Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Salı, Aralık 1, 2020

TRT ve Ahde Vefa

Room 237 (2012), Stanley Kubrick’in “Cinnet- The Shining (1980)” adlı filminin, Hearts of Darkness-A Filmmaker’s Apocalypse (1991) ise Francis Ford Coppola’nın “Kıyamet- Apocalypse Now (1979) adlı filminin çekim belgeselleri. Aslında DVD’lerin yaygınlaşma döneminde pek çok filmin çekim çalışmalarını ek dosya olarak dvd’lere eklemek gelenek haline gelse de, bu iki belgeselin yeri diğerlerinden tamamen ayrı.
Bu yöndeki daha ilginç çalışlar ise, vefat eden yönetmenlerin filmografisinde yer alan film (veya dizi) çalışmalarından ilginç özelliklere sahip olanların dramatik bir kurguyla film haline getirilmesi. Bu çalışmalar içinde başarılı bulduğum iki tanesinden The Girl (2012), Alfred Hitchcock’un “Kuşlar- The Birds (1963)” filminin, My week with Marilyn (2011) ise Laurence Olivier’nin “Prens ve Kız- The Prince and the Showgirl (1957)” filminin konu haline dönüştürülen çekim hikayeleri.
Bedir Acar dostumun dünkü Akşam gazetesinde yayınlanan değerli yazısını okuyunca, (sonradan) aslında son cümlenin ardına “..ama ne yazık ki işimiz hamaset ve eskiye övgü çizgisinin dışına bir türlü çıkamıyor” notunu ekleseydi ne güzel olurdu diye düşündüm. (Kendisi düşündüyse bile, nezaketinden eklememiş olabilir)
TRT’mizin “Nostalji kuşağı” adı altında 80’lerin ilgi çeken dizilerini yayınlamaya başlaması gerçi hiç yoktan iyi.. Ama tek tabanca olduğu dönemle ilgili yaptıkları bu çalışma, avami tabirle “bir zamanlar bu mecraların hepsi bizimdi” öğünmesinin dışında bir anlama sahip değil. TRT eğer sadre şifa bir çalışma yapmak ve “günümüz piyasasında ben de varım” demek istiyorsa; mesela Yücel Çakmaklı’nın Kuruluş/Osmancık veya Küçük Ağa, Halit Refiğ’in Yorgun Savaşçı, Osman Seden’in Çalıkuşu gibi dizilerinin o gün hangi şartlarda çekildiğini, yönetmenlerin eser üretebilmek için hangi zorluklarla mücadele ettiğini ve bu yapımların halkta nasıl karşılık bulduğunu bir TV filmi veya mini dizi halinde çekip yayınlamalıdırlar.
İşte o zaman olay nostaljik takılmanın ötesine geçer, hem o dönemde tüm imkansızlıklara rağmen kurum olarak gösterilen çabayı ortaya koyup kendi itibarını yüceltir, hem vefat eden yönetmenlerin hayırla yadedilmesine sebep olur. Ayrıca, şu anda TRT’ye öyle veya böyle dizi teklif edenlerin iki yıl sonra isimleri bile hatırlanmayacak projeler yerine, 20-30 yıl sonra dahi kendilerini hatırlatacak kalitede yapımlar üretip teklif etmesini özendirecektir.
NOT: TRT, aslında nostalji kuşağında eski kaliteli dizileri-e yer verirken, günümüzde yayınladığı dizilerin (hadi ayıp olmasın diye “çoğunun” diyeyim) nasıl eften-püften, sabun köpüğü, gelip-geçici diziler olduğunu da izleyicilerine hatırlatmış olmaktadır.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir