Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Çarşamba, Temmuz 1, 2020

Libya’nın Fransa’yla İmtihanı

Türkiye destekli Ulusal Mutabakata Hükümeti’nin (UMH) Trablus’u tamamen ele geçirmesi, akabinde Tarhune ve stratejik öneme sahip Vatiyye askeri üssüne hâkim olması, tüm dünyada büyük yankılar uyandırdı. Nitekim New York Times gazetesi, “Türk ateş gücüyle desteklenen Libyalı savaşçıların başkent Trablus’taki büyük bir hava üssünü ele geçirmiş olmasının Hafter’in sonunu getirebileceğini ve “artık Türkiye’nin Libyası oldu” denilebileceğini deklare etti. Bu gelişmeler üzerine, -büyük bir telaşla – Mısır’ın diktatörü Sisi’ye koşan Hafter, “UMH birliklerinin ilerlememesi ve yabancı güçlerin (Türkiye kastediliyor) ülkeyi terk etmesi” şartıyla 8 Haziran tarihinden itibaren geçerli olmak üzere bir ateşkes ilan etti. Kahire Bildirgesi adıyla duyurulan bu ateşkes önerisine Türkiye’nin cevabı, “Sirte ve Cufra UMH’nin kontrolüne geçmedikçe masanın kurulamayacağı” istikametinde oldu. Ayrıca Türk Dışişleri, bundan böyle Hafter’i, Libya’da müzakere için muhatap alınacak bir aktör olarak görmediğini belirtti. Dengelerin aleyhine döndüğünü gören Mısır hükümeti, Sirte’yi kırmızı çizgileri olarak gördüklerini, ateşkesin kabul edilmemesi durumunda bölgeye asker gönderip Türkiye’yle savaşacaklarını deklare etti. Keza Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı da Mısır’ın batı sınırlarını teröre karşı savunma hakkı bulunduğunu, Mısır Arap Cumhuriyeti’nin güvenliğinin Suudi Arabistan Krallığı’nın ve tüm Arap ulusunun güvenliğinin ayrılmaz bir parçası olduğunu beyan etti.

Öte yandan Rusya, 3500 Wagner askeriyle birlikte sekiz Sovyet döneminde kalma jet ve iki yeni Rus savaş uçağını Hafter’e destek vermek için Suriye’den Libya’ya gönderdi. Nitekim ABD’nin Afrika Ordu Komutanlığı (AFRİCOM) da, Rusya’nın Libya krizindeki kapsamlı rolünü inkar ettiğini, 26 Mayıs 2020 tarihinde MIG-29 tipi jetlerin Rusya tarafından Suriye üzerinden gönderildiğini ve doğrudan Rus müdahalesini kamufle etmek için jetlerin boyandığını doğruladı. Rus jetlerinin Cufra Hava Üssüne konuşlandırılmasının nedenleri arasında, Vatiyye üssünün UMH’nin elinden geri alınması, Hafter’in tekrar güçlü bir aktör olarak sahneye sürülmesi ve Libya’da Hafter aleyhine bozulan hava dengesinin Tobruk lehine değiştirilerek Türkiye’nin müzakereye zorlanması sayılabilir.

Ayrıca Darfur’da yaptığı katliamlarla bilinen Sudan’lı Cancavid militanları, Çadlı isyancılar, 2014’te Ruslar tarafından kurulan Sukur es-Sahra milisleri, İran destekli Hizbullah teröristleri ve Esed rejimi askerleri bölgeye Ruslar tarafından peş peşe sevk edilmeye devam ediyor. Stockholm Barış Enstitüsünün son yayımlanan raporuna göre, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Belarus ve Mısır, Hafter kontrolündeki Bingazi’ye onlarca kargo uçağıyla beş bin tondan fazla askeri malzeme gönderdi. Bu esnada Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Libya’da başarılı hamlelerle ilerlemesi üzerine daha aktif bir biçimde Hafter’e destek vermeye başlayan Fransa, Ankara’nın agresif adımlar attığını, bu süreçte NATO’dan faydalandığını ve NATO görevi yürüten Fransız gemilerini taciz ettiğini öne sürdü.

Nitekim Fransa ve Türkiye arasında bir süredir Doğu Akdeniz’deki doğalgaz aramaları ve Libya iç savaşındaki zıt politikaları nedeniyle dönem dönem gerilimler yaşadığı sır değil. Türk savaş gemilerinin Fransız donanması Courbet’ye üç kez radar kilitlediği ve bu davranışın Fransa tarafından “agresif” olarak tanımlandığı ve bu gerekçeyle Türkiye’nin NATO’ya şikayet edildiği biliniyor. NATO Genel Sekreteri Jens Stoteltenberg, savunma bakanları toplantısının akabinde yaptığı açıklamada, yaşananların net bir şekilde ortaya çıkarılması için soruşturma başlattıklarını deklare ediyor.

Libya iç savaşında Fransa ve Türkiye’nin tutum ve pozisyonları taban tabana zıt durumda. Malum olduğu üzere Türkiye, Birleşmiş Milletlerin (BM) tanıdığı Trablus’taki UMH’yi desteklerken Fransa ise ülkenin doğusunu elinde tutan ve hiçbir meşruiyeti bulunmayan darbeci Hafter’in yanında yer alıyor. Haddi zatında Fransa’nın Libya’ya müdahalesini haklı kılacak en küçük bir gerekçe olmamasına rağmen, Türkiye bölgede meşru yönetimin daveti üzerine varlık gösteriyor. Ne var ki, Fransa Afrika’daki iki yüz yıllık sömürgeci tavrından ve zihniyetinden vaz geçecek gibi görünmüyor. Libya’nın yakın tarihi de, Türkiye’nin ifadesiyle “Fransa’nın karanlık ve izah edilemez Libya politikasının” ana hatlarını ortaya koyuyor.

Bilindiği üzere 2010 sonu itibarıyla Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da başlayan ve ABD ve İsrail’in manipülasyonlarıyla küresel güvenlik meselesi haline dönüşen Arap Baharının vurduğu ülkelerden birisi de Libya oldu. Libya’yı istikrarsızlığa savuran ve parçalanmanın eşiğine getiren ülke ise Fransa’ydı. Hem tarihsel süreç içerisinde ve hem de bugün Afrika’nın başına bela olan sömürgeci Fransa, Kaddafi sonrası dönemde İslamcı bir rejimin Libya’ya hâkim olacağı ve dolayısıyla çıkarlarının zedeleneceği kaygısıyla harekete geçti. Birleşmiş Milletlerin ve NATO’nun kararlarını dahi beklemeden ve Fransa, İngiltere, ABD, Almanya ve BM Temsilcilerinin katıldığı Paris Zirvesi’nin sonucu deklare edilmeden 19 Mart 2011 tarihinde gerçekleştirdiği askeri müdahaleyle ülkeyi kaosa ve anarşiye sürükledi. Müdahalenin resmi gerekçesi, Kaddafi karşıtı güçlerin, muhaliflerin üssü haline dönüşen Bingazi’ye saldırılarını yoğunlaştırmasıydı. Gerçek niyetini gizlemeyen Fransa’nın en büyük önceliği, Kaddafi’nin Fransa bankalarında tuttuğu 200 milyar dolara el koymak oldu.

Bu malul zihniyetin devamı niteliğinde 2016 yılı ortalarında – Libya’da bir askeri helikopterin düşürülmesi sonucu üç Fransız askerin hayatını kaybetmesinin ortaya çıkmasıyla – bölgede Fransız varlığı kayda geçmiş oldu. Ayrıca Temmuz 2019’da Hafter’e bağlı güçler tarafından kullanılan bir üstte Fransız yapımı füzeler ele geçirildi. Fransa bu füzeleri, “ istihbarat ve terörle mücadele misyonlarında görev alan ekiplerin korunmasında kullanıldığı” argümanıyla izah etmeye çalıştı. Haddi zatında Fransa’nın darbeci ve gayrimeşru Hafter’e destek vermesinin arkasında Libya’da İslami bir yönetimi kurulması ihtimaline dayalı olarak çıkarlarına halel gelmesi kaygısı ve muhtemel mülteci akınından duyduğu endişe yatmaktadır. Buna ilaveten Moritanya, Mali, Nijer, Çad ve Sudan’da radikal İslamcı olarak tanımladığı gruplarla Hafter’le birlikte mücadele etmesi de bu desteğin başka bir veçhesini oluşturuyor.

Kıbrıs açıklarında Türkiye ve Fransa’nın eş zamanlı olarak doğalgaz aramaya başlaması, Ada etrafında keşfedilen dev doğalgaz yataklarının çıkarılmasında Türkiye’yi devre dışı bırakan Rum kesiminin Fransız şirketi Total’e lisans vermesi de iki ülke arasında gerilimi tırmandırıyor. En nihayetinde Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 29 Ocak’ta Yunan Başbakanı Kiryos Miçotakis’le görüşmesinin akabinde Türkiye’yi durdurmak için bölgeye Fransız gemilerini göndereceğini deklare etmesi gibi faktörler, iki ülke arasındaki ihtilafı zirveye taşıyan parametreleri oluşturuyor. Sonuç itibarıyla bu gelişmelerin ve çıkar çatışmalarının hiçbirisi, NATO ve BMGK üyesi Fransa’nın bu iki kurumun değerleriyle uyuşmayan bir biçimde Libya’da gayri meşru bir aktöre destek vermesini izah etmek için yeterli argümanları sunmuyor. Zira bu ülkenin NATO müttefikiyle işbirliği içinde olması gerekirken Rusya’nın bölgedeki konumunu tahkim etmesi ve NATO’nun ikinci büyük gücü olan Türkiye ile dalaşarak haksız iddialarını NATO gündemine taşıması, NATO’nun değil, bilakis bizatihi Macron’un beyin ölümünün gerçekleştiğini gösteriyor.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir