Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Çarşamba, Ağustos 5, 2020

Yazmak Soylu Bir Eylemdir (Öz-dil-Dil-öz-Döz-il v.s.)

Kalem’e ve onun yazdıklarına andolsun. Yazanların yazdıklarına yemindir bu ayet. Yemin mutlak anlamada çok değerli olan şeylere yapılır Kur’an’da. Ve önünde ki Nun harfi derinliğe işarettir. Derinlik yazma eyleminin ön kabulü gibidir. Yazmak insanı ‘’ol’’maya sevk eden, olgunlaşmayı pekiştiren bir eylemdir. Sezai Karakoç üstada ait olduğunu duyduğum çok güzel bir ifade vardır. Kabın içinde ne varsa dışına o sızar. İçerisinde bir şeyler olmalı. Aşk gibi. Dert gibi. Böylelikle düşünmeye başlar. İnsanı diğer varlıklardan ayıran en temel özellik düşünmesidir de onun için değerlidir o.

Düşünen bir insanın kabına sığması elbette mümkün değil. Rahmetli üstat Necip Fazıl kanaatimce kendi derdini paylaştığı Bir Adam Yaratmak isimli eserinde ki Hüsrev’in ıstırabı tam da böyle bir şeydir. Cümlelerine bir göz atalım öncelikle. ‘’ Bir bıçağın deştiği yerden kan akmaz olur mu? benim de beynimden, kan akıyor. Ben düşünmüyorum beynim kaynıyor. Görüyorum, gözlerimi yumunca görüyorum. Beynimin etten yuvarlağı içinde her düşünce bir damla siyah kan gibi yuvarlanıyor. Ben istemiyorum fakat hiç bıçağın deştiği yerden kan akmaz olur mu?”

Yazmak için düşünmek olmazsa olmazdır. Düşünmek aslında yazmaya anlamını, haysiyetini veren bir iştir. Birçok kişi otomatik öğretilerin neticesinde ortaya çıkan sonuçları bu kapsamda ele almaktadır. Düşüncede aslolan tarihi, coğrafi, siyasi, toplumsal ve kültürel normları ve hatta bu normları oluşturan temelleri derinlemesine ele alabilmektir. Kavramları, kelimeleri anlam ve anlaştırdıkları boyutuyla, öğretileri ve disiplinleri sorgulamayı ve bunlardan neticeler çıkarmayı kapsamaktadır. 

Size verilen donelerden yeni bir şey üretecek tecessüsü içinizde barındırmadan, hatta sizden bilinçli ya da özensizlik neticesi gizlenen hakikatleri eşeleyerek, gerekirse günlerce uykusuz kalarak bulup ortaya çıkarmak ve düşünmenin sonucuna elde ettiğiniz neticeyi, veriyi bazen belki de tüm dirençlere karşı savunma vecibesidir bir yönüyle düşünmek. Sancı çekmeden, emek vermeden elde edilen veya ortalama düzey bir eğitim ile elde edilebilecek veriler çerçevesi ancak susuzluk gidermek üzere su içmesi mahzurlu hasta bedenlerin dudağına sürülen ıslak bezin vazifesini görecektir. Sadra şifa bir kana kana su içme ile kıyas edilebilir mi bu?  

Böylelikle dolu bir ruhun söyleyecekleri, yazacakları mutlak anlamda insanların yararına ürenler, fikirler, düşünceler tam da yaşadığı toplumu doyuracak bir kıvama ulaşmış olur. Yani eğer bir kalem sahibi yazı yazmak arzusunda ise önce içini insan merkezli, hayata katkı, fayda hedefli ve üretimi için cefası çekilmiş değerler ile doldurmalı. Boş bir kap mahiyetinde olunca ancak ya sağdan soldan kopyalama ile ya da hitap ettiği kitlenin algı düzeyini yakalamakla yetinerek bir şeyler kararlar. Aslında Paşa gönlü bilir herkesin ama en azından bir fark eden olursa diye birazcık okuyucuya saygı sadedinde de olsa fikr’ederek ve devşirerek kendisine bir şeyler katarak kaleme sarılırsa fena olmaz.

Adı belli olduktan yani ülke çapında şöhret bulduktan sonra madara olmak hiçbir şeye benzemez. Hem zaten iki bin beş yüz liraya sattığı bir kitabı olan bir yazar (!) kimseye hesap vermez sanılmamalıdır. Çünkü o parayı veren de o rakamı duyan da adamı tefe koyar da yazdığına yazacağına pişman ederler. Tabi sadece dolu olmak yetmez ama bu ilk ve en mühim şarttır. Herkes ‘’ Paşam her sabah kahvaltı ederdi ‘’ cümlesine zaman da para da ayırmak istemeyebilir.

Dertli olmaya gelince biraz ekonomik sıkıntı olmalı sanki. Çünkü sosyete olmuş, yediği önünde yemediği ardında, sattığı fahiş fiyatlı kitaplardan, yazdığı gazetelerden, program yaptıkları belediye ve sair resmi kuruluşlardan aldıkları inanılmaz ücretler neticesinde sahip olduğu mal varlığı yedi soyuna yetecek doygunluğa gelmiş insanlarda zamanla oluşan aşırı rahatlık ve rehavet dolayısıyla üretkenlik belli ki zarar görüyor.

Garibim bu ve benzer saiklerle ilhamını kaybedip te tıkananınca ne yapsın. Kes, yapıştır, yenile metodu ile eski yazılara müracaat kaçınılmaz olmuş demek ki. Bir ay önce ki yazı başkasına ait değil ki intihal suçlaması olsun değil mi ama? Yeni bir şey üretme konusunda ki kabazet ilk dönem sancısından daha acı olmalı ki ara vermek yerine böyle bir yola başvurulmuş zannımca. Kaldı ki her bir yazı için aldığı ücreti bu konuda kendini eleştirenler mi vereceklerdi?

Gerçi kendisini eleştirenlerin bu konuda ona yardımcı olması pek mümkün gözükmemektedir. Ne mal varlığı konusunda ne de yazı başı alınan ücret açısından o ve benzeri yazarların eline su dökemeseler de bilgi, donanım ve dertli olmak hususunda eleştirenlerin birkaç gömlek üstün olduğunu bilsek te çok mühim değil. Onları, zaten bu ilham kabazeti çeken yazarların okuyucuları okumaz. Farkı nereden bilsinler.         

Yazmak ekmek parası için de olabilir. Ama kendisine saygısı olan bir yazar mutlaka çok ama çok okumalıdır. Ve okumakla kalmamalı eğer gerçekten içinden yazma isteği gelmiyorsa ve insanlara fayda sağlayacak bir yazı ortaya çıkaramayacaksa yazmamalıdır. Sadece kendisine değil okuruna da saygısızlık anlamına geleceği aşikâr olan böyle bir tutum kişiyi yıprattığı kadar aynı değerleri paylaşan fikir camiasına da halel getirecektir. Bir de düşünceleri farklılık arz eden yönleri olsa da tüm yazar camiasının güvenilirliğine, saygınlığına vereceği zararı düşündüğünüz zaman yapılacak en iyi şey jübile yapmaktır.

Bir yazar, velûd bir yazar olma özelliğini kaybetmişse ‘’ burada sayın Özdil’i istisna tutuyorum, çünkü bu yaptığı son hareket ile eski yazı ve kitapları da şüphe celp etmiştir;’’ ona yakışan eski eserlerinin ekmeği ile yetinmek olsa gerektir. Kaldı ki kendileri zaten epey büyük bir ekmek almıştı yakın zamanda. Daha sonra da yeni bir şeyler üretmek için iç dünyasını ve dağarcığını zenginleştirmek üzere çalışmak olmalıdır. Bunun özellikle hazır verili fikirler etrafında hayat bulmuş bireyler açısından ne kadar zor olduğunu anlayamayabilirim belki ama en azından yukarıda yaşanan rezaletten de korunmuş olur/du. Her yazarın eninde sonunda yaşayabileceği böyle bir an olabilir. O zaman emekliliğin ve yaşadığı topluma birikimi varsa onu bilâ bedel sunmak ve toplumsal barışa, kardeşlik ve paylaşıma katkı sunmanın tadını çıkarmalıdır. Yok eğer böyle bir meziyeti veya niyeti yoksa kendisine bostan alsın domates, hıyar yetiştirsin. Kişi kendi şanına yakışanı yapmakla en doğrusunu yapmış olacaktır. Olmadı kendilerince kutsal kabul edilen darbeci paşalar gibi son zamanlarını Nü resim çalışmalarıyla süslesinler ama en azından bu topluma daha fazla zarar vermesinler.

Daha Fazla

2 Comments

  • Muhammed Ali
    Muhammed Ali

    Kaleminize sağlık hocam.
    Çalışmalarınızı heyecanla bekliyorum inşallah.

    Cevapla
    • Selehattin Duman
      Selehattin Duman

      Teşekkür ederim. Dua bekliyorum.

      Cevapla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir