Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Perşembe, Temmuz 2, 2020

Günümüz Müslüman Bilim Adamı

GÜNÜMÜZ MÜSLÜMAN BİLİM ADAMI, AYDIN VE ENTELEKTÜELLERİN VARDIĞI NOKTANIN ŞU OLDUĞUNU GÖRÜYORUM:

Mesela;

Türlerin gelişimin açıklayan bir biyolojik teori var: Evrim.

Ya buna sahip çıkacağız ya da kendimiz yeni bir teori geliştireceğiz. Müslümanların teori geliştirmeye yönelik bilimsel faaliyetleri yok. Sadece eleştiriyorlar. Eleştiri çözüm değil. Ya senin de bir biyolojik teorin olacak ya da var olan teoriyi kabul edeceksin.

Var olan teoriyi kabul ettiğinde Kur’an ve ona dayalı kurulan geleneksel düşünceyle çelişeceksin. Bu durumda ya modern düşünceyi reddedeceksin ya da geleneksel düşünceyle çelişmeden onu yorumlayacaksın. Diğer bir ifadeyle geleneksel düşüncenin yorumlardan bir yorum olduğunu felsefî olarak ortaya koyacaksın. Geleneksel düşünce yorumlardan bir yorum ise o zaman Kur’an’da ilgili ayetleri modern düşünceye uygun olarak yorumlamak da mümkün olabilmektedir. Müslüman evrimcilerin artması bununla ilgilidir. Bunların yaptığı “evrim”in başına “Allah”ı koymaktır: Allah evrimi irade etmiştir. Bu, modern bilimin başına “İslam” kelimesini eklemek gibidir: İslam Bilimi. Acaba mesele bu kadar basit mi?

Mesela;

İnsan, daha özelde kadın hakları bağlamında geliştirilen sosyo-siyasal teori var: Eşitlik.

Ya buna sahip çıkacaksın ya da kendimiz yeni bir sosyal teori veya açıklama tarzı geliştirmek durumundayız. Müslümanların ciddiye alınabilecek sosyal, siyasal ve hukukî teorileri yoktur. Geleneksel teorileri tekrar etmektedirler. Buna dayanarak mevcut durumu eleştirmektedirler. Ama yerine yeni bir model de önerememektedirler. Ya senin de bir sosyo-siyasal teorin olacak ya da mevcut teoriyi kabul edeceksin.

Var olan teoriyi kabul ettiğinde Kur’an ve ona dayalı oluşan geleneksel düşünceyle çelişeceksin. Bu durumda ya modern düşünceyi hatta modern olguyu –ki, bugün yaşanan hadise budur- reddedeceksin ya da geleneksel düşünceyle çelişmeden onu yorumlayacaksın. Diğer bir ifadeyle geleneksel düşüncenin yorumlardan bir yorum olduğunu felsefî olarak ortaya koyacaksın. Geleneksel düşünce yorumlardan bir yorum ise o zaman Kur’an’da ilgili ayetleri modern düşünceye uygun olarak yorumlamak da mümkün olabilmektedir. Miras taksimi, şahitlik, kadının dövülmesi vb. ayetlerle ilgili yapılan budur. Müslüman modernistler ve tarihselciler böyle yapmaktadır. Ancak yöntem olarak ayrılmaktadırlar. Modernistler ayetlerin anlamını tahrif ederek bunu yaparken; tarihselciler ayetin anlamını kabul etmekte, fakat onun kullanım tarihinin bittiğini ilan etmektedir. Bu, modern sosyal teorinin başına İslam kelimesini eklemek gibi bir sonuç vermektedir: İslam modernizmi.

Mesela;

Laiklik ve demokrasi bağlamında geliştirilen bir teori var: Özgürlük.

Ya buna sahip çıkacaksın ya da kendimiz yeni bir siyasal ve felsefî teori veya açıklama tarzı geliştirmek durumundayız. Müslümanların ciddiye alınabilecek siyasal ve felsefî teorileri yoktur. Geleneksel teorileri tekrar etmektedirler. Buna dayanarak mevcut durumu eleştirmektedirler. Ama yerine yeni bir model de önerememektedirler. Ya senin de bir siyasal ve felsefî teorin olacak ya da mevcut teoriyi kabul edeceksin.

Var olan teoriyi kabul ettiğinde Kur’an ve ona dayalı oluşan geleneksel düşünceyle çelişeceksin. Bu durumda ya modern düşünceyi hatta modern olguyu –ki, bugün yaşanan hadise budur- reddedeceksin ya da geleneksel düşünceyle çelişmeden onu yorumlayacaksın. Diğer bir ifadeyle geleneksel düşüncenin yorumlardan sadece bir yorum olduğunu felsefî olarak ortaya koyacaksın. Geleneksel düşünce yorumlardan bir yorum ise o zaman Kur’an’da ilgili ayetleri mevcut düşünceye uygun olarak yorumlamak da mümkün olabilmektedir. Müslüman laiklerin ve demokratların ortaya çıkışı bunun göstergelerindendir. Buna göre Kur’an’da laiklik vardır. Demokrasi arzu edilen bir sistemin adıdır. Bu, mevcut siyasal teorinin başına İslam’ı eklemekle gerçekleştirilmektedir. İslam laikliği; İslam demokrasisi. Aynı şeyi ekonomik alanda kapitalizm için de, liberalizm için de düşünebiliriz: İslam kapitalizm, İslam liberalizmi.

Peki gerçek bu mudur?

Öyle anlaşılıyor ki, gerçek bu olmasa bile mevcut gerçek bize kendisini dayatmaktadır. Bir kere şunu kabul edelim ki, mevcut gerçek gerçeğin tam bir fotoğrafı değildir. Zira mevcut gerçeğe yönelik ciddi eleştiriler de vardır. Batı dünyasında evrim var; evrime yönelik eleştiriler de var. Bilimsel metodoloji var, ona yönelik eleştiriler de var. Ateizm, deizm var, onlara yönelik eleştiriler de var. Teknoloji var; ona yönelik eleştiriler de var. Eşitlik ve özgürlük değerleri var, ama bunlara yönelik eleştiriler de var. Demokrasi ve laiklik var, ama bunlara yönelik eleştiriler de var. Ulusçuluk var, buna yönelik eleştiriler de var. Kapitalizm ve liberalizm var, ama bunlara yönelik eleştiriler de var. Tarihselciler var, ama buna yönelik eleştiriler de var. Rasyonalistler var, ama buna yönelik eleştiriler de var. Eşcinsel taraftarları var, ama buna yönelik eleştiriler de var.

Bu tablo şunu ortaya koyar: Mevcut durum sadece bir teoriden oluşmamaktadır. Teorilerden oluşmaktadır. Bu durumda ya bu teoriyi kabul edeceksin ya bu diyardan gideceksin argümanı bir dayatmadır. Kur’an ve ona dayalı kurulan geleneksel sisteme uygun bir teoriyi seçmek mümkündür. Burada illa bir batılı teoriye yaslanalım anlamında söylemiyorum. Bir “imkan” anlamında söylüyorum. Tabii ki, kendi değerlerimize halel getirmekten sonra batılı bilgi,den de yararlanacağız. Hatta yerine göre bu, kaçınılmazdır da diyebilirim. Elbette en güzeli modern durumu eleştirmekle birlikte bizim bir teori geliştirmemizdir. Bilimle ilgili bir şey söyleyeceksek bilim yapmamızdır. Tarihle ilgili bir şey söyleyeceksek tarih teorisi geliştirmemizdir. Sosyal teorileri, siyasi teorileri bizim inşa etmemizdir. Bunlar yapılırken dahi, modern durumu bilmek zarurettir. Ancak o bilinirse onun üzerine bir tuğla koymak ve bir bilinç inşa etmek mümkün olabilir. Takdir edilir ki, bu ciddi bir mesai ister. Ama bu dünyaya bir şey söylenecekse yapılması gereken budur. Terlemeden bir şey olmaz. Bu noktada topyekun olmasa bile Müslümanların zaafı olduğu bir gerçektir.

Bu bir yana Müslümanların bu noktadaki tembellikleri mevcut durumu onaylamayı gerektirmez. Mevcut durum “durum”lardan sadece bir tanesidir. İnsanoğlunun görüp görebileceği tek “durum” değildir. Bunun önemli olduğunu düşünüyorum. Bu inanç bizim başka değerler karşısında dik durmamızı ve direnmemizi sağlar. Bazen bir şeyin yerine yeni bir şey koyamasak da eldekini korumayı yeğleriz. Yeninin içinde eriyip gitmektense eskinin içinde hayatiyetimizi devam ettirmek daha iyidir. Bu, eskiyi tamamen muhafaza etmek anlamında değildir. Öyle olsa eski de bir zaman gelecek yıkılıp gidecektir. Onun için eski sürekli yenilenmek zorundadır. Ama kendi değerlerine bağlı kalmak şartıyla… Kur’an’ın edebî uslubu bana şunu hatırlatır: Tevhid, evrensel bir hakikattir. Ancak tevhidin sunumu zamanlara göre değişiklik arzedebilir. Yeni şartlara göre yeni delillerle sunum yapılmalıdır. Sanki Kur’an, tevhidi yeni duruma uygun olarak, yani edebî dili kullanarak bize takdim etmektedir. Herhalde Hz. Adem ve diğer peygamberlerde tevhidin sunumu aynı tarzda gerçekleşmemiştir. İşte bu, bize “hakikat”in kendisinin değiştirilmesini değil, “yeniden”, “yeni bir dille”, ”yeni deliller eşliğinde” takdim edilmesini öğretmektedir.

Sonuç olarak denilebilir ki, Müslüman olup bilimle, felsefeyle, sosyal teorilerle, devlet sistemiyle ilgilenenler içinde kolaycılığa kaçanlar vardır. Bunlara göre mevcut durum iyidir. Kabullenilmesi gerekir. Başka çaremiz yoktur. Bunlar kendilerini çaresizliğe baştan mahkum etmektedirler. Evet, Müslümanlar olarak batılı bilgi üretimi karşısında yetersiz olduğumuz söylenebilir, ama bu, çaresizlik anlamında olmamalıdır. Her şey hızlı değişmektedir. Bugün şartlar böyle olabilir, yarın başka türlü… Onun için pes etmenin anlamı yoktur. Ve en önemlisi şunun farkında olmaktır: Bugün batıda üretilen bilgi o kadar eminim ki, salt bilimsel bilgi değil, güç ile de doğrudan orantılıdır. Bilginin arkasında güç vardır. Güç olduğu içindir ki, bilgi de bize sanki tek geçerli ve evrensel bilgi gibi gelmektedir. Belki de bu propagandadır. Acaba mevcut bilginin arkasındaki gücüm zayıflaması halinde aynı bilgi bizim gözümüzdeki değerini koruyabilecek midir? Bütün bunları hesap ederek kendi “kesin” değerlerimizden taviz vermeden yeniye adapte olmalı başarabilmeliyiz.
Yavuz Köktaş

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir