Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Salı, Ağustos 11, 2020

Siyaset Veli Belirleme Eylemidir

Halkı Müslüman toplumlardaki Müslümanlar bir oyunun içerisine sarılmış gitmektedirler. Daha açık bir ifade ile oyunun bir parçası olmuşlardır. Bu nedenle bizim toplumlarımızdaki siyaset komedidir. Tahterevalli ve yörünge siyasetidir. İslâmî ciddiyet ve duyarlılıktan uzaktır. Bizim bu ifadelerimiz Müslümanları en şerefli ilim olan ve hâkimiyet mücadelesini yüce Allah’ın emrettiği adil siyasetten soğutmaya yönelik değildir. Çünkü insanları iktidar ve hâkimiyet mücadelesi vermekten men eden yalnızca ruhbanlık anlayışıdır. Papazlık medeniyetidir. O bile günümüzde kapitalizmin egemenliği için çalışmaktadır. Bizim gayemiz, Müslümanları alternatif siyaset yapmaya ve dünya sistemine karşılık yeniden kendi medeniyetimizi yeniden inşa etmeye teşviktir. Bu amacın gerçekleşmesi için de siyaset teorimizi ve pratiğimizi yenilemek zorundayız. “Ahkâm-ı Sultaniye” üzerinden alternatif siyaset yapmak ve yeni bir siyaset dili üretmek oldukça zordur. Fakat şu bilinmeli ki 200’den fazla velayetle ilgili ayetin varlığı ve konuyla ilgili Peygamberimizin hadis külliyatı içerisindeki buyrukları Müslümanlara alternatif siyaset yapma imkânını her zaman verir. Bunun anlamı şudur; dünya sisteminin tek alternatifi İslâm’dır. Sadece istenen, Müslümanların kendilerine oynanan oyunun farkında olmaları ve kendi kaynakları üzerine yoğunlaşarak alternatif siyaset taleplerini sistematik hâle getirmeleridir. Yörünge siyasetine de inanmamaları ve bel bağlamamalarıdır. Onu meşrulaştırmak için dini de istismar etmemeleridir.

Şunu esefle belirtelim ki Müslümanlar kadim dönemlerde zalim siyasetle kuşatıldıkları için yukarıda bahsettiğimiz velayetle ilgili ayetlerin yorumunu bile Kur’an’ın ruhuna uygun biçimde tefsir edememişlerdir. Velayetle ilgili ayetlerin tamamı siyasal velayetle ilgilidir. Tasavvufi velayete indirgenmeyecek kadar da ciddidir. Ayetlerin dinin ruhuna uygun yorumu zalim siyaseti sorgulamayı emrettiği için ulemamız sindirilmiştir. Sindirilemeyenler de siyaseten veya başka bir gerekçe ile katledilmişlerdir. Böyle ciddi bir konunun anahtar kavramına bugün bile meallerde “dost, sevgi” anlamlarının verilmesi ilmi ciddiyetimizle (!) alakalıdır. Ruhbanlık cahiliyesi nasıl iktidar mücadelesi vermedi ise modernitenin kiliselerinden icazetli zevat da ağzını doldurarak “İslâm’ın iktidar talebi yoktur” diyerek aynı mücadeleden kaçmış ve selameti dünya sistemine teslimiyette bulmuştur. “İslâm’ın iktidar talebi yoktur.” şeklindeki hüküm cümlesi Allah adına söylenmiş bir sözdür. Allah’a iftiradır. Dini tamamen mahkûm etmeyi ve edilgen duruma düşürmeyi amaçlamaktadır. Firavunların sarayına taş taşıyarak ve sistemlerinin/batı medeniyetinin ayakta durması; tıkanma noktalarının tedavisi üzerine fikir imal ederek Müslüman olunmaz. Yeni bir medeniyet ve siyasette inşa edilmez.
İslâmî siyaseti, velayetle ilgili ayetlerden yola çıkarak tanımlarsak; İslâmî siyaset, velî belirleme eylemidir. Bu işi yaparken Allah’ın sevdiği nitelikteki kişileri Kur’an’dan iyi tanıyıp siyaseti onlarla yapmamız gerekir. Kur’an’a göre Allah Teâlâ; ihsan edenleri,[1] tevbe edenleri,[2] madden ve manen temizlenenleri,[3] muttakileri,[4] sabredenleri,[5] tevekkül edenleri,[6] adaletle hükmedenleri[7] ve cihad edenleri sever.[8] Allah Teâlâ’nın sevdikleri kimselerle siyaset yapmak ne kadar önemli ise sevmediklerinden uzak durup velayeti onlara teslim etmemekte o kadar önemlidir. Rabbimiz Kur’an’da sevmediği kimselerin niteliklerinden de bahsetmiş ki Müslümanlar en azından yönetim erkini onlara teslim etmesinler. Hatta Allah’ın sevmediği kişilere siyasal hâkimiyet vermekle iman arasında ilgiler kuran İslâm, kendileriyle velayet bağının zayıfladığı veya olmadığı grupları şöyle ifade etmiştir. Yüce Allah; haddi aşanları,[9] fesatçıları,[10] günahkâr kâfirleri,[11] kâfirleri,[12] zalimleri,[13] böbürlenip övünenleri,[14] hain günahkârları,[15] çirkin ve kırıcı söz söyleyenleri,[16] fesat çıkaranları, bozguncuları,[17] israf edenleri,[18] kibirlenenleri,[19] hainleri[20] ve şımarıkları sevmez.[21] Allah’ın sevmediği bu gruplara velayeti teslim edip sonrada onlara övgüler yağdırmak ve batıl üzerine bina edilmiş mülklerinin bekası için çalışmak Müslümanca bir davranış değildir. Hz. Peygamber bu tür kötü idarecilerin durumlarını şöyle açıklamıştır: “Her şeyi bozup fesada veren bir afet vardır. Dinin afeti ise kötü idareciler vasıtasıyla olur.”[22] Bu tip idarecilerden endişesini; “ Sizin hakkınızda en korktuğum şey doğru yoldan (ve düşünceden) ayrılmış idarecilerdir.”[23] şeklinde dile getiren Peygamber Efendimiz, zalimlerle ve kâfirlerle ortak siyaset yapılmasını ise şu evrensel ifadesiyle hükme bağlamıştır: “ Her kim ki bir kimsenin zalim olduğunu bilerek ona yardım etmek kastıyla ortak hareket edecek olursa böyle bir kimse kesinlikle İslâm’dan çıkmıştır.”[24] Yukarıdaki ifadelerden de anlaşılıyor ki siyaset bir amacı gerçekleştirmek uğruna yapılır. Kur’an bu amacı makro plânda açıklamıştır. “Fitnenin olmadığı bir toplumsal yapı”yı[25] inşa etmektir. Böyle bir yapının inşasında siyasetin değil varlığını, zorunluluğunu Hz. Ali şöyle açıklamıştır: “Mülk/siyaset ve din kardeştirler. Biri diğerinden müstağni değildir. Din esastır; temeldir. Siyaset ise bekçidir. Temel olmadığında bina yıkılır; bekçi olmayınca da (din) zayi olur.”[26] Hz. Ali Efendimiz bu tarihi açıklamasıyla siyasetin görevini de açıklamıştır. Bütün bu gerekçelerden dolayı din dilinde fasıklar ve zalim siyasiler övülmez. “Zalimlerin bekası için dua edenler Allah’ın mülkünde O’na isyana rıza gösterenlerdir.”[27] anlayışından hareket eden nebevi anlayış siyaseti ilkeler üzerine bina etmiştir.

[1] Bk. Bakara 2 / 193; Âl-i İmran 3 / 134, 148.

[2] Bk. Bakara 2 / 222.

[3] Bk. Bakara 2 / 222; Tevbe 9 / 108.

[4] Bk. Âl-i İmran 3/76; Tevbe 9 / 4, 7.

[5] Bk. Âl-i İmran 3 / 146.

[6] Bk. Âl-i İmran 3 / 159.

[7] Bk. Maide 5 / 42; Mümtehine 60 / 8.

[8] Bk. Saf 61 / 4.

[9] Bk. Maide 5 / 3, 87.

[10] Bk. Bakara 2 / 205.

[11] Bk. Bakara 2 / 276.

[12] Bk. Âl-i İmran 3 / 32;Rum 40 / 35.

[13] Bk. Âl-i İmran 3 / 57, 140.

[14] Bk. Lokman 31 / 18.

[15] Bk. Hac 22 / 38.

[16] Bk. Nisa 4 / 148.

[17] Bk. Maide 5 / 64.

[18] Bk. Enam 6 / 141.

[19] Bk. Nahl16 / 23.

[20] Bk. Maide 5 / 58.

[21] Bk. Kasas 28 / 76.

[22] Suyuti, Celaleddin, Cami’u-s Sağir, c. II, s. 448.

[23] Darimi, Sünen, Rikak, c. II, s. 401.

[24] İbni Kesir, Cami’u-l Mesanid, c. I, s. 427; Heysemi, Zevaid, c. IV, s. 205.

[25] Bk. Enfal8 / 39.

[26] Şemsüddin Ebu Abdullah b. Müflih, Adab-ı şeriyye, c. I, s. 179.

[27] Zemahşeri, Keşşaf, c. II, s. 418.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir