Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Pazar, Ocak 17, 2021

Şeyh Said Kıyamı ve Dersim İsyanı – 4

Dizi yazımıza Cumhuriyet sonrası Tek Partili CHP döneminde bölgede oldukça insan kaybına neden olan iki büyük olaya iki farklı pencereden bakacağız.

İlk pencereden bakacağımız olay, Dini inançla iltisaklı olan Şeyh Said kıyamı, ikincisi ise Mezhebi inançla iltisaklı olan Dersim isyanıdır.

Bu nedenledir ki, bir kez daha Cumhuriyet sonrası Şeyh Said Kıyamı ile Dersim isyanını ayrı tutmak gerekir.

Öncelikle üzerinde duracağımızı başlıkta da belirttiğimiz üzere, Şeyh Said Kıyamına Dersim’in kızılbaş aşiretlerinin bakış ve tasarrufları nasıl olmuştur o duruma bakalım şimdi.

Bir alevi aşiretine mensup olan, Mehmet Şerif Fırat, kıyam’la ilgili notlarında, “Alevi aşiretler, Şeyh Said kuvvetlerini kuşatarak hayli zayiat verdiler.” diyor.

Yani kısaca ve öz olarak, Dersimin alevi aşiretleri, Şeyh Said’in yanında yer alan Sünni Kürdleri öldürdüler demek istiyor.

Fırat, bu durumu da şu gerekçeye bağlıyor; “Daha 17 Şubat’ta, Varto’daki Hormek ve Lolan aşiretleri Üstükran nahiyesi merkezinde toplanarak kıyama karşı koymayı kararlaştırdılar. Çünkü Şeyh Said’e karşı hükümete yardımcı olacak aşiret ve liderlerine ayrıcalık tanıma gibi, duyanın ağzının suyunu akıtan vaadler burada sözkonusudur.”1 diyerek tarihe not düşüyor.

Bu vesileyle Dersim’in kızılbaş aşiretlerinin Şeyh Said Kıyamı’nda üstlendikleri rolü gündeme taşıyan Hüseyin Aygün’ün yapmış olduğu bir açıklama oldukça önem taşıyor.

Zira bir gazeteye yaptığı açıklama da Hüseyin Aygün;” Dersimlilerin Şeyh Said kıyamında rol aldığını” söyleyecektir. 2

Gerek Mehmet Şerif Fırat’ın, gerekse Hüseyin Aygün’ün Şeyh Said kıyamında tek partili CHP hükümetinin yanında yer alarak çarpışan aşiretler ve ileri gelenler ekte sunduğumuz fotoğrafta da gösterilen kişilerin maiyetindeki güçleri olmuştur.

Evet, 1925’te hükümetin yanında yer alan Dersimin aşiret mensupları, 1926 yılında Ankara’ya davet edilerek kendilerine takdirname verilenler olmuştur.

Ancak ne var ki, 22 kişilik aşiret liderleri ve ileri gelenlerinin 16 tanesi, 1938’deki Dersim İsyanı’nın ardından öldürülürken, tarihin garip bir cilvesiyle Şeyh Said’in ve arkadaşlarının başına gelenler bu kez onların başına gelecektir.

1926’da Ankara’ya davet edildikleri sırada resimleri çekilen aşiret reislerinin adları ve ölüm tarihleri:

Oturanlar, soldan sağa:

  1. Abbasan aşireti reisi Miço Ağa, 1938’de Dersimde kurşunlanarak öldürüldü.
  2. Pezgoran aşireti reisi İbrahim Ağa, 1938’de yakılarak öldürüldü.
  3. Karabal aşireti reisi Kangozade M. Ali Ağa, 1938’de öldürüldü.
  4. Malatya Valisi Bozan Bey, Malatya adına toplantıya katılmıştır.
  5. Elaziz Valisi Ali Cemal Bey Bardakçı.
  6. Ferhedan aşiret reisi Cemşi Ağa, 1938’de öldürüldü.
  7. Abbasan aşireti reislerinden İbrahim Ağa, 1938’de öldürüldü.
  8. Yusuf an aşireti reisi Kamber Ağa, 1938’de Elaziz’de öldürüldü.
  9. Kırgan aşireti reisi Zeynel Ağa, 1938’de Dersimde öldürüldü.

Ayaktakiler soldan sağa:

  1. Karabal aşiret reislerinden KocoAğa, 1938’de Dersimde öldürüldü.
  2. Albeyan aşiret reislerinden KocoAğa, 1938’de Dersimde öldürüldü.
  3. Karabal aşiretinden emekli subay Haydar Efendi, 1938’de İstanbul’a sürüldü.
  4. Beran aşireti reislerinden Hasan Efendi, 1938’de İstanbul’a sürüldü.
  5. Seydan aşireti mümessili Dr. Nuri Dersimi, 1937’de Suriye’ye iltica etti.
  6. Pevangan aşiret reisi Cafer Ağa, 1938’de Dersimde öldürüldü.
  7. Peyavangen aşiret reislerinden Süleyman Ağa, Antalya’ya sürüldü, orada öldü.
  8. Bamasoran aşiret reisi Yusuf Ağa, 1936’da 30 kişi ile beraber çığ altında kalarak öldü.
  9. Alan aşiret reisi Ali Ağa, 1938’de Dersim’de öldürüldü.
  10. Şadyan aşiret reisi Veli Haki Rejiki, Dersim’de kalmıştır.
  11. Kırgan aşiret reislerinden Mustafa Ağa, 1938’de öldürüldü.
  12. Soran aşiretinden Hıdır Ağa, 1938’de öldürüldü. 13. Aga’si Arelli Asireti Hasan Basri Bircan Ağa (İstanbul da yasiyor) ve Millet Vekili dir.3

İstiklal Mahkemesi Başsavcısı Ahmet Süreyya Örgeevren, Şeyh Said’in idamından önce kendisini vasi tayin ettiğini ve vasiyetnamesini hazırladığını yazmıştır:“Nitekim Şeyh Said Efendi idamından biraz önce tevkifhanede yazdığı bir vasiyetname ile beni bu vasiyetin icrası için vasi nasb ve tayin etmiş bu vasiyetnamesi asılmasından sonra bana verilmişti. Bu vasiyet; üzerinde bulunan ve maliye veznesine verilmiş olan parasından veresesinden kimlere verilmesine ve kendisi için mezar yaptırılmasına dairdi… Mahkemenin müdde-i umumîsi bulunduğum için, Şeyh’in vasisi sıfatıyla bu vesayeti kabul ve icra edemezdim. Onun için resmî ve itimat edilir bir el ile vasiyetinin yerine getirilmesi için vasiyetnameyi, Ankara’da İçişleri Bakanlığına göndermiştim.” 4

Ağır ağır ilerleyen idamlıklar kafilesinin ortasındaki Şeyh’in dudakları belli belirsiz hareket ediyordu. Yaşından beklenmeyen bir çeviklikle darağacına doğru yürüdü.

Sehpaya geldiğinde Son Saat gazetesinin özel muhabirinin, hatıra olsun diye uzattığı deftere, şu Arapça beyiti yazacak kadar serinkanlı ve müvekkildi;

Velaübali bi-salbi ala cüzui’r –redi
Lev kane masrai fillahi ve fiddin

(Eğer Allah için, din için kavga vemişsem
Basit dallarda asılmaktan perva etmem)

Muhammed Said Palevi el-Amidi
28 Haziran 1925, Saat: 02,30
Diyerek şahadet şerbetini içmişti, Şark İstiklal Mahkemesi tarafından Şeyh Said’in mezarının yaptırılması kabul edilmesine rağmen, halen mezar yerinin nerede olduğu da tam olarak bilinmemektedir. 5
Bütün bu gerçekler PKK terör örgütünün Kandil’deki üst yönetimini ellerinde tutanların seküler mezhepçi oluşları, örgütün kimlerin kontrolünde ve asıl amaçlarının ne olduğunu kısaca bize özetlemektedir.

Aslında Koçgiri İsyanı’na Sünni Kürdlerin ilgisiz kalmaları, yine 1937-1938 Dersim İsyanı’nda Sünni Kürdlerin Dersimli Alevileri desteklememeleri de, Dersim Alevilerince bugün hâlâ tartışılmaktadır.

Dersim İsyanında idam edileceklerin başında gelen Seyit Rıza ve arkadaşlarının idamları için CHP hükümetince Ankara’dan gönderilen siyasi tarihimizin önemli isimlerinden eski vali ve Dışişleri Bakanlarından İhsan Sabri Çağlayangil Seyit Rıza’nın idamını anlatıyor.
Cesaretini takdir etmekten kendimi alamadım.
“Seyit Rıza, sehpaları görünce durumu anladı. ‘asacaksınız’ dedi ve bana döndü;”Sen Ankara’dan beni asmak için mi geldin?”. Bakıştık. İlk kez idam edilecek bir insanla yüz yüze geliyorum. Bana güldü. Savcı namaz kılıp kılmayacağını sordu. İstemedi. Son sözünü sorduk. ‘Kırk liram ve saatim var. Oğluma verirsiniz dedi. Bu sırada Fındık Hafız asılıyordu. Asarken iki kez ip koptu. Be, Fındık Hafız’ın idamı bitti. Seyit Rıza’yı meydana çıkardık. Etrafta kimse yoktu. Ama Seyit Rıza, meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa hitap etti:’Evlade Kerbelayımé, bé gunayımé, ayıbo, cineyata. (Evlad-ı Kerbelayız, günahsızız, ayıptır, zulümdür, cinayettir) dedi. Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağıyla tekme vurdu, infazını gerçekleştirdi. (…) İhtiyarın bu cesaretini takdir etmekten kendimi alamadım.”6

KAYNAKÇA

  1. Mehmet Şerif Fırat/ Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Farklı Yayınevi-İstanbul, 2007
  2. Cumhuriyet Gazetesi 21 Nisan 2015
  3. Vet. Dr. M. Nuri Dersimi/ Hatıratım, Özge Yayınları, İstanbul-1992
  4. Ahmet Süreyya Örgeövren/Şeyh Said İsyanı ve Şark İstiklal Mahkemesi, Temel Yayınları, İstanbul-2002
  5. Cemal Toptancı/Çözülme, Erguvan Yayınları, İstanbul-2018
  6. İhsan Sabri Çağlayangil/Anılarım, Güneş Yayınları, 2. Baskı, İstanbul-1990

DEVAM EDECEK / PKK VE ALEVİLER.

ŞEYH SAİD

SEYİT RIZA

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir