para kısmı halledildikten sonra iş lokma dağıtımına gelince Ali Hoca kamyonun gelip yanaşması, cami çıkışında herkese dağıtması sırasında hijyeni sağlama güçlüğü gibi konuları dile getirdi, belediyelerin bu işe sıcak bakmadığını anlattı. “Lokma yerine lokum veya kurabiye gibi kuru şeyler dağıtsak” dedi. Şef kabul etti ama “onları ayarlamak da kolay olmayabilir” dedi. Bu cümleden ve yüz ifadesinden Ali Hoca bir şeyler sezdi ve “gönlün lokmadan yana gibi” dedi. Şef, “rahmetli lokmayı çok severdi” deyince Ali Hoca saniye düşünmeden “tamam lokma dağıtıyoruz” dedi. Hemen telefonlar açtı ve tüm organizasyonu ayarladı. Şefin yüzündeki tebessümü de karşısındakinin kaşından gönlünden geçeni anlayıp şartları zorlayarak gönül yapan dekanı da!

Yine bir gün fakültenin bir personelini okulun duvarlarını boyarken gördüm. Daha önce de onu boyacı olarak birkaç kez görmüş ve “okulumuz size çok şey borçlu, her işimizi yapıyorsunuz” demiştim. Nazikçe “estağfurullah” demişti. Bu sefer takıldım ve “keşke buraya işe girerken boyadan da anladığınızı hiç söylemeseydiniz” dedim. Gülümsedi. “Yok hocam şikayetçi değilim severek yapıyorum” dedi, “Hem Ali Hoca’nın hatırına çalışıyorum”. Gülümsedim ve “sanırım hepimiz onun hatırına çalışıyoruz, ne dekan ama” dedim. “Hocam ama o daha çok çalışıyor” dedi. “Bakıyorum kendisi her işe koşturuyor, her an yanımızda. Onu görünce ben de severek çalışıyorum, bu okulu kendi evim gibi görüyorum gerçekten. Ama o, odasında oturan bir dekan olsa, “paranı alıyorsun tabi her işi yapacaksın” dese böyle olmazdı. Oysa o hep içimizde ve hep çalışıyor. Ben de severek çalışınca Allah bereketini veriyor. 3 çocuğum var 4. yolda. Evimiz kira ama halimiz vaktimiz yerinde. Bana çok çalışıyorsun diyorlar ama ben aileme de rahatça vakit ayırıyorum. Geçen gün gece 1’de çocuğumun performans ödevine yardım ettim, 4’e kadar uyudum ve kalkıp okula geldim. Dekanımız bu ortamı oluşturmasa böyle yapamazdım” dedi. Çok etkilendim…

Dışardan bakıldığında Ali Hoca bir din psikolojisi hocasıdır. İlahiyatlarda din psikolojisi dersi de İslam Hukuku, Tefsir, Hadis gibi dersler arasında pek önemli görülmez ve biraz İslam düşüncesine uzak Batılı anlayışa yakın görülür. Bu nedenle din psikolojisi hocaları da İslami geleneğe daha uzak algılanır. Din söz konusu olduğu zaman Ali Hoca’nın farkı, din psikolojisi hocası olmasına rağmen Kur’an-ı Kerim ve efendimiz sünnetine dair müktesebatı ile klasik İslam düşüncesine olan hakimiyetidir. Hocanın din anlayışı hiçbir zaman aşırı uçlara kaymamıştır. O, itidalli İslam anlayışını en zor zamanlarda bile dile getirmekten çekinmemiştir. Ali Hoca’nın dekan odasına girdiğim zaman masasının üstünde her an bir Kur’an-ı Kerim’in bulunduğunu görmek beni şaşırtırdı. Şimdilerde bu durum pek çok kişiye şaşırtıcı gelmeyebilir ancak din ile irtibatın açıkça ortaya konamadığı dönemlerde bu oldukça anlamlıdır. Muhtemelen kendisi bunu fark etmemiştir bile.

Hocanın ibadetler ve Kur’an’la bağı her zaman çok güçlü olmuştur. Hocanın sık sık namaz kıldırması, Cuma namazında okuduğu hutbeler ve Arapçaya olan hakimiyeti onun din ile ilişkisine verilecek güzel örneklerdir. Ali Hoca için din, hayat ile iç içe bir olgudur ki bu söylemini kendi hayatında da gözlemlemek mümkündür. Onun kadar cami cemaatine devam eden İlahiyat hocası dahi bulmak zordur.

Din söz konusu olduğunda Türkiye’nin zor bir imtihan verdiği dönem, 28 Şubat dönemidir. Başörtüsü yasağının en keskin yaşadığı dönemlerde Ali Hoca hep öğrencilerin yanında olmuş, dönemin siyasi ortamına rağmen din ile ilgili görüşlerini açıkça ifade etmekten çekinmemiştir. İslam’ın kamusal alanda sembolize edilmemesi gerektiği üzerine kurulu olan 28 Şubat sürecine açıkça karşı durarak söylem-eylem birlikteliğini göstermiştir. Hatta o dönemde yaşanan şu olay pek meşhurdur. Bir gün kapıdaki güvenlik görevlilerini bir şekilde atlatarak Ali Hoca’nın odasındaki yüksek lisans dersine başörtülü olarak bir öğrenci girmiş, peşinden de güvenlik görevlisi içeri dalmış. Görevli öğrenciden dışarı çıkmasını istediğinde Ali Hoca “kimse benim odamdan öğrencimi çıkaramaz, görev alanınız odamın dışıdır, lütfen siz çıkın” demiş. O yıllar, görevden atılırım korkusuyla hocalar dahil kimsenin güvenlik görevlilerine bu cümleleri kuramadığı yıllar olduğu için cesaretin boyutlarını tahayyül etmeniz zor olabilir.

Ali Hoca’nın din konusundaki net duruşunu 15 Temmuz olaylarında da görmek mümkündür. O, 15 Temmuz öncesinde de dini grupların risk taşıdığı alanları açıkça ilan etmiştir. Bu olaylarda sonra da görüşlerini aynı çizgide açıklamaya devam etmiştir. O, ümmet kavramını tüm Müslümanları kapsayacak kadar geniş kullanarak sadece kendi gibi düşünen Müslümanları değil tüm Müslümanları kucakladığını eylemleriyle de hep göstermiştir. Ali Hoca’nın çevresinde her kesimden insan görmek mümkündür. Tek bir dini gruba katılarak onu yüceltmediği için de büyük bedeller ödemişliği vardır. Görünmeyen tarafında Ali Hoca gerçekten kendisine başvuran herkesin yardımına koşan yüce gönüllü bir insandır. Lisans öğrencisinden fakültenin güvenlik görevlisine, milletvekilinden sokaktan geçen amcaya kadar herkesle kurduğu iletişim ve gizliden yaptığı yardımlar hayranlık verecek kadar çoktur. Konuşmalarında hep peygamberimizden örnekler vererek bu işleri yapması onun ümmet bilincinin genişliğini yansıtmaktadır.

Akademik olarak ise Ali Hoca din psikolojisi alanının mihenk taşıdır desem abartı etmiş olmam. Gerçekten de din psikolojisinin en temel konularında ürettiği eserler bu alanın sınırlarını çizen ölçütler olmuştur. Din değiştirme, sekülerleşme, türbe ziyaretleri ve deprem psikolojisi gibi konularda bugün bile onun eserlerinin ötesine geçen bir eser bulmak imkansızdır.
Ali Hoca’nın en önemli özelliğinden bir tanesi sadece Türkiye’de değil dünya literatürüne katkı sağlayan çalışmalar yapmış olmasıdır. Örneğin İngiliz mühtediler üzerine yaptığı ve “Neden İslam’ı Seçiyorlar” başlığıyla Türkçe olarak yayınlanan doktora tezi, “Conversion to Islam” başlığıyla İngilizce olarak Routledge ve Kegan Paul gibi önemli yayınevleri tarafından basılmıştır. Din değiştirme çalışıp Ali Hoca’ya atıf yapmayan çalışma yok gibidir. Ayrıca o, din psikolojisi, din sosyolojisi gibi sosyal bilimlerin tüm dünyadaki akademik gündemini yakından takip eder ve oralara katkı sunar. Onun din psikolojisi görüşü, insan olgusunu anlamak ve onun din ile ilişkisinin psikolojik arka planını açıklamak üzere kuruludur. Bu nedenle o, türbe ziyaretleri gibi bir konuyu önemsiz görmeyip çalışmış, “türbe ziyaretinin İslam’da yeri yoktur” diye kestirip atmamış, insanları oraya yönelten nedenleri açıklamak için araştırma yapmıştır. Burada ve bütün din psikolojisi çalışmalarında yargılayan değil anlamaya çalışan yaklaşımını görmek mümkündür. Zira hocanın dini yönü gibi bilimsel yönü de oldukça güçlüdür. Yakın dönemdeki açıklamaları da psikolojik ve sosyolojik gerçeklere dikkat çekmekten başka bir şey değildir.

Ali Hoca’nın din psikolojisi görüşlerinde birey-toplum ilişkisi de ilgi çekmektedir. Bu nedenle sosyoloji ve sosyal psikoloji gibi alanlarda da pek çok eser vermiştir. O, dini tecrübeyi ele alırken bireyin içinde bulunduğu grubun etkisini yadsımaz. Bireyin toplumu oluşturduğunu kabul etmekle birlikte toplumun bireyi şekillendirdiği noktaları da isabetli bir şekilde tespit eder. Bunun onun sekülerleşme ve dini gruplarla ilgili eser ve söylemlerinde görmek mümkündür.

Ali Hoca’nın din psikolojisine katkılarından biri de fikirlerinin az okunan akademik kitap ve dergilerde kalmamış olmasıdır. O, kişisel hayatında her an insanlarla iç içe olduğu gibi ulaştığı sonuçları ve yaptığı tespitleri herkesle paylaşacak yolları da kullanmıştır. Bu nedenle o, pek çok televizyon kanalına konuk olmuş, gazete ve dergilere röportaj vermiştir. Aslında Türkiye’de din psikolojisi alanı 1949’dan beri var olsa da insanların böyle bir alanın varlığından haberdar olmaları büyük ölçüde onun hem akademik hem de medyatik platformlarda paylaştığı düşünceleri sayesinde olmuştur.

Ali Hoca’nın din psikolojisine katkıları yetiştirdiği veya destek olduğu veya yol gösterdiği veya sadece rol model olarak cesaretlendirdiği öğrencileriyle devam etmektedir. Onlardan biri olma şansını bana lütfettiği için Allah’a sonsuz şükrediyorum.

Tokyo/Japonya

Daha Fazla

1 Yorum

  • Rümeysa
    Rümeysa

    Bir arkadaşımla kantinde satılan bir ürünün fiyatını şikayet etmek için Ali hocaya gitmiştik. Öncelikle bize durumu kendisine bildirdiğimiz için teşekkür etti, sorunlarımız olduğunda her zaman gelebileceğimizi söyledi. Bizi sabırla dinledi sonra kantin görevlilerini arayıp durumu teyit etti ve okul içinde satılan ürünün fiyatının düşürülmesini sağladı. Sonra bize nerede kaldığımızı kaldığımız yere ödediğimiz ücreti burs alıp almadığımızı falan sordu çıkarken de bir kurumdan burs almamıza vesile oldu . Yani sizin anlayacağınız şikayete gidip burs alarak çıktık. Bu durum bizi çok şaşırtmıştı dekan hocamızın mütevazi bir şekilde bizlerle ilgilenmesi vaktini ayırması ve diğer birçok konuda sorularımızı cevaplaması bizi çok mutlu etmişti. Dekanımızı ilk bu şekilde tanıdım.

    Cevapla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir