Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Pazartesi, Temmuz 27, 2020

Siyasal Anlamda Sahibi Olmayan Dinin Konuları Din Düşmanlarının Tartışmasına Elbette Açıktır

Hadis metinlerindeki “cedel” ve “mira’” gerginleştirme, münakaşa, mücadele ve atışma anlamlarında kullanılmıştır. Ayetlerle cedelleşmek ve mira’ ifadeleri; ilahi hükümlerin doğruluğunu tartışmaya açmak, onları ön kabullerle test etmek, sahihliklerini münakaşa etmek veya uygulamama hususunda çok indi görüşler ortaya koyup onların doğruluğundan şüphe ederek ortamı gerginleştirmektir. Veya Kur’an-ı Kerim’in ilahi metin ve mutlak doğruluğunu ilimsiz ve usulsüz bir biçimde tartışmaktır. Oryantalist okumalarını doğrunun tek ölçüsü sayıp Kur’an ve sünnete gâvur mantığıyla yaklaşmaktır. Bunlardan hiçbirisi doğru bir yaklaşım değildir. Her şeyden önce şunu bilmek gerekir ki “Kur’an müttakiler için bir hidayettir.”[1] Mü’minlere dosdoğru yol gösterir. İnkârcılar yeterince istifade edemezler. İnsan gerçekten iman etmişse her meselede Kur’an’a müracaat eder.[2] Onunla hayata anlam vermemenin sapıklık olduğunu bilir[3] ve emirleri yasakları karşısında mü’min erkek ve kadınlar için seçme hakkının bile olmadığının[4] farkındadır. Tüm bu ve benzeri ayetler göz önünde bulundurulduğunda Hz. Peygamberin “Kur’an (ayetleri) hususunda cedelleşmek/münakaşa yapmak küfürdür.”[5] sözü de doğru anlaşılmış olur. Rasyonel veya pozitivist kültürün etkisinde kalarak Kur’an-ı Kerim’in doğruluğundan şüpheye düşmek nasıl itikadi bir yanlış ise, egemen anlayışın tesiriyle ayetlerin mutlak hakikati yansıtmasını münakaşa etmek de bir o kadar sapıklıktır. Bu nedenle Resulullah; “Kişiye Kur’an’dan önce iman verildi…” buyurmuştur.

Egemen anlayışın ve pozitivist bakışın etkisiyle komplekse düşenler hiçbir meseleye çözüm üretecek ilmi kudrete sahip olamadıklarından ve İslâm’ı çağın öznesi yapabilecek cesaretten mahrum oldukları için verili duruma; dünya sistemine teslim olmayı tercih ederler. Onlar, dünya sistemi ile İslâm’ın çatışma alanlarının tamamında dinimize tarihsel bakarlar ve İslâm’ı 610-632 arasına mumyalarlar. Bu anlayış dünya finans sisteminin Müslümanlar üzerinden işlerlik kazanması için bankacılığı da, faizi de meşru görür. Onlara göre faiz ve riba ayrı şeylerdir. Başörtüsü Müslümanlığı gelecek nesillere taşıyacak olan en önemli kanallardan biri olmak yerine Arap âdetidir(!). Cihad ayetlerinin mensuh olmasını temenni ederler. Hâlbuki bu ayetleri en iyi bilenler İslâm coğrafyasına hem sahip çıkarlar hem de dünyadaki sömürü düzenleriyle hesaplaşabilirler. kUr’an’la cedelleşen kişilere baktığımızda genel olarak gördüğümüz; Hz. Peygamber’in hadis ve sünnetine itibar etmeyerek kendi beyanlarını ve rasyonalist yaklaşımlarını Resulullah’ın tefsirinin önüne geçiren kişilerdir. Beyan ve tefsir bağlamında kendilerini peygamberden bile yetkili gören sorunlu kişilerdir. Hayatın her alanında verili duruma teslim olan bu zevat, Müslümanların öncelikli sorunlarını tespit etmekte Rabbani bir duruştan uzaktırlar. Ömürleri cedelleşmekle geçen bu kimselerin çağın meselelerini tahlil edip çözüm üretebilecek ne bilgileri, ne de birikimleri vardır. Hatta ne de böyle bir dertleri vardır. Dini hükümler üzerinden polemik yapan bu kimseleri laikçi medya ve avcıları iyi tespit ettikleri için her gün farklı konularda onların görüşlerine baş vurularak dinin hükümleri, milleti dinlerinden soğutmak amacıyla tartışmaya açılmaktadır. İlginç olan ise bu tartışmaları yaptıranların dine bütünlük çerçevesinde inanmamalarıdır. Bunların hepsi de dedelerinin veya ninelerinin Müslümanlarıdırlar(!). Boşlukta İslâm hukukunun zor meselelerini ayrıntılı tartışmaya açmak bu konuda önemli bir örnektir. Ülkemizde sanki İslâm hukuku meriyette imiş gibi hararetli “recm” tartışmaları yapmak tipik bir akılsız tartışma ve cedelleşme örneğidir. Bizim kanaatimize göre asıl tartışılması ve tavır belirlenmesi gereken şey; zinayı serbest bırakan, kâfirlerle uyum içerisinde olmayı yeğleyen, ona giden yolları teşvik eden, ailelerin fuhşa bağlı dağılmasına göz yuman ve ahlaksızlıkta, ümmeti fesadın zirvesine çıkaran sistemin/düzenin kendisidir. Maalesef sistemin çok radikal ve fundamental sahipleri olduğu için verili düzenin asla meşruiyeti tartışılmıyor. Buna karşın dinin siyasal anlamda sahibi olmadığından dolayı kem kendisi hem de muhtevası tartışma konusu yapılmaktadır. Kaybedenler ise kitlesel irtidada zorlanan kimselerdir.

[1] Bakara 2/2; Bak: İsra 17/9

[2] Bak: Nisa 4/59

[3] Bak: Maide 5/44, 45, 47

[4] Bak: Ahzab 33/36

[5] Ahmed, Müsned (Tah: Muhammed Şakir), h.no: 7499, c.XIII, s.249; Ebu Davud, 9, Sünnet, 5, h.no: 4603, c.V, s.9; Hakim, Müstedrek, h.no: 2883,c.II, s. 243; Heysemi, Zevaid, c.I, s.157

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir