Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Çarşamba, Kasım 25, 2020

Oryantalizmin Müslüman Üzerinde Etkisinin Olup Olmadığını Belirleme Ölçeği

Bu ölçek bazı hüküm ve önermelerden oluşuyor. Bunları aşağıda vereceğim. Herkes bunlara baksın ve kendi muhasebesini yapsın, arzu ederim. Ayrıca bu ölçek bazılarının dediği gibi “oryantalizmin etkisiyle değil, biz müslüman usulüyle meselelere bakıyoruz” yargısının da doğru olup olmadığını test etme imkanı verecektir. Bu ölçekte kullanılan bazı önermelerin geçmişte sadece bir alim tarafından veya bir bid’at fırka tarafından dile getirildiği söylenebilir. Bana göre onu bugün o haliyle kabul etmek de oryantalizmin etkisidir. Zira neredeyse 10 asırdır o tartışmalar yaşanmamaktadır. Bugün onlar tekrar gündeme geldiyse bu oryantalizmin onları ısıtıp gündem yapması sayesindedir. Oryantalizmin cesaret verdiği bazı simalar bu iddialara can simidi gibi sarılmıştır. Şunu da belirtelim ki, oryantalizmin etkisinde kalmak türlü türlü olabilir. Mesela oryantalizmin etkisinde kalınarak ateist ve deist olunabilir. Hatta imanî ve ilmî anlamda agnostik de olunabilir. Müslüman olunsa dahi oryantalizmin etkisinde kalınabilir. Bunları ayırt etmek lazım. Yani oryantalizmin etkisinde kalmak her zaman “dinden çıkmak” anlamına gelmiyor. Belki denilecekse buna “toplu çarptıkça yürekler” babında “İslam medeniyeti”nden çıkmak denilebilir. İşte oryantalizmden bir demet hüküm ve önerme:

  1. Hz. Muhammed, peygamber değildir. Kur’an’ı yahudi ve hristiyan etkisinde kalarak kendi yazmıştır.
  2. Kur’an’da pek çok zahiren değil, gerçek tarihsel ve bilimsel çelişki vardır.
  3. Kur’an, Allah’tan bir vahiy değil, kendi yazdığı bir eserdir.
  4. İslam denilen din Peygamber dahil ilk müslüman neslin geliştirdikleri düşüncelerin bir toplamıdır.
  5. Sünnet, cahiliyeden beri süregelip İslam zamanında da devam eden, toplumun yaşayan geleneğidir. “Peygamber’in sünneti” tabiri dinî bir muhtevaya sahip değildir. Hz. Peygamber dinde teşrîî maksadıyla herhangi bir şey söylememiş ve yapmamıştır. Bu tabir siyasî gelişmelerin ürünü olup İmam Şâfiî ile birlikte İslâm Hukuku’na girmiştir. Ondan önce sünnet toplumun örfü, Müslümanların ictihâdı anlamındaydı.
  6. Hadisler, ilk siyasi, kelami ve fıkhî grupların çatışmasının bir sonucudur. Hadîs külliyatı İslâm’ın nasıl teşekkül edip geliştiğinin iyi bir belgesi olabilir. Zira hadîsler ilk dönem âlimlerin görüşlerini meşrûlaştırmak için Hz. Peygamber’e isnâd ederek uydurdukları metinlerdir. Bu uyduruk metinler İslâm’ı temsil etmektedir.
  7. Hadisler arasında dünya kadar çelişki vardır. Bu, onların uydurulduğunu gösterir.
  8. Hadisler uyduruk şeylerdir. Zira isnad, Peygamber’den bu yana gelmemiş, aksine geriye doğru işletilmiştir.
  9. Hadisler, Hadîs külliyatı sözlü aktarıma dayalıdır. Onlar, geç tarihte yazıya geçmiştir. Onlara güvenilmez.
  10. Sünnet ve hadis ayrı şeylerdir. Hadis, şifahî rivayettir. Sünnet ise toplumun uygulamalardır. Hadis, toplumun uygulamalarının geriye yansıtılmasını temsil eder. Hadisin bu anlamda yıldızını parlatan ve bir delil olarak İslam hukukuna onu sokan Şafii’dir. Şafii’den hukuki anlamda sünnet delil değildir. Eski fıkıh ekollerinin yaşayan geleneği vardır.
  11. Yaşayan sünnet, ilk devir müslümanlarının yorumlarından ibarettir. Hadis, yaşayan sünnetin sözle Peygamber’e formule edilmesidir.
  12. Hadis hareketinden, yani hadislerin uydurulup Peygamber’e isnad edilmesinden Şafii sorumludur. Zira Şafii’ye kadar dinî anlamda “Peygamber’in sünneti” anlayışı yoktu. Dolayısıyla dinde hadis, otoritesini Şafii ile kazanmıştır. Yine Şafii ile otorite kazanan hadis, Kur’an’la eş değer hale getirilmiştir. İlk nesilde hadisin böyle bir otoritesi yoktu.
  13. Peygamber’in ismet gibi bir sıfatı yoktur. Her türlü günahı işleyebilir. Nitekim işlemiştir de.
  14. Sünnet, hiçbir şekilde vahiy değildir. Sünnetin vahiy ilan edilmesi, onu Kur’an gibi otorite yapmaya yönelik ideolojik bir teşebbüstür. Kur’an’da geçen “hikmet” kelimesine “sünnet” anlamı vermek de hadisin otoritesi için delil aramaktan başka bir şey ifade etmez. Zira dinde böyle bir otorite yoktur ki, hikmet, sünnet olsun!
  15. Hz. Peygamber gaybı bilmez. Gelecekle ilgili bir takım hadiselerden de haber vermemiştir.
  16. Hadisler, ehl-i kitaptan alınmadır.
  17. İslamî araştırmalar yapmak, hadis hakkında yargılarda bulunmak için hadis kitapları değil, edebiyat ve tarih kitapları daha önemlidir. Tarih kitapları, hadis kitaplarından daha güvenilirdir.
  18. Müslümanların geri kalma sebepleri İslam’dır.
  19. Kader, müslümanların geri kalma sebebidir ve bir inanç konusu olmamalıdır.
  20. İslam, kılıç dinidir. İslam, yeryüzünü savaş alanı olarak görmektedir.
  21. Her türlü şiddetin kaynağı Kur’an’dır.
  22. Hiçbir mucize yoktur. her şey tabiat kanunlarına bağlıdır.
  23. Aklın alamayacağı hiçbir şey yoktur. Ve akla aykırı her şey de reddedilmelidir.
  24. Buharî, Müslim ve diğer alimler hadis uydurmuştur. Güvenilmez.
  25. Ebu Yusuf, İmam Muhammed, İmam Malik, Ahmed b. Hanbel hadis uydurmuştur. Güvenilmez.
  26. İbn Şihab ez-Zührî ve pek çok muhaddis siyasilerin uşağı, oyuncağı ve kölesi durumundadır. Güvenilmez.
  27. Sahabenin adaleti yoktur. Sahâbenin adil olduğu varsayımı hayalden ibarettir. Onlar Hz. Peygamber adına yalan söyleyebilmiştir. Rahat hadis uydurmuşlardır. Güvenilmez. Özellikle Ebu Hureyre, meçhul biri olup geç dönemde müslüman olmuş, yalancının tekidir. Çoğu hadisi de İslam’a hizmet amacıyla o uydurmuştur.
  28. Sadece Kur’an yeter. Hadis delil değildir.
  29. Hadis tarihinde uydurma vak’ası bir gerçektir. Bu gerçek ortada iken hadislere nasıl güvenilebilir?!
  30. Geç dönemdeki eserlerde hadîslerin sayısı ilk dönemde yazılan eserlerde bulunan hadîslerden oldukça fazladır. Bu durum hadîslerin sahîh olmadığını, tabir-i diğerle uydurulduğunu gösterir.
  31. Genç sahâbilerin naklettiği hadîsler daha yaşlı sahâbilerin naklettiği hadîslerden oldukça fazladır.
  32. Uygulanan isnâd sistemi keyfi olup hiçbir hadîsin sahîh olduğuna bir delil teşkil edemez.
  33. Müslümanlar sadece isnâd tenkidi yapmış, metin tenkidini uygulamamıştır.
  34. Rical edebiyatı hadisleri değerlendirmede hiç belirleyici değildir.
  35. Kur’an’da sünnet de tarihseldir. Tarihsel olarak eleştirileri de yapılabilmelidir.

Ölçek biraz Kur’an, ama esasen hadis ağırlıklıdır. Dolayısıyla tefsir, kelam, mezhepler, fıkıh, tasavvuf ile ilgili de böyle ölçekler hazırlanabilir. Elbette bu ölçek, akademik tarzda hazırlanmamıştır. Bu yönüyle tartışılabilir. Fakat muhakkak bir fikir de verir.

Son olarak akla “oryantalizmin etkisini belirlemeye gerek var mıdır?” gibi bir soru gelebilir. Herkes düşünüyor, düşündüğünü dile getiriyor. Bunu oryantalizme bağlamaya gerek var mıdır? Bizzat kişiler üzerinde durmamak kaydıyla -o da açıksa başka tabii- bana kalırsa vardır. Eğer öyleyse vardır. Yok zanna dayalı söyleniyorsa veya itham söz konusu ise tabii ki bundan uzak durulmalıdır. Bir insan, diyelim ki, sahabenin adaleti ile ilgili bir şey söylüyor. Bu söyledikleri de şia’nın iddiaları. Şimdi burada bir şia etkisinden söz etmeyecek miyiz? Diyelim ki, tasavvuf, kabir, şefaat, tevessül gibi konularda aşırı düşünceler var. Burada bir vehhabilik etkisinden bahsedilemez mi? Diyelim ki, hadislerde vaki olan çok şeyi sırf akla dayalı olarak reddediyor. Burada bir mutezile etkisinin olduğunu tespit etmek çok mu yanlış? Diyelim ki, biri felsefî anlamda öyle düşünceler serdediyor ki, faraza Kant, Descartes veya falanla aynı. Bu düşüncelerin arkasında bunların etkisi olduğunu söylemek isabeti değil mi? Diyelim ki, insanlar nebi olduğunu iddia ediyor, hurufiliğe kaçıyor, Kur’an’a olmadık batınî manalar veriyor. Bunlara yanlış deriz demesine de ayrıca bunların falan batıl mezhep veya akımın etkisi altında kaldığını da söylemek gerekmez mi? Yine bir takım insanların bazı davranış ve düşüncelerinde mesela, “yeni dinî hareketler”in etkisi olduğunu söylemek bir gerçeği ifade etmek değil midir? Vallahu a’lem Selam ile.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir