Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Pazar, Ekim 25, 2020

Kaset Kumpası ile Millet İttifakının Temeli Atılıyor -6

Geçen yazımızda PKK’nin Alisiz Alevilerle örgütsel ve siyasal zeminde kurduğu ilişkiyi, Devrimci Toplum Kongresi (DTK)’den başlayarak, Halkların Demokratik Kongresine geçişinde kat ettiği mesafeyi, Öcalan’ın KCK yapılanmasını nasıl Alevilerin emrine verdiğini belgeleriyle anlatmıştık.

Bu yazımızda ise FETÖ’nün Alevilere yönelik stratejisine bakalım istedik.

Fetullahçı Terör Örgütü’nün deşifre olan yapıları arasında sivil toplum kuruluşları da bulunuyordu.

Bu kuruluşlar üzerinden toplumsal mühendislik projesine soyunan FETÖ’nün etkilemeye çalıştığı kesimler içinde Aleviler de vardı.

FETÖ sanıklardan, Prof. Dr. İsmail Külahlı yargıya verdiği ifadesinde; “Şerif Ali Tekalan’ın “(Eski Fatih Üniversitesi Rektörü) 1990’lı yıllarda ‘Hocadan emir geldi, Alevi gruplarla ilgilenin’ diyordu. Abant Platformu 30. Toplantısını “Aleviler ve Sünniler: Barışı ve Geleceği Birlikte Aramak” başlığı altında gerçekleştiriyordu.1

İlhan Selçuk, Cumhuriyet Gazetesinde FETÖ ve Aleviler konusunda;” Fethullah’ın güdümünde her yıl ‘Abant Platformu’ toplanır. ‘Platform’ bu yıl Aleviliğe ve Alevilere el atmış, diyordu. 2

Fetullahçı Terör Örgütü’ne (FETÖ) ilişkin çok sayıda kitap ve makale yazan Prof. Dr. Nadim Macit;”Fakir Alevi çocuklarını getirip kendi yurtlarında yetiştirerek bir benlik inşa etmeye çalışıyorlardı” diyor

Evet, Aleviler o dönemde bu projeyi ‘Sünnileştirme projesi’ diye eleştirdiler ama aslında olan Alevileri FETÖ’laştırma projesiydi.”

Yine Prof. Dr. Nadim Macit, bir CIA organizasyonu olan, RAND Corporation’ın raporlarında, “FETÖ’nün “Ilımlı İslam projesi” olarak inşa edildiğini, alevi kökenli vatandaşlara yönelik faaliyetlerin bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğini” söylüyordu.

Bütün İslam coğrafyasında değişiklik yapmaya çalışıyorlar. Türkiye üzerine faaliyet gösteren istihbarat kuruluşları, İslam coğrafyasındaki ortaklarını zikrederken, FETÖ’nün ismi geçiyordu.

Bu önerilen strateji Türkiye’de muhafazakâr İslam’ın, burada kastedilen Erbakan geleneğidir, tasfiye edilmesini öngörüyordu. 3

Aslında FETÖ, Alevilere mezhebi farklılıklarından dolayı yaklaşmıyor, kısaca not düşelim siyasi bir obje olarak onları düşünüyordu.

Zira İsrail’e taşeronluk yapan ABD, Rusya, İngiltere ve Fransa tarafından FETÖ ve PKK üzerinden inşa edilmesi tasarlanan Türkiye’nin bölünmesi projesinin, birer aktörü olarak rol biçilen sekülerleştirilmiş Kürd azınlığı yanında, Alevilerin de desteklerine ihtiyaç duyulmaktaydı.

Bu nedenle 1938 Dersim katliamına rağmen Alevilerin Kemalist maskesi altında, siyaset yapan CHP’ye muharref inançları hatırına, bağlılıklarından asla taviz vermemiş ve CHP’nin seçmen kitlesi içinde daima en büyük ağırlığı teşkil etmişlerdi. 

Komplo teorilerine başvurmaya hiç gerek yok, dizi yazımızın ilk bölümünden son bölümüne kadar burada belgelere dayalı yaptığımız yorumların içeriğine baktığımızda, bu yazımızda başlık olarak seçtiğimiz 2010 yılı içindeki Türkiye’yi ayağa kaldıran kaset kumpasının ana nedenine ulaşmış olduğumuzu hep beraber görmek amaçlıydı.

Her ne kadar mezhebe yönelik tarihi süreci gündemimize almış olsak da, kesinlikle her insanın inancına olan saygımızı da burada hatırlatmada tarihi bir görev bildiğimi ifade etmek isterim.

Geldiğimiz noktada izin verirseniz,  ana meselemize yani ülkemizdeki iç siyasetimize ve burada etkili olan ve de etkin olmaya çalışan siyasi aktörlerin icraatına bakalım.

CHP Genel Başkanlığı görevini yürüten Kemal Kılıçdaroğlu’nun, bu göreve getirilmesinde amaç neydi?

Bu özellikleriyle de, Deniz Baykal iki terör örgütü tarafından, kısaca vesayet altında olan ve üst akıldan aldıkları talimatla hareket eden, FETÖ ve PKK tarafından neden istenmiyordu?  

Evet, Deniz Baykal partisinden neden tasfiye edilmişti?

Zira Baykal, Atatürk milliyetçisi ve onun oldukça kuvvetli bir savunucusu idi.

Onun bu duruşu düşünülen projeye asla uygun düşmüyordu.

Bu nedenle de Deniz Bey kendisine kurulan bir kaset kumpasıyla gönderiliyordu.

 Onun yerine Dersim’li bir Alevi olan Kemal Kılıçdaroğlu CHP’nin başına getirilmiş oluyordu.

Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Başkanı olması ile de legal ve illegal Alevi örgütler ana muhalefet partisi CHP’ye hâkim oluyor, CHP’nin Kemalist il ilçe teşkilat mensupları, belediye meclis üyeleri, belediye başkanları, milletvekilleri, parti üst yönetimindeki zevat yavaş yavaş tasfiye ediliyordu.

Bu gelişmeler içinde MHP’yi de ele geçirmek üzere projesi olan FETÖ, burada muradına eremeyince MHP’den ayrılmak zorunda kalan veya partilerince tasfiye edilen sözde milliyetçiler Meral Akşener’in etrafında birleşerek İP’i kuruyorlardı.

İP’in bir seçime TBMM’de gurubu olmadan girmesi onun şansını sıfırladığını gören üst akıl, Türk siyasetinin kirli uygulamalarından biri olarak zaman zaman karşılaştığımız ödünç vekil stratejisi devreye sokuluyordu.

FETÖ’ya minnet borcu olan Kemal Kılıçdaroğlu tarafından TBMM’de yapılan ağlamalı bir törenle CHP milletvekilleri İP’e geçiyorlardı.

Millet İttifakına iştirak eden merhum Prof. Necmettin Erbakan’ın kurduğu Saadet Partisi ise, CIA ajanı Graham Fuller’in organizasyonu olan Rand Corporation’un raporlarında da zikredildiği üzere kurucusu hocasının İslami anlayışı tasfiye edilmeliydi.

Nitekim buda olmuştu.

Geçmişe dönüp baktığımızda bizzat merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın Saadet Partisinde kurduğu ve başkanlığını yaptığı Yüksek İstişare Kurulu (YİK) 27 Şubat 2011 tarihinde vefatından sonra, söz konusu kurulun başına Oğuzhan Asiltürk kendisini başkan ilan ediyordu.

Merhum Prof. Erbakan’ın vefatının daha bir ayı dolmadan, 7 Mart 2011 günü 6 asil üyesi bulunan kurulda sadece 3’ünün bulunduğu bir ortamda kurula kendisinin isimlerini belirlediği yeni 6 üye daha seçtirirken, adeta merhum Prof.Dr. Necmettin Erbakan’In düşüncelerini SP’den tasfiye ediyordu.

Evet, Millet İttifakına oldukça geniş bir pencereden bakmaya gayret ettik.

Tesadüflerden çok, oldukça organize edilmiş çok daha önceleri projelendirilmiş bir senaryonun sadece izleyicisi olduğumuzu tüm Türkiye itiraf edelim.

CHP’nin Tek Partili döneminde bu ülkede en çok zulmü görmüş, acılar yaşamış, kimlikleri, inançları yok sayılmış, katliamlarla karşılaşmış, sürgün zindan ve tehcirler yaşamış Müslümanların, Kürdlerin ve Alevilerin nasıl olur da günümüz nesli dedelerinin yaşadıklarına inat, CHP’nin şemsiyesi patronluğu altında siyaset yapar?

Bu kadar benzemezleri bir araya getirmede hangi amaçla başarılı olur?

Gelin buna sadece Erdoğan düşmanlığı demeyelim, yakın sınırımızda çatırdamaya başlayan iç savaş yaşayan ve parçalanmaya mahkûm kalan Irak ve Suriye’den sonra kesinlikle ülkemiz üzerinde oynanan bir oyunun parçası olarak görelim bunları.

Yoksa çok geç olacak.

CHP’li, HDP’li, İP’li ve SP’li bu ülkenin evlatları, Türkü, Kürdü, Alevisi ve Sünnisi gelin bu oyunu bozalım.

1. https://www.cnnturk.com/turkiye/feto-sanigi-itiraf-etti-hocadan-emir-geldi-alevi-gruplarla-ilgilenin

2. Cumhuriyet Gazetesi 27 Mart 2007                           

3-4. Gerçek Hayat Dergisi/ 23 Ağustos 2016

5. Ahmet Tekdal’ın Oğuzhan Asiltürk’e gönderdiği mektup/2 Ekim 2012 https://www.timeturk.com/tr/2012/10/02/oguzhan-asilturk-e-gonderilen-o-mektup.html

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir