Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Çarşamba, Aralık 8, 2021

Kutuplaşmayan Kaybeder…

Toplumsal Kutuplaşma kavramı üzerine; birlikte biraz düşünmeye ne dersiniz? Bu kavramı daha önce duymuş olanlar genellikle toplum ve iktisat yörüngesinde  tanımlamalar yapacaklardır. Gelir ve prestijleri arasında uçurumlar olan sınıf olarak bir tanımlama yapabilirler ki hep böyle yapılmıştır.

Ben bu kavrama farklı bir açıdan bakmak istiyorum. Toplum ve toplumun inançları belki biraz da sosyal psikoloji açısından bakacağım. Toplumsal Kutuplaşma: Kişilerin inanç ve dünya görüşlerini net ve açık olarak ortaya koyarak kendisine toplum içinde bir konum ve tavır belirlemedir.

Tabii ki de bu tanımlama bu kavramı tam olarak tanımlayan bir tanımlama olmayacaktır. Zaten bir kavramın tanımını tam olarak yaptıklarını iddia edenler sadece toplumsal olgulara, olaylara ve kavramlara fanatik bir bakış açısıyla bakanlardır.

Toplumsal Kutuplaşma sürekli Toplumsal Kamplaşma kavramı vizyon ve misyonu ile servis edilir. Bu sebeple de insanlar ve toplumlar bu kavrama iyi gözlerle ve iyi niyetlerle bakmazlar. Bu, bu kavrama bakış yanılgısının en masum olanıdır.

Bir de ve asıl dikkati çekmek istediğim türü vardır ki bu iyi niyetle hatta kurumsal körlük ve kişisel saflık ile açıklanamaz. Kutuplaşma kavramı ne zaman kullanılır ve topluma servis edilir? Bir toplumda bilinçlilik düzeyi ve gelişmişlik artmaya başladığında bu kavram kullanılmaya başlanılır.

Bu kavramın kullanılması için güç dengeleri ya eşit ya da kutuplaşma kavramını servis eden taraf aleyhine olduğu zaman bu kavram servis edilmeye başlanır. Sosyolojik kuramları ve toplumsal gerçeklik olarak kutuplaşmayan bir toplum yoktur, olamaz…

Bir insan topluluğunun kutuplaşmaması ancak o toplumun “Ümmet” boyutunda bir araya geldiği zaman yaşanır. Ümmet boyutunda da sosyal olgu olarak yaşanmasa da sosyal olay olarak nadiren de olsa kutuplaşmalar hatta kamplaşmalar göze çarpabilir.

Toplumsal Kutuplaşma kavramını anlamak için mutlaka Toplumsal Kamplaşma kavramını da dikkate almalıyız.

Toplumsal Kamplaşma: Toplumsal Kutuplaşma sürecini engellemek için gerekirse güç kullanmaktır. Toplumsal Kamplaşma kavramının kod ve motifi “Şiddet ve baskı” içeriklidir. Hatta tek tip toplum için gerekirse buna karşı çıkanları etkisiz hale getirmek de toplumsal kamplaşmanın temel hedeflerdendir.

Tek Tip Toplumun Panzehri Kutuplaşmayan Kaybeder demektir.

Aslında biraz derinden bakınca Toplumsal Kutuplaşmaya karşı çıkmak bunu engellemek Toplumsal Kamplaşmanın ilk sesleri olarak değerlendire bilinir. Ülkemizde Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan inkılaplar toplumsal kutuplaşmanın ortadan kaldırılıp “Tek Tip Toplum”  inşası için atılmış adımlardır.

İnkılap olarak değerlendirilir mi? Şahsi görüşüm değerlendirilemez çünkü inkılap toplumun gönül birliği yani toplumun talebi sonucu yaşanan toplumsal değişimlerdir.

Tek Tip Topluma yöneticiler neden ihtiyaç duyar? İnsanların aynı kavramları düşünmesi aynı dili kullanması hatta aynı giysileri giymesini istemek bir devlet için ne kadar işlevseldir? Şahsi düşüncem bunun hiçbir işlevi yoktur… Buradaki Tek Tip toplum sadece toplumun kutuplaşmaması yani saflarının ve duruşlarının belli olmaması içindir. Toplumsal Kutuplaşmaya karşıyız ya da kutuplaşmayın demenin örtük anlamı biz muhtemel bir toplumsal değişimden rahatsızız ve bu kutuplaşma bir güç olarak bizim için tehlike arz ediyor demektir.

Özellikle ülkemizde son zamanlarda insanlar inançlarını hakikatini dile getirdiklerinde etkin ve yaygın şekilde “Toplumu Kutuplaştırmayın!” tepkisi gösterilir… Bu tepki homojen bir toplumsal gruptan değil heterojen bir toplumsal gruptan gelmektedir. Laikliği destekleyenlerde Muhammed  (sav) sünnetini destekleyenlerin de aynı tepkiyi vermeleri ciddi sosyolojik anlamlar içermektedir.

Kutuplaştırmayın kodlamasını doğru okuyamayan bir toplum muhtemel bir toplumsal değişi ve dönüşümün de önüne geçmiş olur. Son zamanlarda toplumun taleplerinin meşruluğunu sorgulatacak şekilde “Kutuplaştırmayın!” aslında kim kime kutuplaşıyor ve kutuplaşmayı belirleyen kriter nedir bu belirsiz…

Yalın şekilde “Kutuşlatırmayın!” demekle “İslam konusunda kutuplaştırmayın!” demek çok farklı toplumsal karşılık bulacağı için bilerek bu kavram belirleyicisi olmadan kullanılmaktadır.

“Biz herkese eşit mesafedeyiz!” diyenlere “Kutuplaşmayan Kaybeder!” karşılığını vermeliyiz…

Toplumsal kutuplaşmaya karşı çıkanlar aslında bir şekilde kazanımlarını kaybetmekten korkanlardır. Kutuplaşan toplum aynı zaman da safını ve tavrını da belirlemek zorundadır. İşte bu sebeple kutbunu ve safını belli etmek yerine “Biz herkese eşit mesafedeyiz!” gibi sosyolojik olarak hiçbir değeri ve geçerliliği olmayan slogan içerikli cümleler ile karşılık veriliyor…

Bu açıdan bakıldığında birçok toplumsal tepkinin gerekçesi olarak kullanılan gelir dengesizliği aslında toplumsal kamplaşma için kullanılan bir kod ve motiftir. Bu sosyolojik olarak mümkün değildir. Çünkü çalışanlar ve çalışılan işler heterojen olunca; homojen bir gelir olması hem gerçekliğe hem de iktisat teorilerine aykırıdır.

Toplumsal bir paradox vardır. Toplum kazancını bir başkası ile paylaşmaya sıcak bakmaz yani “Sosyalist” bir sistem kapitalist ve liberal bir imkânlaralar dairesinde tasvip edilen bir toplumsal sistem değildir. Buna rağmen küresel olarak Toplumsal Kamplaşma için sürekli gelir adaletsizliğini içeren kod ve motifler ile insanlar meydanlara davet edilir.

Toplumsal Kutuplaşma aynı zamanda toplumsal inanç ekseninde okunması gereken bir kavramdır. Toplumların inanç profilleri belli olması ve etkin olması için kutuplaşma olmazsa olmazdır. Toplumsal kutuplaşmanın sonunda meydana gelecek toplumsal değişimden rahatsız olan çevreler ve otoriteler kutuplaşmayı talep edeneler teklifler ve tehditler ile karşılık verir!

Aslında sosyolojik olarak toplumsal kutuplaşmanın turnusol kâğıdı kutuplaşmaya karşı yapılan tehdit ve tekliflerdir. Tehdit ve teklifler kutuplaşmak isteyen kişi ve gruplarda karşılık bulursa toplumsal dönüşüm ve eğişime büyük bir ket vurulmuş olur.

Biri kutuplaşma kötümü dedi… O zaman… Tamam, şimdi anladım diyeceğiniz bir kelam…

“Bunu bilesin ki, ey amca! Güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseler, ben yine bu dinden, bu tebliğden vazgeçmem. Ya Allah, bu dini hâkim kılar, yahut ben bu uğurda canımı veririm.” Allah Rasulü Muhammed (sav)

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir