Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Salı, Temmuz 7, 2020

Kürd Halkının Kimliğine Yapılan İhanet -2

İlkyazımızda kısaca ve özet olarak Kürd halkının İslamiyet’i kabulleri ile Moğol istilası nedeniyle Anadolu topraklarına göç etmiş Türkmen Kızılbaş Alevilerin İslamiyet’i kabul ediş tarihleri arasında, 240 yıl gibi çok uzun bir zaman olduğunu yazmıştık.

Bu hususta hatırlatmada yarar gördüğümüz gerçek, Hazreti Ömer döneminde Sünni İslami kabul eden Kürdler ile henüz Anadolu topraklarına gelmemiş ve o zamanlar için Şia İslam’ını kabul etmiş olan Türkmenlerin durumunu burada vuzuha kavuşturma amaçlıdır.

Ayrıca Dersimin günümüz Kızılbaş-Aleviliği ile İmam Caferi Sadık’ın Şia mezhebi arasında hiçbir ortak yönlerinin olmadığını da unutmadan hatırlatalım.

Özellikle bu konuya daha geniş bakmakta ve bölgenin jeopolitiği açısından günümüz gündemine taşımakta oldukça yararlı olan bir husus da Anadolu Aleviliğinin Anadolu Kürdleriyle etnik bir hukuklarının olmadığı gerçeğidir.

Yani Anadolu Alevilerinin kimi zaman ve yerde Kürd oldukları hususundaki yanlış ve hilaf bilgilendirmedir.

Aklımıza gelmişken belgelere dayanan ve konu ile ilgili özellikle de Alevi kökenli vatandaşlarımızın görüş ve düşüncelerini burada zikredelim.

Anadolu’daki Alevilik, bir Türkmen Alevisi olan Rıza Zelyut’a göre; “Özü itibariyle Türk kimliklidir. Anadolu Alevilerinin ibadeti olan ‘Cem’ töreni de Türkçe ibadet biçimidir.

Bu topraklarda asla Kürdçe ‘Cem’ yapılmamıştır.

Bugün Kürd-Alevi diye bilinenler bile, ‘Cemlerini’ Türkçe yapmaktadır.

Sadece bu olgu bile sözde Kürd-Alevi’nin Türk-Alevi olduğunu göstermeye yeter.

Bunun da nedeni birlikte hareket ettikleri Alevi Türkmenlerin kimliklerini saklı tutmak suretiyle, Sünni ve Şafii mezhebine sahip mütedeyyin Kürdleri kandırmaya yönelik bir stratejidir.” 1

Kızılbaş Alevilerin Cem evlerinde icra ettikleri sazlı sözlü Sema asla Kürdçe yapılmaz.

Bütün bu Gülbanklar Türkçe okunur. Kızılbaşların Kürdçe Gülbankları olmadığı gibi, burada da Kürdlerle Aleviliği özdeşleştirmek oldukça kasıtlıdır.

Bu stratejinin özellikle son 30 yılımızda yoğun bir şekilde yürütüldüğünü görmekteyiz.

Alevilerin Kürd olmadığını en yüksek sesle bu ülkede dillendirenlerden biri de uzun yıllar CHP’den Dersim Milletvekilliği yapan Kamer Genç olmuştur.

2011 yılında paylaşan terör örgütü PKK’nın, Fırat Haber Ajansı (ANF, NEWS, AGENCY), haberi Kamer Genç’in dilinden aynen şöyle geçmektedir.

“Ben Kürd’üm, Dersimliyim.’ demekle Dersimli mi olunuyormuş?”

“Kürdlerde kadının durumu ile Alevilerde kadının durumu birbirine hiç benzememektedir.

Ayrıca sivil yaşam modeli ile birbirine taban tabana zıttır.

Bu yüzden Anadolu’da dikkat çekecek bir kitle olarak Kürd Alevisi veya Alevi Kürd olmamıştır.

Bu terimler son yirmi yılda ortaya çıkmıştır. Alevileri Kürd göstermeye çabalayan PKK’dır.

Biz Kürd, mürd değiliz kardeşim. Bizim Kürdlükle ne alakamız var?

Biz Dersimliler Kürd değiliz!

Çünkü Kürdler Şafii olur. Biz Şafii miyiz? Biz Türkoğlu, Türk’üz.”2

Kamer Genç, Kürdler Şafii olur gerçeğini dillendirmesinin bir nedeni de burada Kürdlerin Kızılbaş Alevilere kız alıp vermemeleri akrabalık kurmamaları şeklinde de yorumlanmalıdır.

Ancak ne var ki, Avrupa’ya göç etmiş ve özellikle de günümüz terör örgütlerine sempati duyan ve destekleyen asimile olmuş Kürdlerin üçüncü jenerasyonlarının bu konu da bir duyarlılıklarının kalmadığını da itiraf edelim.

Kamer Genç’in bu çıkışını bir başka Dersimli hemşehrisi ve CHP eski milletvekillerinden Hüseyin Aygün’ün de aynı şekilde ancak farklı bir yorumla teyit ettiğine tanık oluruz.

Dersimlilerin Şeyh Said Kıyamı’nın bastırılmasında rol aldığını…”3 söyleyecektir.

(Bu konuya gelecek yazımızda değineceğiz)

Tanınmış Türkiyatçı İrene Melikoff da bu konuda yaptığı araştırmada aynı görüşleri destekliyor.4

Bölgenin etnik demografisi üzerinde yazılar yazmış bir Batılı yazar ve araştırmacı da Martin Van Bruınessen’dir.

 “Alevi Kürdlerin Etnik Kimliği Üzerinde Tartışma” başlıklı yazısında Bruınessen şöyle yazıyor:

“Ritüel dili olarak neredeyse tamamen yalnız Türkçe kullanan ve hatta çoğu Türkçe aşiret adlarına sahip olan Kürdçe ve Zazaca konuşan Alevilerin varlığı, birçok yazarın izahat kabilinde hayal gücünü meşgul etmiş bir vakadır.

Hem Türk, hem de Kürd milliyetçilerinin bu gurupların muğlâk kimliklerini kabul etmekte güçlükleri olmuş ve bunlar sıkıcı ayrıntıları örtbas etmeye çalışmışlardır.”5

Burınessen’in yukarıda yazdıklarından şu sonuçlar çıkıyor:

a) Kürdçe ve Zazaca konuşan Alevilerin neredeyse tamamı ibadet dili olarak Türkçe konuşuyorlar.

b) Kürdçe ve Zazaca konuşan Alevilerin çoğunluğu Türkçe aşiret adları taşıyorlar.

c) Kürdçe ve Zazaca konuşan Alevilerin bu ikili kimlik belirtileri Kürd milliyetçileri ve Türk milliyetçilerinin kendilerinin kaygıları yönünde ilgisini çekmiştir.

Bu yazılanlardan da anlaşılıyor ki, Aleviler daha sonra Kürdçe ve Zazaca konuşsalar da, Bruıınessen’in tezine göre Osmanlı’nın Kürdü veya Ermeni’yi Türkleştirmesi olasılığı yok.

Tam tersine Sünni ve Hanefi Osmanlı Alevi karşıtı olduğu için Alevi Türkmen malını kurtarması için Kürdçe veya Zazaca konuşan bölgeye sığınması daha büyük olasılıktır.

Brunıessen’in Kürdçe ve Zazaca konuşan Aleviler için “Muğlak (Şüpheli) Kimlik” nitelemesi bu durumdan kaynaklanıyor olabilir.

Araştırmacı bu kesime; Muş, Varto ve Hınıs bölgelerinde yaşayan ve Kurmanci konuşan Hormek Aşireti’ni, Zazaca konuşan Lolanlıları saydıktan sonra bunlara; Dersim Şeyh Hasan Aşireti ile akraba olduklarını kabul eden Koçgiri Aşireti’ni de ilave ediyor.

Brunıessen; Dersim bölgesindeki Alevilerin dinsel ayinlerde kullandığı dille ilgili olarak ise, “Bununla birlikte daha özgül Alevi dinsel âdetleri Dersimlileri, Alevi Türklere yaklaştırır.

Gülbank ya da nefeslerinin tümü Türkçedir. 1920’den önce de kesinlikle öyleydi. Nuri Dersimi’ye ve Erzincan Valisi olan Ali Kemali’de, hiç Kürdçe Gülbank olmadığını söylemişlerdir.”6 diyor.

Dersimlilerin nereden geldikleri sorusunu akla getiren ve hem resmî tarih ekolüne başlık olanlar hem

de liberaller olmak üzere birçok Türk akademisyence bu soruya verilen cevap, bunların Kürdleştirilmiş Zazalaştırılmış Kızılbaş Türk Aşiretleri olduğudur, ya da Bruınessen; “Dersim Alevilerinin Türklere yakınlaştıran bir diğer âdet, merkezi Hacı Bektaş Tekkesi ile olan ilişkilerdir.”7 diyor.

Brunıessen’i teyit edenlerden biri de, Dersim eski mebuslarından Hasan Hayri Bey’in şu konuşmasıdır.

1921 yılında T.B.M.M’de yaptığı konuşmada; “Harzem’den gelen ve Türkçe konuşan atalarına Selçuklu Sultanı Alâddin Keykubat’ın yerleşme izni verdiğini, Yavuz Sultan Selim zamanında Alevî Türklerinin Dersim dağlarına çekilmek zorunda kaldıklarını, kendilerini gizlemek için Kürdçe öğrendiklerini, süreç içinde Türkçeden uzaklaştıklarını” açıklamasıdır.

KAYNAKÇA:

1. Rıza Zelyut, Kürd Alevi Yoktur. http://alevierenler.blogcu.com/riza-zelyut-kurt-alevi-yoktur/2926651

2. Sabah Gazetesi, Kamer Genç Röportajı, 8.Haziran.2011

3. Hüseyin Aygün-Cumhuriyet Gazetesi, 21 Nisan 2015

4.Melikoff, Irene, (1993). “1826’dan Sonra Bektaşiler Tarikatı”, Uyur İdik Uyardılar, İstanbul Mimar

Hikmet, (1928). Türk Yurdu, İstanbul- S. 6/200.

5-6-7. Martin Van Bruinessen-Alevi Kürtlerin Etnik Kimliği Üstüne Tartışma, Birikim S. 88,38

Devam Edecek

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir